Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

7 Ağustos 2020 Cuma

Ejderha ve Mühür ~ 1. Bölüm: Puklinya


Puklinya... Farklı türlerin bir arada yaşadığı bir şehir. Aslında, bir süre önce "Puklinya" resmi ad kabul edilmesine rağmen yıllarca buraya birçok farklı isim verildi. Esnedim ve toprak yoldan gitmeye devam ettim. "Vay be, burada zaman durmuş gibi." Kadim zamanların yaratıklarının ve bilgelerinin yaşadığı, evlerin ahşaptan, kerpiçten ve taştan (genelde tabii) yapıldığı bu yerin yollarında asfalt olmasını beklediğim yok tabii ama en azından taş dizilebilirdi diye düşünüyorum. Puklinya'da halk üçe ayrılır: İnsanlar, yaratıklar ve ruhlar. Aslında bu ayrımdan çok memnun olmayanlar da var, bunun yetersiz bir sınıflama olduğunu düşünenler. Puklinya dünyada bu türdeki tek yer değil ama en kadimlerinden biri ve "Üçlü Şehirler" arasındaki başkent. Resmiyette yani. Devletlerin bu tür yerlerden haberi var, en azından devletler içindeki derin ve gizli bazı kısımların. Uzun zaman önce bu tür kasabalar haricinde de yaratıklar, ruhlar ve insanlar -farklı kasabalarda da olsa- bir arada yaşarmış ama eh... Çok şey oldu. Olmuştur herhalde, Üçlü Şehirler Tarihi asla iyi olduğum bir alan olmadı. Ah, ah, doğru... İşleri en başından almalı. Damdan düşer gibi konuya daldığım için üzgünüm. Benim adım Utpa. Tuhaf bir ad gibi görünebilir, aslında bir ejderin adı. Tam olarak yer altı denizinin koruyucu ejderlerinden birinin, yılan değil de timsah olanın adı. Şaman soyundan gelen bir insanım, Puklinya'da belli soylardan gelen insanlar düzeni sağlamak için bulunur. Bir çeşit... Memuriyet diyebilirsiniz. Aile kökenlerimi hep biliyordum ama Puklinya için görevlendirildiğimde epey şaşırdım. Pasaportum olmamasının sorun olacağını düşünmüştüm ama Türkiye içinde de buraya gelebileceğim bir geçit varmış. Geçit tam olarak Uludağ'da, burayı gösteren memur (aynı zamanda uzak bir akraba ve beni Puklinya Düzen Bürosu'na tavsiye eden kişi, ne dert ama) geçidin Geyikli Baba tarafından açıldığını söyledi. Binek olarak bir geyik kullandım, "keşke zamanında binicilik dersi alsaymışım" diye düşünmüştüm o zaman. Gerçi geyik binmek ve at binmek arasında epey fark vardır belki. Eski zamanlar gibi anlatsam da aslında sadece bir ay önceydi. Büroya ilerlerken ilk bakışta satranca benzeyen ama aslında epey farklı olan bir oyun oynamakla meşgul iki kişiden ellerinde ve yanaklarında Hint kınası dövmeler olan mavi gözlü, siyah saçlarının ucu kızıl kız selam verdi.

Kız: "N'aber, büroya mı?"

"Yo."

Ah, istemsiz bir selam. Kız ruh sınıfından, bir cin. Adı Quarra. Aslında varlığından rahatsız olduğum biri değil, yaratıklar ve ruhlarlayken insanlarla olduğumdan daha rahatım. Şaman kanının getirisi. Yine de görmezden gelip bir an önce büroya gitmek istemiştim, gecikirsem azarlanacak olan o değil sonuçta. Aslında buna "memuriyet" desem de pek sıkı kıyafet kuralları yok, hatta hiçbir kıyafet kuralları yok. Ya kanımız ya da yeteneklerimiz için seçildiğimizden gücümüzü en iyi şekilde kullanacak kıyafetleri ve tılsımları giymemize izin veriliyor. "Herkes böyle mi yapıyor peki?" derseniz... Eh, hayır; amaç dışına çıkıp sırf şekil görünmek için bir şeyler giyenler ya da umursamayıp eşofmanla takılanlar da var. Gurur duymasam da son dediğim kısma ben de dahilim. Yine de birkaç önlem alıyorum tabii: Gümüş hançer, sağ elimde boynuz zihgir, sol kolumda kemiklerden yapılma bir çeşit kolçak. Ve birkaç önemsiz şey daha. Nihayet Quarra'nın oyun oynadığı adam kalkıp "Büroya mı?" diye sordu. İlk bakışta sıradan ve -kahrolası- yakışıklı bir insan gibi gözüküyor... Ama aslında bir vampir.

"Başka nereye olabilir?"

Terslemek istemiştim ama sesim çok ifadesiz çıktı sanırım.

Vampir: "Çok güzel 0- kan var, içmek ister misin?"

Sırf şaman soyundan geliyorum diye neden devamlı kan içmeyi istemem gerekiyor? Bunu uzun zaman, yani bir hafta kadar önce ilgili vampire, Vlar'a da sormuştum ama tatmin edici bir cevap vermedi. Puklinya'nın her yeni vatandaşı, Düzen Bürosu'nun atadığı ve aslında Düzen Bürosu'na bağlı olmayan iki rehberle vaktini geçirir. Bu şehre alışmaya yardımcı oluyormuş, görünüşe göre. Çoğu kişi tıpkı benim gibi şehirde onlarla bir arkadaş grubu halinde varlığını sürdürüyor. Vlar kanı Düzen Bürosu'na ait olan marketten alıyor, bazı yaratıkların ve ruhların insanlarla beslenmesi gerekiyor veya gerekmese bile doğalarında buna dair arzu var. Düzen Bürosu da gönüllülerden gerekli şeyleri alıp marketinde satıyor. Daha nadir şeyler için karaborsaya ve çok daha ucuz şeyler için kaçakçılara bakılabilir. Düzen Bürosu'nun temel işlevi tam da bu: Adından da belli olduğu gibi şehirdeki düzeni sağlamak. Bu üç sınıf arasındaki düzeni, kabileler arasındaki düzeni (yaratıkların ve ruhların çoğu hâlâ aşiretler halinde yaşayıp hareket ediyor, Puklinya vatandaşı olan bazı insanlar da öyle yapıyor), kişiler arasındaki düzeni ve gruplar arasındaki düzeni... Böyle bir şehirde gruplaşma ve çeteleşme kaçınılmaz elbette. Düzen Bürosu, kaçakçılara ve karaborsaya müdahale edebilir ama tutuklama benzeri yetkileri bulunmuyor, sadece şehrin polis gücü denilebilecek Muhafız Birliği'ni harekete geçirme yetkisi var. Gerçi kaçakçılar ve karaborsacılar kimi zaman Düzen Bürosu'na veya şehrin geri kalan yetkililerine bilgi veya başka şeyler sağladıkları için görmezden gelinebiliyorlar. Bunlardan ürün alan yetkililer de var tabii, dedikodu yapmak gibi olmasın.

Vlar: "Sahi, hâlâ doğru düzgün büyü yapamıyorsun değil mi?"

"Hiç yapamayan birinden bunu duymak istediğim söylenemez hani. Bana büyü ve kılıç dersi verecek birini biliyor musun?"

Tonum fazla umursamazdı sanırım, yine. Neyse.

Vlar: "Neden kılıç? Tabanca daha iyi bir seçenek değil mi?"

"Şehrin ortamına daha iyi uyum sağlıyor. Ayrıca ateşli silahlar beni rahatsız ediyor. Şehirde silah taşıyanların %70'i kılıç kullanıyor, değil mi? Düzen Bürosu'nun istatistiğinde gördüm."

Aslında sayı tam olarak %70,22 idi ama yuvarladım. Küsuratı söyleseydim ya inanmaz ya da çok korkardı. Aslında Vlar'ın şamanlara ve özellikle -her ne kadar aslında şaman olmayıp sadece kan taşısam da- bana karşı tuhaf bir güven ve teslimiyeti var, bu yüzden muhtemelen ikincisi. Bir gün bunun nedenini soracağım ama şimdiden geç kaldım, Lider beni azarlayacak ya.

Vlar: "Hafızan korkutucu. Şehrin etrafındaki dağlardan birinin zirvesindeki bir binada oturan ve kadim bir şaman ailesinin temsilcisi olduğu söylenen bir adam var ama herkes o kişiyle iletişim kurmaman gerektiğini söylüyor."

Kadim temsilci mi? Bu aklıma garip bir hatıra getirdi. Yedinci doğum günümde başıma keçi postundan yapılmış ve güvercin tüyleriyle süslenmiş bir börk takmışlardı. Aile yadigarlarından biri, şaman soyu olayını çok ciddiye alırlardı. Taşıdığım gümüş hançer de aile yadigarı.

"Sadece mühre sahip olanlar bu börkü takabilir."

Başlığı hassasiyetle tutup başıma geçiren dedem böyle söylemişti, şimdi bile o mührün tam olarak ne olduğunu ve neden bende olduğunu düşündüklerini bilmiyorum. Tek bildiğim bedenimde fiziksel bir işareti olması gerektiği ama gayet ortalama bir görünüşüm var, herhangi bir fark algılayamıyorum. Belki de göz perdesiyle görülemeyen bir şeydir. Puklinya'da kimse bir şey söylemedi, o durumda görebiliyor olması gereken Quarra bile ama belki de Puklinya'daki insanların tamamı zaten ucube olduğundan önemsememişlerdir.

Vlar: "Yalnız neden saçını uzatıyorsun?"

Beklemediğim bir soru.

"Annem kanımızdaki gücün ya saçın doğası olan uzamasına izin vererek ya da kazıtıp onun uzaması için kullanılacak enerjiyi vücuda geri göndererek en iyi şekilde kullanılabileceğini söyledi. Kısa saçla bile kendimi çıplak hissettiğim için kazıtmak bir seçenek değildi."

Ayrıca saçım o kadar da uzun değil. Seninkinden biraz daha uzun sadece. Bu da bizi kendi saçı da uzun olan birinin neden bu soruyu sorduğuna getiriyor.

Vlar: "Annen mi? Şaman kanının baba tarafından geldiğini sanıyordum, iki taraf da mı şaman soylu?"

"Annem de babam da aynı şamanın soyundan geliyor, gerçi akraba olduklarını söylemek için çok eski bir ortak ataları var. Yine de o şamanın soyunun tamamı iletişimde kalmayı sürdürmüş, yani önceden tanışıyorlarmış."

Vlar: "Çocukluk arkadaşı klişesi mi? Cidden aile kökenin bu mu?"

"Ne varmış çocukluk arkadaşı klişesinde?"

Cidden sinirlendim. Bence çoğu durumda onlar hak ediyor ama asla kazanamıyorlar. Hep sarışın transfer öğrenci kazanıyor. Ben siyah saç tercih ederim aslında.

Vlar: "Kızma, kızma... Çocukluk arkadaşına falan mı aşıksın, neden bu kadar sinirlendin?"

"Hayır."

Çocukluk arkadaşı diye tanımlayabileceğim biri de yok zaten. İnsanlarla olmak rahatsız edici ve yorucu. Vedalaşıp büroya gittim. Düzen Bürosu'nun binası benzer "devlet daireleri" ile bir kompleksin içindeydi, beyaz mermerden yapılmış ve kale şekli verilmiş bir binaydı. Kapıyı açıp içeri girdim, ah, Lider kesinlikle beni azarlayacak. Hepsi Vlar yüzünden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder