Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

30 Aralık 2016 Cuma

Devlet-i Aziz

DEVLET-İ AZİZ'İN KURULUŞU

Devlet-i Aziz; siyasi durumu o sıralar pek de belirgin olmayan Balıkesir'de, MS 212'de; "Atapaşalar" denen kişilerce kuruldu. Bu kişiler Tengrici (sonradan Musevi) Semender Paşa, teslis karşıtı Hristiyan Çakır Paşa, Hanif dinine inanan Kenan Paşa'dır. Devlet-i Aziz'in ilk yıllarında; devletin belirgin bir yöneticisi yoktu. Atapaşalar ve halk, kendilerini koruyacak kadar askerlik bilen kişilerdi.Devlet-i Aziz kurulduğu ve paşalarca yönetilmesine rağmen, Büyük Arap Devleti'nin melikleri, Yunanların tekfurları, Rus Çarlığı'nın knezleri hala bölgede bulunmaktaydı ve bu durum, uzunca bir süre devam etmiştir.

DEVLET-İ AZİZ'DE SULTAN FİGÜRÜ

Devlet-i Aziz'de, ilk başlarda bir yönetici figürü bulunmamaktaydı. Paşalar, devletin işlerine ortakça karar verirdi. Ancak, zamanla, diğer devletlerle görüşmeler için; göstermelik de olsa bir hükümdar figürüne ihtiyaç duyuldu. "Hakim" adı verilen bir paşa, tam yetkiyle donatıldı. (300 yılı civarında) Ancak; zamanla diğer paşalar da hakim olmak istediler. Sonuçta, 456 yılında; "Hakim" görevi kaldırıldı. Tam olarak 500 yılında ise, Devlet-i Aziz'de "Sultan" figürü ortaya çıktı. Buna göre, zengin biri seçilip "Sultan" olarak gösterilecek, ancak hiçbir yetkisi olmayacaktı. Tüm yetkiler paşalara aitti. Yine de, paşalar, bilinçli olarak halk ve çevre ülkelerde "Her şeye gücü yeten sultan" imajını yaydılar. Gerçekten yetki elde etmeye çalışan sultanlar, paşaların verdiği kararla idam edildi. Paşaların "Paşalık maaşı" oluyor; bu maaş, vergilerin kullanılmayıp artan kısımlarından paşalara bazen eşit, bazense hizmetlerine göre artırılıp azaltılarak hepsinin razı olduğu biçimde yapılıyordu. Sultan da bu paşalık maaşının bir kısmını alıyordu. Paşalar, genellikle paşalıktan ayrı olarak ticaret ve memurluk başta olmak üzere başka işler de yapıyorlardı. 1014 yılında en etkin paşalar ve meslekleri, şöyleydi:

Akpapak Erdem Paşa: Kemanger, aşçı, otacı
Ali Bedrettin Paşa: Medresede alim
Artun Paşa: Mühendis
Kurulcu Hakkı Paşa: Kadı, memur
Mushaf Paşa: Memur
Özenli Abdullah Paşa: Medresede Alim
Yahya Paşa: Papaz
Zehirci Süleyman Paşa: Eczacı

DEVLET-İ AZİZ'DE KANUNLAR

Devlet-i Aziz'de, kanunlara sultanın bile uyması gerekiyordu. Halk tarafından bu bilinmese de, paşalar ise kanunlara uymama ve onu değiştirme yetkisine sahipti; ancak tek bir paşa, bunu kendi kafasına göre yapmaya kalkarsa idam edilirdi. Paşalardan başka, yerel yöneticiler olan kale beyleri vardı. Bunlar, vali tarzı yerel hükümdarlardı. Paşaların, kale beylerinin ve sultanın "vezir" denen yardımcıları vardı. Devlet-i Aziz'de, kanunlar basit ve açıktı.

DEVLET-İ AZİZ'DE RESMİ DİL

Devlet-i Aziz'de resmi dil Türkçe'ydi (Günümüz Türkiye Türkçesine oldukça yakın olup Batıkanca diye de bilinir). Ancak çevrede yaygın olan her dil, devlet içinde kullanılıyordu. Devlet-i Aziz, Latin alfabesinden uyarlama bir yazı kullanmaktaydı. Bu yazıya Arapça ve Farsça Elifbe-i Devlet-i Aziz, Avrupa'nın her yerinde (Latince) Sanctis Turcorum Litteris, Türkçe ve Moğolca ise Kutyazı denirdi. Paşalar arasındaki yazışmalarda bu alfabeye ek olarak Arap alfabesi ve Hun alfabesi (875'ten sonra Göktürk alfabesi) de kullanılıyordu.

Kutyazı'nın en net örneği, 1017 yılında Ali Bedrettin Paşa'nın Yahya Paşa'ya gönderdiği mektuptur.
Ali Bedrettin Paşa'nın Yahya Paşa'ya gönderdiği mektup; Beypazarı'ndaki Ankara Göçebe ve Aziz Müzesi'nden. (Müzenin kuruluş adı Angora Göçer ü Aziz Betiği olup 1345 yılında, paşaların ortak kararıyla kurulmuştur)
Mektupta şöyle yazar:

Dostum Yahya, Angora (Ankara) yakınlarında yaylağı, Adalya (Antalya) yakınlarında kışlağı olan, Arabların Şarabî, Türklerin İçküci dediği, ayyaşlardan, sarhoşlardan müteşekkil bir Pers obası vardır. Akpapak Erdem Paşa, devlet içinde nüfuzunu iyicene arttırmıştır. Dahası, kardaşı da Êl-Han Oktay Bey'dir. Paşa olup kale beyi olup devletin imkanlarını iç etmiştir. Sofoğulları'nı ticari yönden kışkırtıp cenge sebebiyet vermiştir. Devletin tüm kurumları, Umaroğullarınca ele geçirilir. Belekoma'da (Bilecik'te) yirmi, Smirna'da (İzmir'de) on, İmroz'da (Gökçeada'da) beş, Misya'da (Balıkesir'de) on beş, Bitinya'da (Yalova'da) eki yiğirmi (on iki), Purusa'da (Bursa'da) yegirmi (yirmi), Pegae'de (Çanakkale'de) törüt otrı (yirmi dört), Manesya'da (Manisa'da) altu (altı) memur onlardandur. Civarın en büyük Yörük obası olmaları da cabası. Yüz çaşıt (casus) bizim bildiğimiz. Bilmediğimiz daha iki yüz ilâ üç yüz tanesi vardır. Meng (Ben) kızıl börklü dervişlerim ile Zülfikar kimin (gibi) kılınç (kılıç) tutan alplarımı toplayacam. Sen de kara giyimli rahiplerin ile haç kimi (gibi) kılıç tutan ippótislerini (şovalyelerini) topla. Tez varıp Akpapağa haddini bildirelim, it dalaşını görelim. Bu işi Muhakeme-i Uluğ'a bırakamayız. Daha önce Muhakeme-i Uluğ'da Mushaf Paşa'nın, tüm has çerileriyle Akpapakça öldürüldüğünü unutma. Bir kaç güne Hicaz'dan Şeyh Muhammed Hasan Şah, ziyaretime gelecek. Alevi obaları, Kayı'dan olduğundan Akpapağa ses çıkarmaz. Şayet şeyh onları bizden tarafa çekerse bir şansımız olur. Tez var, husumetlilerden Miletopolis tekürü (tekfuru) ile Karameliğe habar (haber) sal. Tek bir gümanın (şüphen) dahi olur ise, yahut zaten var ise bundan böyle kanlı bıçaklıyız, bilesin. Ali Bedrettin Paşa.

DEVLET-İ AZİZ'DE ASKERİYE

Devlet-i Aziz'de, ilk kez 602 yılında düzenli orduya ihtiyaç duyuldu. Bundan önce ise; paşalar ve kale beylerinin muhafızlarından oluşan ordu birimleri bulunuyor; Devlet-i Aziz askeri gücünü büyük oranda halka, bilhassa göçebelere bağlıyordu. 602 yılında, Devlet-i Aziz ağır bir yenilgi aldı ve o döneme kadar kazandığı birçok toprağı kaybetti. Paşalar, düzenli orduya gerek olduğuna karar verdiler. Böylece; beş temel birime ayrılan düzenli ordu kuruldu.
800'lü yıllarda ufak bir "Göçerler" birliğini gösteren minyatür; ünlü seyyah Gezergörür'ün "Devlet-i Aziz'de Siyaset-ü Askeriye" adlı eserinden.
1) Halk Eri Birliği: Halkın kendisi tarafından; savunma amaçlı kurulan askeriye ve polis birliği. Temel alt birimleri "Kolcular" (Polis), "Şehir muhafızları", "Sınır muhafızları", "Göçerler" (Göçebe halkların kendi içinde kurduğu askeri birimler) idi.
2) Paşa Alayı: Paşaların emri altında bulunan muhafız, casus, ordu ve beylerden oluşan birlikler. Paşaların, kale beylerinin hepsi ve sultan bunlara sahiptir.
3) Bre Çeriler: Saldırı için esas askerlerdir. "Sultanın" (Sarayda bulunan ordu), "Gavırın" (Fetihler için kullanılan ordu), "Yaşağın" (İsyanları durdurmakla görevli ordu) ve "Düşbenin" (Ülkeyi işgalden korumakla görevli ordu) olarak dört alt birimi bulunur.
4) Casusiye: İstihbarat ve suikast teşkilatı.
5) Devriye Bölüğü: Askerleri denetleyen, üst-ordu. Genellikle tamamen beylerden, paşalardan müteşekkildir.

1234 yılında, "Arkadanlar" denen bir bölük de kurulmuştur. Bu bölük ön saflarda savaşmaz, savaşa doğrudan katılmazdı. Alt birimleri şunlardır:

1) Ordu Kervancıları: Ordunun ekstra silahlarını, gıda maddelerini taşıyan birim. Ordunun bir kaç saat kadar ardından gelir. Temel binekleri devedir.
2) Nişangah Muhafızları: Ordunun geçeceği yerlerde, ordunun ihtiyacı olabilecek malzemeleri (silah, yiyecek vs.) depolayıp ordu geçerken orduyu yenileyen birimdir.
3) Avçeriler: Ordu yolda iken, yenilebilir bitkileri toplayıp hayvan avlayan; orduya yemek pişirip etleri tütsüleyen birim. Ordu içine karışık halde bulunur, savaş başladığında geride durup düşmanın ilerlemesini yavaşlatırlar. Genellikle yayan olup nadiren eşek, katır, midilli, deve ya da file binerler.
4) Kemçeriler: Gemi, araba, mühimmat vs. eşyaları yapan birimdir.
5) Kamçeriler: Din adamları, alimler, misyonerlerden oluşur. Rakibi, onların dinini kullanıp barışa yöneltme veya savaşta güçsüz, kararsız duruma düşürmekte kullanılan birimdir. 1800'lü yıllarda bunların listesinde; Devlet-i Aziz içinde ve yakınlarında inanılan her dinin her mezhebinin ve tarikatının bir temsilcisi olduğu göze çarpar.
6) Yolçeriler: Önden gidip yolu temizleyen birimdir.

DEVLET-İ AZİZ'İN SİLAHLARI

Devlet-i Aziz'de kullanılan silahlar; birimlere ve paşalara göre farklılık gösterse de, 1300 yılında yapılan bir listeye göre, Devlet-i Aziz içinde şu silahlar kullanılmaktadır: Düz kılıç, eğri kılıç, çatallı kılıç, mızrak, içbükey yay, dışbükey yay, Tatar yayı, uzunyay, yatağan, ucu bıçaklı mızrak, ucu kılıçlı mızrak, gürz, teber, savaş kamçısı, topuz, kama, hançer, uzun kama, kısa yatağan, ağır kılıç, katana, rapier, pala, gaddare, şeşmir, karabela, dadao, jian, suikastçi bıçağı, halat, keser, testere, çivili baston, ıslak odun, dikenli kızılcık sopası, iğne, zehir, mey-i mevt (karşıdaki insanı sarhoş edip beynini yıkamaya yarayan bol alkollü bir içki. Genelde bir çok farklı içkinin karıştırılıp bal, meyveler, afyon ve mayayla tekrar uzun süre fermente edilmesiyle yapılırdı. Mucidi Semender Paşa'dır.), iftira (listede iftiranın silah olarak kabul edilmesi, ilginç bir ayrıntıdır), havan topu, meşale, ateş mızrağı, alevli ok, humbara, meç.

1857'deki bir başka listede ise bunlara ek olarak tüfenk (misket tüfeği), el bombası, mayın, piştov da sayılmıştır. Devlet-i Aziz'in son ana kadar geleneksel silahları terk etmediği, en azından merasimlerde kullandığı bilinmektedir.

Devlet-i Aziz savaşlarda at, deve, katır, kartal (benzeri kuşlar) ve fil kullanıyordu. Filler, ancak Hindistan'daki fetihlerden sonra; sınırlı olarak kullanılmıştır. Bununla beraber Devlet-i Aziz, bilhassa kendi topraklarında olan savaşlarda az askerle düşman karşısına çıkıyor; bu askerler, bölgedeki ayı, kurt, yaban domuzu gibi hayvanları düşmana çekiyor; bu esnada destek kuvvet ve usta avcılar geliyordu. (Bir çok tanınmamış avcı, bu tür savaşları tanınabilmek için iyi bir fırsat olarak düşünüyordu)

DEVLET-İ AZİZ'İN BAYRAĞI
Devlet-i Aziz'e ait ufak bir bayrak, Harbiye Askeri Müzesi
Devlet-i Aziz'in, ilk başta belli bir bayrağı yoktu. 300 yılında üçgen, beyaz bir bayrak kullanmaya başladılar. 600 yılında; yine üçgen, yeşil bir bayrak kullanmaya başladılar. 800 yılında; Devlet-i Aziz'in biri yeşil, diğeri kırmızı olmak üzere iki farklı üçgen bayrağı vardı. 837 yılında bu ikisi birleştirilip üçgen ve altı kırmızı, üstü yeşil bir bayrak yapıldı. 951 yılında; Devlet-i Aziz'in kendi bayrağının yanında, göçebe beyi olmayan her paşanın da kendi alayına dair sancak olması zorunluluğu getirildi. Göçebe beyi olanlar, obalarının sancağını kullanıyorlardı. 1200 yılında; sarı zemin üstüne siyah çizgili; ejder figürlü bir bayrak yapıldı. 1342 yılında bu bayrağa kırık bir kılıç da eklendi. 1400 yılında bayrak zemini mavi ya da yeşil (her ikisi de dönemde kullanılmıştır), ejderi kırmızı ya da sarı (her ikisi de dönemde kullanılmıştır) bir bayrak ve ejderin etrafında hilal ve güneş gibi semboller kabul edilmiştir. Bu bayrak sonraki tüm dönemlerde de kullanılmış; yalnızca 1506 yılında "Din sancağı" adıyla başka bir bayrak daha kabul edilmiş; ancak bu bayrak yaygınlaşamamış ve yalnızca din adamları, Yahudiler ve göçebe Hristiyanlar tarafından kullanılmıştır. Din sancağı sağdan sola, esas bayrak ise soldan sağa şekillenir.
Din Sancağı; bazen hilali altta ya da arka fonu kırmızı olarak da kullanılmıştır. Bazen, haç kılıç, hilal de yay biçiminde de gösterilmiştir. Nadiren hilal yerine hat sanatıyla, altın varakla "لا إله إلا الله" ya da "אין אלוהים מלבד יהוה" yazıldığı da olurdu. Kıptiler haç yerine ankh, Ortodoks din adamları ise Petrus haçı kullanmıştır. Bu sancağın arkası kırmızı, desenleri kapkara, üçgen biçimli olanı ise inançsızlar ve Satanistler tarafından, birbirlerini tanımak amacıyla rozet olarak kullanmışlardır. Satanistler, üçgenin ucuna bir halka eklemiştir.
DEVLET-İ AZİZ'DE HUKUK

Hakkın arandığı yere "Mahkeme" deniyordu. Mahkemelerdeki görevliye "kadı" adı verilmekle birlikte, Devlet-i Aziz'in kanunlarınca; dini ve milleti ne olursa olsun davalara bakarlardı. Paşalar arasındaki dava ve anlaşmazlıklar, Muhakeme-i Uluğ denen özel bir mahkemede; tüm paşaların güvendiği, genelde sıradan davalara değil de sadece Muhakeme-i Uluğ davalarına bakan ve "Aziz Kadı", "Kadı Aziz" ya da "Kadı Azam" denen bir kadı tarafından bakılıyordu. Kadılar, sonuca kavuşturdukları dava başına para alıyor; ama davalara bakmadıkları zamanlarda, ticaret ve memurluk başta olmak üzere başka işler yapıyorlardı.

DEVLET-İ AZİZ'DE TARIM VE HAYVANCILIK

1897'de yapılan bir listede göçebe halklar ve saksı bitkileri de dahil olmak üzere şunlar sayılmıştır: İğde, zeytin, çayır mantarı, kestane mantarı, melki, tuzlu melki, puf mantarı, shiitake, yosun, kara nilüferi, bambu, hıyar, mısır, bakla, kiraz, gül, ayva, üzüm, biber, nane, fasulye, ahududu, çilek, sarımsak, soğan, patates, ceviz, domates, patlıcan, karnabahar, brokoli, maydanoz, nane, pirinç, çavdar, bakla, fasulye, bezelye, bamya, vişne, kuş üzümü, böğürtlen, gül, ballıbaba, gülhatmi, patates, havuç, armut, elma, huş, karaağaç, meşe, çam, akçaağaç, söğüt, kabak, yaban mersini, çay, akasya, kestane, fındık, sedir, sakız ağacı, sahlep, havuç, domates, şerbetçiotu, haşhaş, gat, kahve, kakao, muz, mango, Frenk inciri, koka bitkisi, meyankökü.

1500'lerde yapılan bir listede ise bineklik, av, evcil ve savaşlarda kullanılanlar da dahil olmak üzere şu hayvanlar sayılmıştır: At, ayı, domuz, yılan, kertenkele, köpek, kedi, heybeli sıçan, alabalık, sazan, mersinbalığı (kayıtlarda "Nere balığı" ya da "yelimbalık" diye geçer), pars, kaz, ördek, manda, sığır, deve, kartal, şahin, tavşancıl, çakır kuşu, güvercin, tavuk, tavuskuşu, sülün, kurbağa, kaplumbağa, papağan, eşek, katır, koyun, keçi, fil, arı, ipekböceği, deve kuşu, zebra, ceylan, geyik, kurt, yak, hindi, karakulak, serçe, çekirge, kerevit, yengeç, alabalık, koi, çipura, karagöz, somon, yılanbalığı, Japon balığı (Kayıtlarda "Cinyu" diye geçer), piranha (Kayıtlarda "Isırgan balık" olarak geçer), soytarı balığı, cerrah balığı, papaz balığı, berber balığı, lepistes, pangasus (Kaynaklarda "Hint yayını", "Bengal yayını" ya da "Kaplan yayın" diye geçer), kaplan, tavşan, gelincik, tilki, çakal, ıstakoz, karides, mercan, deniz şakayığı, sünger, uğurböceği, fok, timsah, yayın balığı, ahtapot, kalamar, yaban domuzu, sincap, yediuyur, Bett splendens (Devlet-i Aziz kaynaklarında "Siyam balığı", Yörük kaynaklarında "Kalagamun" diye geçer).

1867'de yapılan bir liste; kedi, at, köpek ve develerin çeşitleri sayılmıştır.

Bu listeye göre develer: Hecin, çift hörgüçlü, tülü, lama, alpaka, buht, dema'dır.

Köpekler: Akbaş, tazı, Alman kurdu, kurt köpeği, çomar (Anadolu çoban köpeği), Çin aslanı, Tibet mastifi, Dosa Gae (Kore mastifi), kangal, altın avcı (Golden retriever), zağar, Kars çoban köpeği, Losze (Pug), Rotweil köpeği (Rotweiler), Sibirya kurdu'dur.

Atlar: Anadolu atı, Ayvacık midillisi, Canik atı, cirit atı, Çukurova atı, Doğu Anadolu atı, Hınıs'ın kolu kısası (Hınıs atı), Karacabey atı, Nonius, Karakaçan atı, Trakya atı, Malakan atı, Arap atı, haflinger, İngiliz atı, rahvan atı, semer atı, tırıs atı, yılkı, Uzunyayla atı, Kırşehir kurutlu kaytalısı, Kızılcahamam topuğu kıllısı, Anadolu teke, çamardı kulası, ahal teke, Başkırt atı, Bosna-Hersek atı, deliboz, don atı, Moğol atı, Hazar atı, Irak atı, Nogay atı, Kabartay atı, Karabağ atı, Karabayır atı (Karabair), Kırgız atı, Olkay atı (Lokai), Urum atı (Rumeli atı), Yomud, Türkmen atı, Yakut atı, Berberi atı, Başkırt kıvırcığı (Başkır kıvırcık atı)'dır.

Kediler ise şöyle listelenmiştir: Habeş kedisi, Ege kedisi, Kıbrıs kedisi, Anadolu kedisi (Turkish shorthair), İran kedisi, Angora kedisi, Van kedisi, kırıkkulak (Scottish fold), İran kısa tüylüsü (Exotic shorthair), Çamlık kedisi (Norveç orman kedisi), tekir, renkli (calico).
İsa Kara Bey ve Tozkoparan'ı gösteren bir mozaik. Balıkesir-Köylüköy yakınlarındaki, İsa Kara Bey'in beyi olduğu "Karakelamyaylıları" (Kısaca: Karayaylar) obasının bulunduğu yerden.
Paşalar ve beylerin hayvanlarının, bilhassa atlarının kaydı çok iyi tutulmuştur. 1020 yılındaki bir liste, şu şekildedir:

Akpapak Erdem Paşa: Koçyılkı (Ahal teke), Altunhan (Ahal teke), Bozhun (Rahvan), Yelkimi (cins bilgisi yok), Uçar (cins bilgisi yok), Kılınç (cins bilgisi yok), Duman (cins bilgisi yok), Özgür (Yılkı), Tatarcık (Moğol atı), Alapusat (Don atı), Başıbozuk (cins bilgisi yok)
Ali Bedrettin Paşa: Düldül (cins bilgisi yok), Burak (Arap atı), Kemanlı (cins bilgisi yok)
Artun Paşa: Atkafası (cins bilgisi yok), Kafesî (cins bilgisi yok), Kafalı (cins bilgisi yok)
Büyük Seyid Paşa: İskender (cins bilgisi yok), Ada (İngiliz atı), Orhun (Moğol atı)
Êl-Han Oktay Bey: Kuzgun (cins bilgisi yok), Alev (cins bilgisi yok), İnci (cins bilgisi yok)
Hasan oğlu Kızılca Hüseyin: Akdüldül (Arap atı), Duman (cins bilgisi yok), Albarak (Arap atı), Rüzgar (Ahal teke)
İsa Kara Bey: Pusat (cins bilgisi yok), Baybars (cins bilgisi yok), Kürşad (cins bilgisi yok), Tozkoparan (cins bilgisi yok), İskender (cins bilgisi yok), Küçük (Ayvacık midillisi), Ufak (Ayvacık midillisi), Destan (cins bilgisi yok), Kadırga (cins bilgisi yok)
Kerim Paşa: Pusat (cins bilgisi yok), Aksi (cins bilgisi yok), Kayra (Moğol atı ya da Ahal teke)
Kırkçı Selim Bey: Semerli (cins bilgisi yok), Nallıhan (cins bilgisi yok), Ulayunt (Ahal teke)
Kurulcu Hakkı Paşa: Yeloğlu (cins bilgisi yok), Elkızı (İngiliz atı), Uçar (Ahal Teke)
Lefter Paşa: Pegasus (cins bilgisi yok), Armageddon (cins bilgisi yok)
Mushaf Paşa: Burak (cins bilgisi yok), Düldül (cins bilgisi yok), Zülfikar (cins bilgisi yok), Ziynet (Rahvan)
Mustafa Atçı: Akyılkı (Yılkı), Saruhan (Ahal teke), Pusat (Rahvan), Gökçe (cins bilgisi yok)
Özenli Abdullah Paşa: Atılgan (cins bilgisi yok), Kasırga (cins bilgisi yok), Fırtına (cins bilgisi yok), Tadık (Arap atı), Mahşer (cins bilgisi yok)
Yahya Paşa: Kral (İngiliz atı), Savaş (Arap atı), Uzak (Arap atı), Avelut (cins bilgisi yok)
Yasin Kevser Bey: Burçak (cins bilgisi yok), Memalük (Arap atı), Asi (Ahal teke)
Zehirci Süleyman Paşa: Simya (Ahal teke), Toprak (cins bilgisi yok), Ateş (cins bilgisi yok), Su (cins bilgisi yok), Rüzgar (cins bilgisi yok), Yarpuz (cins bilgisi yok)

DEVLET-İ AZİZ'DE GİYİM
6. yy.da "Has Topraklar"da yaşayan sıradan bir Hintli, bu şekilde giyiniyordu.
En çok kullanılan giysiler börk, sarık, keyfiye, çapan, şalvar, pantolon, gömlek, kemer, kuşak, kazak, çarık, bindallı, taç, kavuk, çizme, maske, kefiye, Hint türbanı, baş örtüsü, kavuk, şapka, süveter, zırh, miğfer, kolçak, eldiven, çorap, don, küpe, kolye, bileklik, etek, külah, cübbe, terlik, kasket, aba, ceket, hırka, kösele ve yüzüktür. Ayrıca günümüz tişörtlerine çok benzeyen bir kıyafet olan "tügmesiz köynek" de sıkça kullanılırdı. Buna ek olarak yerel kıyafetler de kullanılırdı. Bu liste, "Has topraklar" denen yerlerde, yerleşik yaşayanların ve Türk-Moğolların giyimine aittir.
Has topraklar şuralardır: Çanakkale (Gelibolu hariç),Balıkesir, Bursa, İzmir (Gediz'in Kuzeyi), Manisa (Gediz'in Kuzeyi), Kütahya, Bilecik, Eskişehir, Bolu, Düzce, Sakarya, İzmit, İstanbul (Anadolu yakası), Ankara (Nallıhan ve Beypazarı)

DEVLET-İ AZİZ'DE HALK

Özellikle Has Topraklar ve Hazar havzasında halkın çoğunluğu Türk'tü. Buna ek olarak 1300 yılında yapılan bir listede, Anadolu'daki halklar şöyle sayılmıştır: Yörükler, Tatarlar, Aleviler, Bedeviler, Medeniler (Yerleşik yaşayan Araplar), Çerkesler, Hintliler, Tabgaç Hunları (Koreliler), Özbekler, Uygurlar, Moğollar, Kürtler, Persler, Rumlar, Ermeniler, Boşnaklar, Zazalar, Lazlar, Gürcüler, Süryaniler, Türkmenler, Azeriler, Gagavuzlar, Bulgarlar, Macarlar, Kazaklar, Yahudiler, Arnavutlar, Hırvatlar, Sırplar, Makedonlar, Traklar, Ruslar, Kalmıklar, Kumuklar, Çeçenler, Çingeneler, Cermenler, Beyaz Ruslar, Küçük Ruslar (Ukraynalılar), Hazar Türkleri, Kıptiler, Cabarkalılar/Nikhunlar (Japonlar), Türküyerler (Yerleşik yaşayan Türkmenler, Türkiye Türkleri), Karapapaklar, Karakalpaklar, Kırgızlar, Zenciler, Tunguzlar, Tabgaçlılar (Çinliler), Urdular, Frenkler.

DEVLET-İ AZİZ'DE YEMEK KÜLTÜRÜ

Halkın çeşitliliğinden kültür de çoktu. Ancak; dünyanın geri kalanında olmayan yiyecek içecekler de tüketilmekte idi. Henüz 765 yılında Bering Boğazı üzerinden kayıklarla kurutulmuş tütün ve tohumu ile mısır getirilmişti. Sigara, nargile, ayrıca yalançubuk denen; sigara biçiminde ama içleri tütün yerine başka şeylerle dolu (çay, köpek üzümü, patlıcan kabuğu, çam yaprağı, ceviz yaprağı) şeyler halkın çoğu tarafından içiliyordu; ancak tüketmeyenler de bunları şeytan işi görüyordu. Az da olsa afyon, Hint keneviri ve kokain de içiliyordu. Çay hem sıcak, hem de soğuk olarak tüketiliyordu. Van gölünden çekilen su kum ve kömürden geçirilip kaynatılıyor, adına "Kabarsu" denilerek tüketiliyordu. Buna bazen bal ya da şeker ve limon katılıyor, o zaman adına "Balkasup" deniyordu. Koka bitkisinin kökleri, meyanköküyle karıştırılıp toz haline getirilip buna katılıyor; ortaya çıkan içeceğe "Okal" deniyordu. Ayrıca kabarsu ile yapılan ayrana da "Kefri ayran" deniyordu. Ceviz ve gat yaprağı çiğnemek çok yaygın bir adetti. Kahvenin bir çok çeşidi içiliyordu; özellikle 1600'lü yıllardan sonra kahve ve kakao çekirdeklerinin beraber kavrularak yapılması sık rastlanan bir olgu haline gelmiştir. Bu, bazı bölge ve halklarda öyle yoğundur ki kakaolu kahveye sadece "Kahve", kakaosuz kahveye ise "Sade kahve" adını vermişlerdir. Ayrıca "Kahbakar" denen, içeriğinde pek çok baharat, bal ve meyve suyu olan bir kahve çeşidi de vardır. Devlet-i Aziz içinde, bugün Asya ve Balkanlarda tüketilen yiyecek-içeceklerin neredeyse tamamı; tam olarak aynı biçim ve malzemelerle olmasa da yapılıp tüketiliyordu. En yaygın yenilen etler tavuk, sığır, balık, koyun, keçi, at, yılan ve domuzdu. Bunun dışında; Devlet-i Aziz'de bilinen her türlü eti zehirsiz hayvanın etinin yendiği bilinmektedir. Çığırtma denen, kartal kemiğinden yapılan çalgı için kartal avlanır; bu kartalın kullanılabilecek kemikleri kullanıldıktan sonra gerisinin yahni yapıldığı bilinmektedir. Bunu, bilhassa Umaroğulları'ndan türemiş ve zamanla çığırtma yapımında usta haline gelmiş Çığırtmacılar adlı Yörük obası yapardı. Bu yörük obası, kartalların bol olduğu yere gider; oradaki kartallar azalınca da başka yere göçerdi. Yalnızca dört yerleşkeleri olup başka oba kurmamış, hep bunlar arasında seyahat etmişlerdi. Ayrıca; kaplumbağa kabuğundan yapılan malzemelerde, kaplumbağanın etini atmayıp kıyıp domates (daha önceleri kuşüzümü), nane, sarımsak, soğan ile kavurup ekmek arasına koyarak yemek en yaygın adetlerdendi. Balıklardan sınırlar içinde yaşayan ve yetiştirilenlerden hemen hepsi yenirdi. Özellikle balık tutkalı yapımında kullanılan mersinbalığı, yayın ve turna balıklarından sucuk ya da pastırma yapmak; Anadolu'nun doğusu, Hazar'ın batısı ve Anadolu'nun batısının kıyı kesimlerinde pek yaygın bir adet idi. Şeytan Şeyhleri denen, Satanistlerin kedi, köpek ve keçi etlerini bu hayvanların kanında, gül yaprakları, soğan, sarımsak ve şarapla pişirdikleri; "Erlikyemi" denen bir yemek vardı -ki o dönemde Şeytan Şeyhleri, yani Satanist'ler; kendi mahallelerini, yaşam yerlerine yakın ama çevrede yerleşim olmayan yerlere kurar; bunlara ahalinin canına, malına yahut hayvanlarına zarar gelmedikçe bir şey denmezdi-. Baharatlardan tuz, şeker, karabiber, pul biber, nane, sarımsak, soğan, köri ve defne yaprağı çok yaygındı. En yaygın olarak tüketilen içecekler su, çay (sıcak, soğuk ve bitki çayları da dahil), kahve (her türü ve ayrıca sıcak çikolata dahil), okal, ayran, "Sarbor" denen bir çeşit kaymaklı arpa şarabı (Orta Avrupa fetihlerinden sonra tanınan bira da bu adla ve "şarayrag" adıyla listeye dahil olmuş; zamanla sarborun yerini almıştır), şerbet, kefir ve kabarsu'dur. Uzak yol seferlerinde Müslüman askerlerin kuru ekmek, yolda bulunan yenilebilir bitkiler, soğan, pastırma ve deve sütünden; Musevi askerlerin hallah ekmeği, konservelenmiş semizotu, soğan, kurutulmuş havuz balığı eti ve elma sirkesinden; Hristiyan askerler kuru ekmek, yolda bulunan yenilebilir otlar, soğan, domuz pastırması ve kırmızı şaraptan; Budist ve diğer eti tümden yasaklayan dinlerden askerler kurutulmuş roti, yolda bulunan yenilebilir bitkiler, soğan, kurutulmuş soya fasulyesi ezmesinden köfte ve palmiye şarabından; diğer askerler de bunlardan istediklerinden bir yemek yapardı. Bu yemeğe "Cengemi" denirdi ve askerleri dinç ve güçlü tuttuğuna inanılırdı. Bu tarife daha sonra domates salçası, kuru biber ve sadece Uzakdoğu dinlerine inananlar arasında çay yaprağı eklenmiştir. Tarife eklenmese de Hristiyanların yemeğe sıkça bal eklediğini ve bir kısmın da onları taklit ettiğini biliyoruz. Kimi zaman ekmek yerine tahıl kullanılmıştır: Müslümanlar bulgur, Museviler arpa (daha sonra mısıra dönmüştür), Hristiyanlar arpa, Uzakdoğu dinlerine inananlar pirinç kullanmıştır. Bir süre sonra bunlar birbirine geçip herkes bu tahılların hepsini kullanmaya başlamış; hatta cengemi, evlerde pişirilmeye de başlanmıştı.

DEVLET-İ AZİZ'DE TAKVİM

Devlet-i Aziz'de İsevî, hicri, Azizi ve Türkî adlı dört takvim kullanılırdı. İsevî takvim; günümüzde miladi takvim olarak bilinip kullanılan takvimdir. Azizi takvim, devlet işlerinde kullanılan bir çeşit güneş takvimidir. İsevî takvime benzese de aylar bir kaç gün ila bir hafta kadar sapar; ay isimleri de farklıdır. Her ay 30 gündür. Bu takvimin miladı 3 Ocak 300'dür. Yıl, 1-7 Ocak'tan başlar. Türkî takvim; daha çok göçebelerce kullanılan bir takvimdir. Her ayın adı hayvan veya bitkilerden gelir. Miladı 21 Mart'tır. Ayların hepsi kırk gün olup toplam 12 aydan oluşur. Bu takvimin miladı önceden MÖ 300 iken; bu önce MS 300'e, ardından MS 500'e alınmıştır. İlk kısma "Ejder", ikinci kısma "Pars", üçüncü kısma "Kurt" denir.

İsevî takvimdeki ay adları şunlardır: Ocak, Şubat, Mars, Nisan, Maya, Haziran, Temmuz, Harman, Eylül, Ekin, Tişri, Kanun

Hicri takvimdeki ay adları şunlardır: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebeülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce

Azizi takvimdeki ay adları şunlardır: Kar, Soğuk, Çimen, Çiçek, Mutlu, Deniz, Su, Sıcak, Yağmur, Başak, Hüzün, Buz

Türkî takvimdeki ay adları şunlardır: Ilan (Yılan), Erük (Erik), Balık, Böcek, Yunt (At), Buğday, İlbiz (Salyangoz), Tonguz (Domuz), Üşek (Vaşak), İt (Köpek), Börü (Kurt)

DEVLET-İ AZİZ'DE PARA

Devlet-i Aziz'in beş para birimi vardı:

Dinar: %50 bakır, %50 gümüşten yapılırdı. Üstünde bir kartal resmi bulunurdu. Bugünün parasıyla 1 Devlet-i Aziz dinarı, 1 TL'ye eşittir.

Akça: Tamamen gümüşten yapılırdı, üstünde ejder figürü vardı. Bugünün parasıyla 1 Devlet-i Aziz akçası, 3 TL'ye denk geliyordu.

Turalı: Üstünde sadece Devlet-i Aziz yazan, %50 altın %50 gümüşten paraydı. 1 Turalı, 5 TL'ye denk geliyordu.

Altunpul: Tamamen altından yapılan, üstünde çatmış iki kılıç figürü olan paraydı. 1 Altunpul, 10 TL'ye denk geliyordu.

Altunbaş: Altunpul'un boyut olarak daha iri olup üstünde ok-yay figürü olanıydı. 12 TL'ye denk geliyordu.

DEVLET-İ AZİZ'DE ŞEHİR ADLARI

Devlet-i Aziz içinde genellikle şehirlerin, o dönemde oralarda yaşayanlar tarafından kalan adları kullanılsa da resmiyette adlar farklıydı. "Has Topraklar"daki şehirler şunlardır:

Dardanel: Türkçe "Kumtepe" denir. Çanakkale'ye tekabül eder.
İmroz: Gökçeada'dır.
Misya: Türkçe "Kayınlık" denir. Balıkesir'e tekabül eder.
Prusa: Türkçe "Menteşe" denir. Bursa'ya tekabül eder.
Belekoma: Türkçe "Bileydik" denir. Bilecik'e tekabül eder.
Koti: Türkçe "Kütşehir" denir. Kütahya'ya tekabül eder.
Bitinya: Türkçe "Yazlıkoba" denir. Yalova'ya tekabül eder.
Bebrikya: Türkçe "Bebrik" denir. Bolu'ya tekabül eder.
Angora: Türkçe "Engürü" denir. Ankara'ya tekabül eder.
Magnesya: Türkçe "Yanıkkent" denir. Manisa'ya tekabül eder.
Smirniya: Türkçe "İsmirin" denir. İzmir'e takabül eder.

DEVLET-İ AZİZ'İN SINIRLARI
FETİHLER

Kronolojik sıra:
Siyah: Devlet-i Aziz'in ilk kuruluş toprakları.
Bordo: Devlet-i Aziz'in ilk fethettiği topraklar.
Kırmızı: Devlet-i Aziz'in yükseliş döneminin başladığı fetihler.
Turuncu: İstikrar fetihleri.
Sarı
Yeşil
Açık mavi
Lacivert: Devlet-i Aziz'n yükseliş dönemini bitiren fetihler. Sonraki fetihlerde, paşalar ve halk arasında anlaşmazlık olmuştur.
Mor: Doğu'yu fethetmek isteyen Umaroğulları, Doğu'da devletin askeri gücünden destek almadan fetihler yapmıştır. Devletin ordusu ise, o sırada Batı'da seferdedir.
Kahverengi: Umaroğulları ve kendilerine bağladıkları halklar Doğu'da, devlet ise Batı'da seferlere devam etmiştir. Ortak noktaları, Kuzey'e yapılmasıdır.
Pembe: Devlet, ordusunu Avrupa'dan çekmiştir. Ama bazı paşalar orada kalıp İspanya, İngiltere ve Kuzey Afrika'ya seferler yapmıştır. Umaroğulları, amaçlarına ulaşmıştır.
Ten rengi: Devletin desteği olmadan, sadece göçebe halklar ve bazı paşalarca yapılan fetihlerdir. Devlet-i Aziz'in en geniş sınırları ve duraklama döneminin başlangıcıdır.

DEVLET-İ AZİZ'İN SINIRLARI
KAYIPLAR
Kronolojik sırayla:
Bordo: Devlet-i Aziz, bölgedeki isyancı bazı şeyhlerce kafir devleti ilan edilmiş; sonuç olarak isyanlar ile devletten ayrılmıştır.
Kırmızı: Moğolların isyanları, Ruslar ve Çin'in saldırılarıyla ayrılmıştır.
Turuncu: Uzaktan kontrolü zor olduğundan Devlet-i Aziz'e vergi ödeyen bağımsız bir devlet olmasına karar verilmiştir.
Sarı: İngiliz ordusu tarafından ele geçirilmiştir.
Yeşil: Yunanlar ve Roma'nın saldırıları ve bölge halkların isyanıyla ayrılmıştır.
Açık mavi: Rusların akınlarıyla ayrılmıştır.
Lacivert: Sınır kalmadığı için, bölgeden kurulacak olan her devleti vergiye bağlamak suretiyle çekilinmiştir.
Mor: Sınır kalmadığı için bağlı devletler kurulmuş; ancak bölge halkların isyanı ve İngilizler ile Roma'nın akınları ile tamamen ayrılmıştır.
Kahverengi: Arap, Pers, Rusların akınları ile ayrılmıştır. Devlet-i Aziz, bir süre sonra gücünü yeniden toplayınca buraları tekrar fethetmiştir.
Siyah: Devlet-i Aziz'in en son kalan sınırları.

27 Aralık 2016 Salı

Seneye görüşürüz...

Başlığı bu iğrenç ve tarafımca çok sevilen espriye meze ettikten sonra; geçelim... Yılbaşını severim. Neden? Ve bunu daha önce anlattığıma eminim. Çünkü gece uyumamak için bahanem oluyor, saçma sapan tarifler denemek için de. Öte yandan; yılbaşı ve noel aslında farklı şeyler. Noel, 24 Aralık'tır ki bu da mevsimsel Batı takviminde kışın başlangıcı demektir. Mevsimsel takvimlerde; ayın 1'i değil, 20-25'i mevsimin başlangıcı kabul edilir. Hıdrellez ve/veya nevruz da mevsimsel Sümer takviminde baharın başlangıcıdır. (Ki mevsimsel takvimlerde yıl, baharla birlikte başlar. Eskiden Avrupa'da da yılbaşları baharda kutlanırdı) Neyse; Noel, Hristiyan dinine ait bir şey olup pek çok Pagan üye içermesine rağmen, yılbaşının öyle dini bir olayı yoktur. (Ki Noel de artık sekülerleşmiştir)

Ama tabii bizde ilk getiren yılbaşı ve noeli karıp saçma bir şey yaptığı için (Çam ağacı süsleme, Noel'in en temel Pagan üyesidir) şu anda millet yılbaşı kutlayanları kafir ilan etmek vs. dini gerici ilan etmek arasında öyle acayip bir durumda. Ha, bir de; Batı adetlerinden gerçekten içini, özünü sevdiğim tek bir adet var: Cadılar bayramı. Korku temasına dayanamıyorum, ne yapayım? Onu da kesin adında "Cadı" geçtiği için almamışızdır; ama gittikçe yaygınlaşıyor. Bunun ekmeğini bir şekilde yemem lazım, bu fırsat kaçmaz.

Bu yıl bir sürü şey oldu.. Kişi bazında, ülke bazında... 3. dünya savaşı kapıda ama; hadi hayırlısı...

Başka ne yazabilirim ki bu konuda?

Dünyada, farklı yılbaşı adetleri görmek mümkün. Bazı toplumlar direkt Batı'nın kültürüne konarken, bazısı bunu kendi kültürüne göre bir kutlamaya çeviriyor.

Hm, ne yapsam? Ha, YouTube kanalı açtım bu arada; ama daha hiç video koymadığımdan linkini henüz vermeyeceğim.

4 gün kalmış... Diyecek sözüm yok. Ya varsa? Aman, neyse... Hm; ne desem ki? Of...

2016 oldukça yorucuydu; herkes için... Mayalar hesaplamada hata yapmış olmasın? 2016'dan çıkabileceğimize emin miyiz? 2016 üstümüzden tırla geçmiş gibi hissettirmiyor mu? 10 yıla yayılabilecek kadar olay oldu ulan...

Neyse, o kadar. Hadi, seneye görüşürüz...

Bir görsel arıyorum da bulamadım...

23 Aralık 2016 Cuma

Nadir bir ses: Ğ

Ğ gerçekten nadir bir sestir. Hele ki Türkçe gibi "görünen sesler"in çoğunun yaygın sesler olduğu bir dil içinde olması düşünüldüğünde, epey gariptir. Görünen seslerden kastım, o sesi yazamadığınız ama çıkarabildiğiniz sesler olur; işte "görünen sesler" de yazabildiğiniz sesler. Mesela Q, Kh seslerini yazamasak da çıkartabiliriz. Japonca'da ü sesi yazılamasa da çıkartılabilir. Moğolca'da da çıkartılabildiği halde yazılamayan pek çok ses vardır. Yani şöyle: Türkçe'de S'yi peltek çıkartabiliriz; ama Arapça'daki gibi bunu yazıya yansıtamayız. Ğ ise, nadir olduğundan görünen seslerden olması gariptir. (Bazı Türk dillerinde yazılamaz mesela, sesli harflerin art arda tekrarıyla gösterilir)

Her ne kadar bazı dillerde Ğ benzeri sesler olsa da (Latince Q, Arapça غ, Fransızca R, Japonca W, Abhazca Ӷ) bunlar genelde Ğ'den çok daha kalın ve daha gırtlaktan seslerdir. (Japonca W ise çok daha yumuşak ve hafiftir, hafiften V'ye de kayar) Arapça gayn/ğayn harfi, g-ğ arası bir sesi ifade eder. Fransızca R, peltek birinin Ğ'ye benzer R'si gibi çıkarılır. Latince Q'ya hiç girmiyorum.

Ğ sesinin olduğu bazı diller: Farsça (ﮒ Gef/Ğef), İngilizce (Gh). Diğer Ural-Altay dillerinde olmaması da gariptir esasen. Ama Ğ sesi, Türkçe'de iki biçimde görülür: Boşlukları dolduran, çıkış noktası Japonca ve Korece W gibi olan Ğ sesi ve Q'nun yumuşamasıyla elde edilmiş, gırtlaktan Ğ (Aslında Kh) sesi. Bu iki ses, daha sonra birleşmiştir ve günümüzdeki önceki ünlüyü uzatan Ğ'ye dönüşmüştür.

5 Aralık 2016 Pazartesi

Sıkıldım, yoruldum...

Şu aralar üstümde atamadağım bir can sıkıntısı var. Normalde; kafamdan senaryolar uydurup bunlarla eğlenebiliyor, hatta o senaryolardaki karakterlerin hislerini yaşayabiliyorum. Ama canım onu yapmak bile istemiyor. Dokunsalar ağlayacak gibiyim; ortada neden yok. Arıza arıyorum artık, bir şeyler yapmam lazım.

Hiç tadım tuzum yok,... Of...

1 Aralık 2016 Perşembe

Kılıç çeşitleri

Şimdi diyeceksiniz ki: E, sen zaten bunu yazdın? Hayır, yazmadım. O kılıç türleri idi. E, farkı ne? Şöyle ki; yazya geçelim.

1) Düz kılıç
sword ile ilgili görsel sonucu
Düz, ucuna kadar dümdüz giden kılıçtır. Saber haricindeki Avrupa kılıçları ve Jian adlı Çin kılıcı bu türdür.

2) Eğri kılıç
saber sword ile ilgili görsel sonucu
Öne doğru eğrilen kılıçtır. Asya kılıçları'nın çoğu ve saber sword bu türdedir.

3) Çift yönlü kılıç

Düz kılıcın türüdür. Eğri kılıçlar, yapısı gereği iki tarafı da keskin olamaz. Her iki tarafı da keskin olan kılıçtır.

4) Çatallı kılıç
çatallı kılıç ile ilgili görsel sonucu
Eğri kılıcın türüdür. Ön tarafı, çatal biçiminde ikiye ayrılır. Yapısı gereği; kullanmak diğer kılıçlardan zordur ve genelde daha ağırdır. (Bkz. Zülfikar)

5) Yamuk kılıç
katana ile ilgili görsel sonucu
Üstü düz, altı ise eğridir. Japon kılıçları, Kore kılıcı, pala ve dao bu türdendir. Üstten kolay kırılır, ancak eğri kılıçlar kadar işlevseldir. Kullanması çok zor olmamakla beraber çok kolay da değildir.

6) Kama
kama bıçak ile ilgili görsel sonucu
Diğer kılıçlardan kısa, üçgen biçimli kılıçtır. Zaten artık adı "kama" diye yerleşmiştir, hançer ise kama ve eğri kılıcın birleşimidir. Bazı kama türleri: Hançer, Kafkas kaması, kunai, suikastçi bıçağı (Şu kolu sallayınca ele gelenlerden), short tail, o-tanto.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Erdem'in dramı ve okçu ekipmanları

Bugün üç ayrı konudan bahsedeceğim. 2'si klasik, kişisel saçmalama; diğeri bilgi. Bir süredir, kurbandan kalma bir koyun derisi parçam vardı. Börk yapmak amacındaydım; ama beceremedim... Yalnız, şöyle bir şey var ki: Börk olmadı, ama papak oldu. Peki, nedir papak? Türk-Kafkas kalpağı denen şeyin daha tüylüsüdür.

Hemen açıklayayım; şu arkadaşa Rus kalpağı, Sibirya kalpağı, kulakçıklı kalpak ya da kulakçıklı börk denir. Türk ve Slavların ortak eşyasıdır:
rus kalpak ile ilgili görsel sonucu
Şu arkadaşa ise Türk kalpağı ya da Kafkas kalpağı denir. Kafkasya civarındaki, Slavlar dışında neredeyse her halkça kullanılır:
türk kalpağı ile ilgili görsel sonucu

Papak işte, bu yukarıdakinin her yerinden tüy-yün vs. fışkıranına denir; hatta Kafkasya'da Karapapak diye anılan, Kıpçakların Karabörkli boyunun devamı niteliğinde bir Türk halkı da vardır. Papak şu:
papak ile ilgili görsel sonucu
Siyasi diye koymayacaktım (foto başbakan olduğu dönemden) ama daha düzgün bir papak fotosu, en azından internette yok.

Aha, siyah da olsa Vikipedide düzgün bir foto buldum:

Ama yukarıyı silmeye üşendiğimden öyle kalacak. Bu arada, papak zaten koyun postundan yapılırmış; iyi oldu onu öğrendiğim. Karapapaklar hakkında bilgi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Karapapaklar
Bu arada karıştırmışım; Karapapaklar Oğuz soyluymuş. Kıpçakların Karabörkli soyunun devamı niteliğindeki halk Karakalpaklar imiş.

Bu da başımda papak ve üstümde kurt desenli elbise ile benim fotom:
Akpapak Erdem Paşa. Döneminde Bilecik'i yaylak, Gökçeada'yı kışlak eylemiştir. Eskişehir'deki Özenli Kaan Abdullah paşa ve Balıkesir'deki Çakır Artun paşa ile iyi ilişkiler kurmuş; halkından bir kısmı İstanbul'a gönderip orayı siyasi olarak olmasa da fethetmiştir. Kafasından tarihi halk uydurup onun tarihçesini yazan bir insan olarak, bu fotoya böyle bir hikaye yazmak zorlamadı beni; biraz daha derine inebilirim hatta. Arşivlerimizi, daha düzgün bir fotosu için arıyoruz; zira arkadaş burada özçekim yaptığından düzgün çıkamamış. Bulunca eke koyacağız.
Bak bu da papağın benle bir fotosu mesela:
Bu foto, henüz yayını tamamlayıp Balıkesir'de kös kös oturduğu dönemden. O sırada istirahatte idi.

Neyse, ben yay yapmayı kafaya takmıştım; ama beceremedim. Sonra aradım, çok pahalıydı. Ama en son bir site buldum ki; resmen sevinçten ağlayacaktım. Site şu: http://www.okyaygeleneksel.com/

Çakal dişi, kartal tüyü, ya balık tutkalı yapmaya yarayan hava kesesi bile var! Ki dünyada bulmanın acayip zor olduğu bir malzemedir. Hindi tüyünden kartal tüyü görünümlü ok için hazırlanmış tüyler.... Ulan, zırh, gürz, kılıç bile var! Üstelik de ok-yay malzemelerinin fiyatı geri kalan sitelere göre epey ucuz. Zırh, kılıç vs. elbette daha pahalı ama genele vurduğumuzda onlar da ucuz sayılır. Bir tek antika bölümü pahalı, o da zaten doğal. Antika. Ben o kadar zengin değilim; ama eğer koleksiyonerler filan varsa Roma'dan, antik Çin'den kalma ok uçları var, söyleyeyim.

Telefonun açma-kapama tuşu bozulmuştu, servise götürdük, garantisi vardı Allah'tan. Neyse, her bir şeyim silinmiştim. Evvela sinirlendim elbet; ama sonra gmail, whatsapp derken tüm rehberim vs. geri döndü. Bir tek uygulama ve müzikler dönmedi, ki o da aslında daha iyi oldu. Böylece epeydir ertelediğim müzik araştırmamı yaptım. Şunu fark ettim: Bende müzik zevki diye bir şey yok. Hoşuma giden her haltı dinliyorum. Telefonda şuan bir şaman şarkısı, bir kaç farklı Türk dillerine ait şarkılar, bir kaç türkü, bir kaç Türkçe pop, bir kaç da Anime-Vocaloid şarkısı var. Sevdiğim az miktarda gavurca şarkı da vardı (Gavurca dediğim Avrupa dilleri), ama onları yüklemeye üşendim şimdilik.

Evet, geldik okçu ekipmanlarına. Hazırsanız başlayalım.

Şaft: Okun, tahtadan oluşan esas kısmıdır. Günümüzde plastik, karbon ve alüminyum da kullanılır.
Temren: Okun, delici/kesici olan ucudur. Kemik, metal, taş gibi bir çok şeyden yapılabilir. Boynuz veya dişten yapılanlarına soya denir.
Telek: Okların arkasındaki tüylerdir. En çok kartal ve hindi tüyleri kullanılır.
Gez: Okun arkasındaki çentiktir. Günümüzde, oktan ayrı da yapılır. Eskiden de boynuzdan oktan ayrı yapılırmış ama çentme daha çok kullanılırmış. Boynuz olanın ömrü daha uzunmuş. (Gez bölümünü düzenli olarak zımpralamak gerek, yoksa kapanır)
Zihgir: Okçu yüzüğüdür. Peki, okçular niye yüzüğe ihtiyaç duysun. Bunun için; evvela Avrupa tarzı ve Asya tarzı ok tutuşları anlamak gerek. Avrupa'daki, Macarlar ve Finler gibi Asya kökenli halklar haricinde, okçular oku şöyle tutar; bu, aynı zamanda olimpik okçuluktaki tutuştur:



Bunun artıları şunlardır:
El zedelenmez
Hedefe daha rahat bakarsınız

Eksileri ise şunlardır:
Ok elden kayabilir
Ok daha yavaş ve daha yakına gider.

Asya'daki halklar ve de Macarlar gibi Asya kökenli halklar ise oku şöyle tutar:


Bunun artıları şunlardır:
Ok elden kaymaz,
Ok daha hızlı ve daha uzağa gider; ayrıca daha çok çekebilirsiniz.

Bunun eksileri ise şunlardır:
Başparmağın zedelenme ihtimali vardır
Hedefe çok da rahat bakamazsınız.

İşte, bu yüzden Asyalı okçular zihgiri icat etmiştir. Zihgir, başparmağa takılan ve başparmağın boğumundan elle birleştiği yere kadar kaplayan bir yüzüktür. Zihgirin diğer dillerdeki adını bulamadım; zihgir Farsça adı. Ama kesin öz Türkçe'de, Çince'de vs. bir adı vardır. Zihgir şu şekil görünür:
İlgili resim
Tabi daha yuvarlak vs. modelleri de var; ayrıca tahtadan vs. de yapılıyor. Devam edelim.
Tirkeş: Okların taşındığı çantadır. Deri, tahta gibi bir çok farklı malzemeden yapılır.
Sadak: Yayın taşındığı çantadır. Geleneksel Türk yaylarının kurulu kalmaması gerektiği için böyle bir şey icat olunmuştur.
Bilek siperi: Boynuz ya da kaplumbağa kabuğu (Bağa) kullanılarak yapılır; deriden de yapılabilir. Tıpkı zihgir gibi, okun kayması vs. durumunda bileği korumak amaçlı icat edilmiştir. Metalden yapılıp dirseğe kadar tüm kolu koruyan şekilleri de vardır.
Navenk: Naveng de denir. Çincesi Tongah'tır. (Türkçe hile, tuzak anlamında Tonga ve kaplan anlamında Tunga/Tonğa ile ilgisi yok) Kısa okları atma aparatıdır. Yani? Şöyle ki; okun düzgün atılabilmesi için, yayın maksimum çekiş mesafesinden biraz daha uzun olmalıdır. Ama bu, karşı tarafın sizi sizin okunuzla vurabileceği anlamına da gelir. Kısa bir ok ise, atılamaz. İşte bu, kısa okları düzgün atmak için icat edilmiştir. Sadece savaşlarda, ya da elde uzun ok olmaması durumunda kullanılır; av tarzı şeylerde kullanılmazdı. Şu şekil bir şey:

Puta: Asya halklarına ait, insan şekilli; baş, boyun, gövde, boynun hemen yanı gibi hedef noktaları içeren ve asıl hedef 10 olan hedef tahtasıdır. Aslında tahta değil; kum torbasına daha çok benzer. Oturan bir insanı andırır:
puta hedef ile ilgili görsel sonucu
Bu kadar.

EDİT

Bu arada bir de "İlkel başparmak tutuşu" vardır. Bunda, oku elinizle kıstırırsınız; Kızılderililer, erken dönemlerde Arap ve Hintliler, Japonlar, Koreliler, Afrika kabileleri ve Aborjinler böyle tutar. Yukarıdaki iki teknikte gerçekte oku değil, kirişi (yayın ipini) tutarsınız; "ilkel başparmak tutuşu"nda ise oku tutarsınız. Bu arada Koreli ve Japonlar bu tutuşu biraz geliştirip daha işlevsel hale getirmişlerdir.

26 Kasım 2016 Cumartesi

Mutluluk+Heyecan! 2'si 1 arada! Kendimi keseceğim şimdi!

Yeni bir semender alıyorum; bir kaç sistem fikrim var. Bunları, önümüzdeki 5-6 sene boyunca 1-2 taşınma yaşama ihtimalimi göz önünde bulundurarak kolay taşınabilir sistemler kuracağım. Ha, "sistem" derken akvaryum, paludaryum vs. kastediyorum; bir an genele hitap ettiğimi unutmuşum. Ğ tuşu zor basıyor, bir de onla uğraşacağız; hay ben... Neyse...

Bu sistemler şunlar: "Normal" yani şu anki akvaryumum, yerli akvaryum, yerli paludaryum, yerli nano akvaryum, artemia akvaryumu (şu yumurtaları çatlatma vakti geldi), semender paludaryumu, CST paludaryumu, leopar geko teraryumu, hamster kafesi. Bu son üçü zaten hazır, onlar sıkıntı değil... Semenderlere yeni bir paludaryum kurup şu anda semenderlerin paludaryumu olanı "normal akvaryum" haline getireceğim. Hepsi kolay taşınabilir ve az masraflı olacak. Bana gerekenler:

Havuz kepçesi (Bunu da ne zamandır alacağım)
Hava motoru
2 adet plastik saklama kabı
Minik lamba

Öte yandan, dün Nissin'in noodle çıkardığını gördüm. Pardon, bu yanlış. Nissin zaten Japon menşeli bir marka ve amacı noodle, ramen, soba vs. üretmek. (Soba dediğim karabuğday eriştesi, yoksa ateş yakılan sobadan bahsetmiyorum)

Nissin, Türkiye'de Ülker'le beraber ramen (daha doğrusu noodle; ama en yakın olduğu tür ramen; çünkü sarı ve kıvırcık) ürettiğini gördüm. Ha, Nissin bu arada Makarnex'in ortağı. (Daha önce Makarnex'in yassı udon olduğundan bahsetmiştim. Zaten erişte ile noodle temelde aynı şey)

Peki, Nudo, Kungfu ramen, IndoMie neyine yetmiyor? Şöyle ki; Nudo Türkiye menşeli, dolayısıyla gerçek ramen havasını vermiyor. Kungfu ramen neresi menşeli bulamadım, sanırım Çin. Indomie ise Malezya menşeli. Sonuç olarak bunlar arasından gerçeğine en yakın olan Kungfu ramen, o da Çin malı olması dolayısıyla berbat ötesi. Her ne kadar benzer gibi dursalar da Çinlilerle Japon ve Korelilerin mutfağı arasında dağlar kadar fark var. (Tamam, o kadar da değil. Ama damak zevkleri epey farklı)

Ha, bu arada; Nissin en popüler Japon hazır ramen üreticisi. Nissin'in Ramen, Chow Mein (bir çeşit noodle, menşeyi Çin), udon, ayrıca ne olduğunu anlamadığım ama Sichuan (Çin'in yemekleri neredeyse tamamen baharattan oluşan bir bölgesi), Kore ve Tayland'da bulunan/tüketilen bir şey üretiyormuş. Zaten makarneks olduğundan, Nissin buraya Udon getirmeyi denemeyecektir. Ama şu Chow Mein'i getirmelerini istiyorum.

Tadına bakmak için sabırsızlanıyorum.

EDİT

Ahha, biliyordum! Kesinlikle yediğim en güzel hazır ramendi. Şu Leader ramen'i bulsam bir yerden onunla karşılaştıracağım da, yok arkadaş... (Çünkü Leader Kore markası) Neyse; güzeldi, hatta ölüyordum aşırı lezzetten.

21 Kasım 2016 Pazartesi

Farklı halklara farklı dillerde verilen isimler

Niye böyle bir şey yazma gereği duydum? Daha önceden de bilmememe rağmen; sabahtan beri Çinlilerin de, Korelilerin de kendi uluslarını "Han" diye adlandırması kafamı meşgul ediyordu. Ama sırf bu bilgiyi ve düşüncelerimi yazmak için konu açamaz, açsam da yayınlamayıp bırakır ve akabinde unuturdum.

Neyse; peki, bu iki halkın da kendine "Han" demesi neden kafamı meşgul ediyordu? Çünkü, bu iki halk tarih sahnesinde ortaya çıktıklarından beri birbirlerinden daima nefret etmiştir. E, aynı kökten olamazlar mı? Bu da mümkün değil. Çünkü Koreliler, Yarı-Altaik bir halktır. Başka bir deyişle, Turan halkıdır. [Bu arada; Türkiye'de tüm Turan halklarının Türk olduğuna dair bir yanılgı var. Bu, birbiriyle akraba ve ortak göçebe kökten gelen milletleri belirtiyor. Halk o kadar erken dönemde ayrılmış ki, birden fazla dil ailesi kullanıyorlar. Turan halkları şunlar: Altay halkları (Türkler, Moğollar, Tunguzlar), Yarı Altaik halklar (Koreliler, Japonlar, Ainu halkı, Ryuklulular) Ural halkları (Hantılar, Mansiler, Udmurtlar, Komiler, Mariler, Mordovyalılar, Laponlar, Finler, Estonlar, Samoyedler, Yukagirler), Kızılderili-Eskimo halkları, Sümerler, Bulgarlar. Türkler, Turan halklarının alt grubunun da alt grubudur.]

Çinliler ise Sinik halkın en önemli temsilcileridir. (Sinik halkın diğer temsilcileri: Tibetliler, Burmalılar, Karenler, Taylandlılar vs.)

Ha; Koreliler kendi halklarına Hangug diyorlar. Çinliler ise Hanzu diyorlar. Çinliler, Korelilere Cháoxiǎn (Çağoşiyağan); Koreliler ise Çinlilere Han diyorlar. A, buldum lan. Koreliler kendilerine Han ulusunun ardında yaşayan anlamında Hangug diyorlar; tamam, anladım.

Bu arada, daha önceki Hun ve Tatar olayı gibi; "Çinli" kelimesi de Türkçede birden fazla anlama geliyor. Türkçede Çinli dediğimiz, en dar anlamıyla Han ulusunu ifade ediyor. Ama biraz daha açarsak; Çinlilerin Zhong(guo) dediği, Çin içinde yaşayan ve diğer Sinik halklardan olmayan halkları kast ediyor. Biraz daha genişletince tüm Sinik halkları (Tibetliler ve Taylandlılar da dahil) içine alıyor. Anlamı biraz daha genişletirsek Çin halk cumhuriyeti içinde yaşayan 58 (Resmi olarak böyle olsa da aslında biraz daha fazla var, çünkü Çin yönetimi birbirine fazla yakın bazı halkları aynı gruptan sayıyor. Bu alt-kategorilerle beraber sanırım 64 tane falan var) etnik grubun tamamını kapsıyor. Ki bunlar içinde Uygurlar, Moğol kökenli halklar ve Tunguz kökenli halklar da var.

Hatta bu genelleme; Kürşat olarak bilinen Çin sarayını 40 adamıyla basan Eçine Çisi Er'i de bu olaylardan önce Çin sarayında önemli görevleri olması nedeniyle Çinli kabul eder. (Bu arada Eçine, bir Göktürk boyu. Aşına, Eşine, Aşina, Asena, Açena da deniyor.)

Ha, yeri gelmişken; Çin'in ilk dönem hanedanlarından ve de en önemli hanedanlarından olan Qing (Okunuşu: Çing) hanedanı da Tunguz kökenlidir. Parantez içlerini okuyun, parantez içlerini...

Neyse, böyle... Ulan yine nereden girdim nereden çıktım, yuh diyorum, oha diyorum, başka da bir şey demiyorum. (Bu arada Blogger oha kelimesini tanıyor; ama yuh ve blogger kelimelerini tanımıyor.)

Neyse; İngilizcede de Indian (Hintli) tanımı Hintliler ve Hindistan'daki tüm etnik gruplar, Pakistanlılar, Güney doğu Asya'nın tüm yerli halkı ve Amerika'nın yerli halklarına Indian deniyor.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Duyuru: Oba-Kamp!

Bu yaz, bir çeşit kamp yapacağım. Amacım survival camping değil ama. Amacım: Bir yandan çeşitli görevleri yerine getirmeye çalışırken bir yandan da olabildiğince az gıda maddesiyle hayatta kalmak. (Daha doğrusu doğadaki malzemeleri elimdeki malzemelerle birleştirmek ve elimde çok az malzeme olacak)

Öncelikle; ortam: Dedemin arazisi, civardaki ormanlardaki tür çeşitliliğine aşina olsam da yakın çevreyi pek bilmiyorum. Buraya, bir yurt, bir ateş çukuru, bir kuyu, bir de tuvalet yapacağım. Ve gereken kadar toprak kap (Kuyudaki suyu boşaltmak için 1, yemek için 2, içecekler için 1, görevler için 4 tane) yapacağım.

Yanıma alacaklarım:
Bolca su (Çünkü amaç survival camping değil); aslında tam değil. Bol miktarda su konulabilecek kap. Suyum biterse gidip çeşmelerden dolduracağım.
1 avuç renkli biber.
Kamp bıçağım (Gerber bear grylls survival ultimate)
1 avuç (belki biraz daha fazla) pirinç
Gün raporu için defter ve kalem
Bir parça et (Bu bir görev için)
Bolca tuz
2 ufak kavanoz süt (Bu da iki görev için)
Her ihtimale karşı kibrit (Kav olarak pamuk alıp bıçağımda magnezyum çubuğu olsa da her ihtimale karşı. Çünkü amacım survival değil; daha çok göçebelik)
Biraz pamuk
Biraz ip (Çadırı yaparken kullanacağım halatlardan farklı ama bu; tuzak vs. için)
İğne iplik, biraz da kumaş (Aslında kumaşı bu kadar az mı alsam diye düşünüp duruyorum...)
Sac ya da o tarz bir şey
Izgara teli
Keser
1 bez (Eşyaları silmek, temizlemek vs. için Kuyu da kap-kacak, el vs. yıkamak için zaten)
Çeltik (Bu da görev için)
Tahta kaşık
Muşamba (Bu kamptan ayrıldığımda çadıra örtmek için; karda kışta bozulmasın)
2 adet kendi hazırladığım rehber (Tuzak ve yay rehberleri)

Bunlar da görevler:

Yoğurt yapımı
Turşu yapımı
Tereyağı yapımı
Pirinç tarlası yapımı
Pastırma yapımı
Baharat karışımı yapımı (Bu zaten pastırma için)
Ekmek/hamur yapımı (Yabani çavdarlardan yapacağım bunu)
Hasır yapımı
Mavi boyalı hakimiyet damgası yapımı (Niye? Çünkü bir tek boya yapsam boşa gidecek)
Yay yapımı
Tatar yayı yapımı (Tatar yayı ile yayın farkı ne? Tatar yayı, arbalet ya da crossbow diye geçen alet oluyor. Kundaklı yay, kurmalı yay veya temer de deniyormuş yöresel olarak.) Son durum: Tatar yayı yapımı görevlerden kaldırıldı; ama fırsat bulursam yaparım.

Bu son iki görev olmasa da lur görevler. Neyse, öyle işte.

Malzeme ya da görev öneriniz (özellikle görev) varsa yazın. Ama 1 ayda yapılabilecek görevler olsun.

Ha, bu arada çadırı nasıl hazırlayacağımın en ufak ayrıntısına kadar planı var.

En önemli sorun hakimiyet damgasındaki mavi boya, çünkü sadece belli başlı bitkilerden mavi boya yapılabiliyor. Diğer boyalar maviye göre biraz daha kolay yapım açısından.

Kamp bitince, defteri birebir buraya geçireceğim.

EDİT-1

Malzeme listesine el burgusu ve tel testere de ekledim. Onlar da lazım olur. Lan görev önerisi verin bana! Aksiyon istiyorum lan!

El burgusu:
burgu marangoz ile ilgili görsel sonucu
Tel testere:
tel testere ile ilgili görsel sonucu

Diğer malzemeleri bulmak kolay; ama bu ikisini satın almam gerekecek.

EDİT-2

Malzeme listesine bolca çivi ve sini (hani şu yerde yemek yemeye yarayan tahta masalar var ya, onlar işte); görev listesine de mızrak ve erişte yapımı ekledim. Mızrak için bir dal bulup temren yapmak yeterli; ama ok ve yay epey uğraştırıcı. Bu arada, o ortama en uygun erişteyi yapacağım doğal olarak.

EDİT-3

Yeni malzemeler:

Heybe
Yay seti
4-5 kalas

18 Kasım 2016 Cuma

Doğada yemek: Hayvanlardaki zehri nasıl anlarız?

1-Yılan

Yılanların zehirli olup olmadığını anlamanın bir çok yolu olsa ve bu yollar tıkalı hatta çelişkili de olsa bile bir yılanın zehirli olması, onu yiyemeyeceğiniz anlamına gelmez. Yılanın kafası ve zaten zehirli yılanlarda genelde az et içeren kuyruğunu kestiğiniz sürece bir sorun olmaz. Yılanın zehri sadece dişindedir. Peki, öyleyse neden kuyruğu da kesiyoruz? Ve kuyrukla gövdeyi nereden anlayacağız? Kuyruğunu kesmemizin sebebi şu: Yılan daha başka bir yılan veya zehirli bir omurgasız tarafından sokulduysa, bu zehirler kuyrukta birikir. Genellikle de kısa sürede yok olurlar; ama önlem almaktan zarar gelmez. Yılanın gövde ve kuyruğunu nereden anlayacağınıza gelince; yılanın gövdesi, düzdür; kuyruğu ise konidir. Yani düz yer bitip konik yerin başladığı yer, kuyruğunun başladığı yer oluyor. Bu bazı yılanlarda çok küt ve kısa, bazılarındaysa çok uzundur.

2-Örümcek

Eğer Amazon ormanları ya da Avustralya'da kamp yapmıyorsanız, karnınızı doyuracak büyüklük ve sayıda örümcek bulmak zordur.Amerika kıtası neyse de, Türkiye'de sadece iki tür tarantula var doyurucu porsiyon olarak ve onları da karşılaşıp karşılaşmayacağınız meçhul. Zaten, tarantulalar genelde zehirsiz, daha doğrusu az zehirlidir. Genelde, örümcek büyüdükçe zehrinin etkisi azalır. Mesela bacağı kısa örümcekler, bacağı uzun örümceklere göre daha zehirlidir. Ama; örümcek zehri, ateşle tepkimeye girdiğinde yok olur. Yani örümceği kızarttığınız sürece güvendesiniz. Ancak eğer örümceği kızartmayacak, haşlayacak ya da un haline getirecekseniz örümcek zehri, ısıyla temas ettiği zaman kendini salacaktır. Eğer o imkanınız yoksa, örümceği bir kaç saat bekletmek iyi bir fikirdir. Tuzlu suda bekletirseniz daha iyi olur ama açıkta da bekletebilirsiniz. (Tatlı suda bekletmeyin)

3-Akrep

Bir kere "Zehirsiz akrep" diye bir şey yoktur. (Yukarıda yazmayı unuttum ama zehirsiz örümcek diye bir şey de yoktur. Sadece "zehri insana etki edecek kadar kuvvetli olmayan" akrep ve örümcek vardır. Ama yılanlar için geçerli değil, gerçekten zehirsiz yılanlar var ve zehirlilerin on katı kadarlar hem tür sayısı hem de popülasyon olarak) Bir akrebin zehir derecesini, eğer elinizde akrebin zehrini alıp analiz edebilecek donanım yoksa, tahmin etmek oldukça güçtür. Ama iyi haber şu ki: Eğer akrep kendini sokarak ölmediyse zehirden kurtulmak çok kolaydır. Şöyle ki: Akrebin kuyruğunun son boğumu, ayrıca iğnesinin olduğu ve zehir kesesinin bulunduğu yerdir. Orayı koparmanız halinde zehirden kurtulursunuz. Peki ya, akrep kendi kendini soktuysa? (Eğer ateşin ortasına atarsanız mümkündür, çünkü her hayvan ateşten olabildiğince uzak durmayı tercih eder ve köşeye sıkıştığında da etrafına anlamsızca saldırır) O zaman; yine bir üst maddedeki yakma olayına geliyoruz. Ama; bu kez bekletme diye bir şey yok, unutun onu. Ama haşlama yapacaksanız bir kaç kez farklı kaynar sulara atıp her birinde biraz bekleyin. Eğer un yapacaksanız, o zaman unu kavurmanız gerekecek. Merak etmeyin, dayanma süresini kısaltmaz; aksine arttırır.

4-Kertenkele

Dünya'da sadece iki tür zehirli kertenkele olduğunu ve ikisinin de Avusralya'dan başka yerde yaşamadığını biliyor muydunuz? Ancak bu, her kertenkelenin güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Bilimsel olarak zehre sahip olmasa da halk arasında rahatça "zehirli" diyebileceğimiz türler var. Bunların hem yeme halinde zehirleyenleri, hem de ısırarak zehirleyenleri var. Birinci grup, yem olmaktan korunmak için. Ki semenderler için bir başlık açıp, Uzakdoğu'daki dev gibi semenderler hariç zaten her semenderin yenme durumunda zehirleyeceğini belirtmek isterim. Birinci grubun genel özellikleri şunlardır: Vücutları incedir, renkleri parlak ve bazen aykırıdır (kırmızı vs. gibi). İkinci grup ise "kendi iyi ama çevresi kötü" şeklinde. Ağızlarında yaşayan bakteriler, onlara zehirli bir salgı sağlıyor; onlar da bu sayede avlarını ya da düşmanlarını zehirliyorlar. Bu kategori içinde en tehlikeli kertenkele diye bilinen (bir zamanlar öyleydi, en azından halk arasında; bilimsel durumu ve son durumu bilmiyorum) Komodo ejderi ve ülkemizde bol miktarda bulunan, benim de en sevdiğim yerli türlerden biri olan Gökyeşil (Lacerta viridis) ya da Yeşilistan (Lacerta trilineata) var. Bu arada L. trilineata'nın bilinen adları: İri yeşil kertenkele, Balkan yeşil kertenkelesi, Yılan ebesi, Yeşilistan; L. viridis'in bilinen adları: Avrupa yeşil kertenkelesi, Yeşil kertenkele, Zümrüt kertenkele, Yeşilistan, Gökyeşil.

5-Kurbağa

Parlak renk gördüğünüz anda uzak duracaksınız. İribaşları (kurbağa larvaları) zaten yemeyin; devamlı yosun ve pislikle beslendikleri için insan tüketimine uygun değillerdir, kaldı ki bu parlaklık olayını iribaştan anlamak da pek mümkün değil zaten. (Ama kurbağa yumurtaları yenebiliyor sanırım, havyar niyetine)

Sanırım bu kadar.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Hava durumu tahmin yöntemleri

1. BULUTLAR

Öğrenmesi en kolay fakat en fazla detay içeren hava durumu tahmin yöntemi, bulutlardır. Çünkü her kara bulut yağmur getirmediği gibi, her beyaz bulut da açık havanın işareti değildir. Bulutların şekli ve yüksekliği ile sayısı da önemlidir.

2. GÖĞÜN RENGİ

Öğrenmesi bulutlar kadar olmasa da kolaydır, Ancak gece, gündüz, gün batımı, gün doğumu ve hatta günün ilk yarısıyla ikinci yarısı arasında, aynı renk hakkında farklı yorumlar olacaktır.

3. KOKU

İlla filmlerde vs. denk gelmişsinizdir, havayı koklayarak tahmin yapana. İlk başta "Yürü git lan!" dedirtse de bu mümkündür. Çünkü açık havanın, yağmur öncesi havanın, kar öncesi havanın ve bunlar sırasındaki havayla bunlardan sonraki havanın kokusu birbirinden farklıdır. Ancak, bunu anlatma ya da öğretmenin bir yolu yoktur; ancak kendi başınıza ve tecrübeyle öğrenebilirsiniz.

4. ISI/SICAKLIK

Bunu Lise fizikte o kadar farklarını listelediler, ama unuttum. O yüzden hangisinden bahsettiğimi bilmiyorum. Yağış öncesi, yağış esnası ve yağış sonrası hava sıcaklıkları birbirinden farklıdır. Ancak, bunu öğrenmek epey zordur. Bu da tıpkı koku gibi tecrübeyle öğrenilir.

5. HAVANIN YUMUŞAKLIĞI

İyi giden havalarda, hava epey serttir. Sertliği nasıl anlatsam ki? Böyle, sanki hissedebilir hale gelirsiniz. Yağış esnasında ise, tipiler ve fırtınalar hariç, hava yumuşaktır. Orada olduğunu bile fark etmezsiniz.

6. BİTKİLER

Şimdiye kadarkiler hep yakın zamanlı, en fazla bir kaç günlük bilgi verecek şeylerdi. Oysa ki bitkilerin durumu, rengi ve şeklinden bir kaç ay sonraki havayı tahmin edebilirsiniz. Mesela ilkbaharın başlarında yaban çavdarlarının uçları kırmızı haldeyse, yaz çok sıcak geçecek demektir. Bunu anlatmak vs. mümkün olsa da yine de en iyisi tecrübe.
yabani çavdar ile ilgili görsel sonucu
Bak bu da yaban çavdarı. Her yerde var, sonra vay efendim ben bilmiyordum, vay efendim ben onun çavdar olduğunu bilsem ekmek yapardım demeyin... Okuyun şurayı, okuyun... (Şair, burada kendisine sesleniyor. "Ulan mal herif kendin okumuyorsun, onlar ne yapsın?" diyor. Aynen aynen, ben değil, şair diyor hep)
7. İÇGÜDÜ

Eğer bir meteoroloji binasında hassas aletlerle ölçüm yapmıyorsanız, içgüdülerinize güvenin. Doğadan kaçıp kendimizi duvarlar arasına kısıtlayınca onları da kısıtladık. Özgür bırakın içgüdülerinizi... Yukarıdaki her şeyi içgüdünüz sizden önce duyumsayıp tahmin yapar. Ona güvenin. Ha, bir de içgüdü diye gaza gelip suç filan işlemeyin... (Anladınız siz ne dediğimi) İçgüdünü serbest bırak, dedik; içindeki öküzü değil.

Blogger'a emoji eklenmiş lan!

Ne zamandır girmiyordum, fark edince çok sevindim. Emojileri çok sık kullanan biriyim (Bunda weeb olmamın pek bir etkisi yok ama, weeb olmasam da emojileri bunca kullanırdım. İki saat şöyle güldüm, böyle kızdım yazmak yerine koyuyorsun bir image oluyor bitiyor)

Ayrıca emojilerden başka özel karakterler de eklenmiş; hadi bakalım neler olduğuna.

←↑→↓↔↕↖↗↘↙↚ ↛ ↜ ↟ ↢ ↥ ↥↨ ↚ ↩ ↫ ↭ ↯ ↻ ⇜ ⇯ ⍈ ⏮ ➽ ⟱ ⤱ ⬲ 🔻

Bu üsttekilerin hepsi oklar sınıfında.

☝👂💣💅👥👇✋

Neyse ya; emojiler olsun, braille alfabesi olsun bir sürü saçma sapan ve çok sevindiğim ama muhtemeken asla kullanmayacağım şey eklenmiş işte. Güzel hamle, işte bize bunlarla gel Google efendi!

14 Kasım 2016 Pazartesi

"Başlık"lar hakkında

Çok ilginç başlıklar var; bu arada başlık derken şapka vs.yi kastediyorum. Bu başlıklar, ilk bakışta özel tasarım gibi dursa da aslında ait oldukları halkın yaşam tarzı ve yaşadığı coğrafya için en uygun tasarıma sahipler. Temelde böyle. Elbette yıllar yılı her birinin çeşitli türleri olmuş vs. ama temelleri o şekilde.

Batı tarzı başlıklar, genellikle süslü ama basit tasarıma sahiptir. Başı soğuktan koruyacak ama ıslanmayı önlemeyecek biçimdedirler. (Genelde)

Fes, çoğu kişinin sandığının aksine Batı tarzı bir başlıktır. Kökeni Arap ya da Farslar değil, Balkanlar; özellikle de Yunanlar ve Avusturyalıardır. Soğuk ve sıcaktan başı az da olsa koruyan; soğuktan daha iyi koruyan ve ıslanmayı kısmen önleyecek, süslü ama basit tasarıma sahiptir. Yerleşik hayatta, dış koşullar fazla önem arz etmez.

"Çin şapkası" diye bilinen Non La'yı ya da Asya koni biçimli şapkası'nı ele alalım. İlk bakışta, üzerinde epey düşünülmüş gibi duruyor. Ama aslında yerleşik yaşayan, pirinç yetiştiren ve muson iklimini bilen Çinliler için bu gayet basit. Pirinç sapları, muson ikliminin yakıcı güneşi ve hafif yağmurlarından koruyucu şapkalar haline gelmiş.

"Uşanka" ya da Rus kalpağı. Soğuk iklime en uygun başlık zaten. Kardan, kıştan korur.

Bizim "Börk" deyip Türk başlığı diye bildiğimiz başlık, farklı isim ve tiplerde de olsa neredeyse her göçebe toplumda görülen bir şeydir. Nedeni basittir: Çünkü göçebe hayatta, hangi iklimlerle karşılaşacağını bilmediğin durumlarda en uygun ve en kolay yapılan başlıktır. Vikingler için belirtilen boynuzlu başlık, Vikinglerin günlük yaşamında olmamakla birlikte onlar da dahil bir çok göçebe halkta güneşi temsilen vardır. Bu başlığa hiç dikkat ettiniz mi? Boynuzları çıkarıldığı anda; demirden börk oluyor.

12 Kasım 2016 Cumartesi

Tatar ve Hun ne demektir? Tatarlar, Hunlar, Göktürk alfabesi ve Bulgarlar hakkında biraz saçmalama

Amma uzun başlık oldu lan, neyse... Tatar ne demektir? Çok bilinmez; ama Tatar'ın Türkçede üç farklı anlamı vardır.

1) Kıpçak soylu (Özellikle Toksoba ve Durut boyları başta olmak üzere) bir Türk halkı. (Kırım Tatarları, Kazan Tatarları)

2) Çekik gözlü Türk (Bu ta Selçuklular döneminden beri Ortadoğu Türkleri arasında genel kullanım olmuştur; Karakeçililer -Kayı boyunun bir halkı, Osmanlı'nın geldiği oba- içinde Türkmenler ve Tatarlar olduğu söylenir. Oysa Karakeçililer tamamen Türkmenlerden oluşur, burada Tatar ile kastedilen kiminin gözünün çekik olduğudur)

3) Türkleşmiş Moğollar (Çavdar Tatarları)

Neyse... Hun'un da bir kaç anlamı var.

1) Hun devletlerini kurup yönetmiş olan Türk halkı; Kıpçak soylu bir halk.

2) Hun devletleri içinde yaşamış olan halklar. (Hun devleti içinde yarısı Türk olmak üzere Asyalı ve Avrupalı pek çok halk yaşar ve hizmet ederdi. Mesela Macarlar, Avrupa Hunlarının en önemli Türk olmayan gücünü oluşturmuşlardır.)

Neyse; Bulgar tamgalarına bakıyordum da, ne buldum...
bulgarian symbols ile ilgili görsel sonucu
Ortada, hemen fark edilen Kayı tamgası var. Ama; bu aslında Kayı tamgası değil. Kayıların tamgası şudur:
kayı tamga ile ilgili görsel sonucu
Bu işaret (IYI) ise; Kayı boyunun tamga sancağındaki şekil olmakla birlikte aslında "Hakimiyet" anlamına gelen Türk runik harfidir. Yani bu, aslında hakimiyeti temsil ediyor. Peki; bir Slav halkı olan Bulgarlar, neden Türk hakimiyet damgasını kullanıyor? Aslında; bir kısım insan Bulgarların Türk olduğunu, bir kısım insan da Bulgarların Slav olduğunu söyler. İşin derinine inince; Slavlar'ın iki (ya da daha fazla) halkın karışımından meydana geldiğini görüyoruz. Yani Bulgarlar hem Türk, hem de Slavdırlar. Biri Türk, diğeri Slav olmak üzere iki ataları vardır. Tam olarak iki ata değil aslında. Bulgarlar, şu halkların karışımından oluşur: Yedi farklı (muhtemelen göçebe) Slav halkı, Sabarlar (Sabirler, Sibirler), Onogurlar (Uygur, Oğuz ve dolaylı yoldan Hunların atası/akrabası olan; Macarlarla akraba halk) ve onogur'larla yakın akraba iki halkın (utrtigur, kutrigur) karışımıdır.

Göktürk alfabesi, ilk Türk alfabesi kabul edilir. Ama aslında; onlardan önce Hunlar, ona benzer başka bir yazı sistemi kullanmışlardır. Ancak bunun kabul edilmeme sebebi, Hunların o yazıyla ilgili kaynak bırakmamasıdır. Yani o yazıyla yazılmış tüm belgeler Macarca'dır.

Of, sıkıldım... Heh; Minecraft'ta survival oynuyorum şu sıralar, özlemişim be... Bir ara yazarlar arası Minecraft şeysi yapalım (ama burayı yazarlar bile okumadığından -ki ben de sadece yazarken zorunlu olarak okuyorum- onlara bunu ayrıca bildirmem gerekecek)

Neyse, ne diyordum? Bir map yaptım Minecraft'ta; hah... Ulan yazıda amma çok Türk sözünü kullandım; sanırsın yazıyı yazan bir weeb değil de Devlet Bahçeli. Neyse... Ne diyordum? Bak, yine...

Şu yedi yüz yirmi saat süren film varmış, yönetmen ve yapımcılar psikopatın teki; belli... Map'in indirme linkini de koyuyorum; 2. ve 3.sü de olacak ama 2. bitmek üzere, haliyle 3.yü yapmaya bile başlamadık. (Ben kodlamadan anlamadığımdan o işleri kardeşim yapıyor; çocuk minnacık ama benden daha zeki...)

Bu da map'in indirme linki, adı (Bak yine) Göktürk map'i: http://minecraftfanmap.blogspot.com.tr/2016/11/gokturk-mapi.html

Ha, bir de: 1.10.2'de oynayın; sonra kodlar modlar karışacak, güzelim map'e durduk yere söveceksiniz... Çelik ayna, möööp! (Pışşşşık efekti yapmaya çalışınca sonuç bu oldu, neyse...)

11 Kasım 2016 Cuma

Çadır çeşitleri

1) Yurt/Ger (İlk Türkçe: Yurt/yurut/yörüt/yürüt/yürt; Moğolca: Ger/Ğer/Ker)
File:Armature dune yourte (Khorezm, Ouzbékistan) (6859416536).jpg
Dışı kaplanmamış, tam yuvarlak ve destekleri (çadır kolay yıkılmasın ve ısı yalıtımı sağlasın diye) olan bir Özbek yurdu.
Göçebe Türk ve Moğolların çadırlarıdır. Sekizgen biçimi oluşturan (Ya da duruma göre daha büyük geometrik şekiller oluşturan) kazıklar üstünde piramit oluşturacak şekilde ve ortasında bir direkten; ayrıca aydınlatma/havalandırma bölgesinden oluşur. Dışı kumaş ya da keçeyle kaplanır.
kırgızistan bayrağı anlamı ile ilgili görsel sonucu
ger ile ilgili görsel sonucu
Bir Moğol obası
2. Otağ/Otuv (İlk Türkçe: Otağ, otak, otav, otu, otuv; Moğolca: Mackan, mayhan, mayıkan, macan, makan, mahan)
mongol wonder ile ilgili görsel sonucu
Otağ diye arayınca sıradan yurt resimleri çıkıyor. Aoe II'deki "yurt"lar ve resimde gördüğünüz Moğol wonder'ı otağ için daha uygun. Ama günümüzde yurtlara otağ dendiğinden...
Yurt ve gerlerin hükümdarlar için olan, büyük, gösterişli ve komplike olanlarıdır. Yurt ev, otağ saraydır. Başka da bir farkı yoktur.
aoe yurt ile ilgili görsel sonucu
Öndeki ve sol arkadali otağ, sol arkadaki ise yurt/ger

3. Tipi/Teepee
teepee ile ilgili görsel sonucu
Kızılderili çadırlarıdır. Uzun kazıklarla oluşturulan bir koni ve etrafına sarılı kumaş veya deriden oluşur. Tıpkı yurtlarda olduğu gibi havalandırma açıklığına sahiptir.

4. Çum/çom

Tipi'ye benzer; tunguzların (Moğollarla yakın akraba, çoğunlukla Çine ve Rusya'da yaşayan bir halk) çadırıdır. Koni şekilli dizilmiş kazıklar ve bazen kumaş, deri, dal vs. kaplamadan oluşur. Hayatta kalma durumlarında, tipi ve yurttan daha elverişlidir; çünkü kurması daha kolaydır.
File:Чумы Алдын-Булак.jpg

5. Goathi (Laponca: gábma, gåhte, gåhtie, gåetie, goathi; Norveççe: gamme, Fince: Kota, İsveççe: kåta)

Laponların (İskandinavya'da yaşayan, Finlerle akraba bir halk) oturduğu çadırlar. Çum'la neredeyse aynıdırlar.


6. Hogan
File:The evolution of the Navajo Hogan, Left to right. The very old hogan. A later style, a few of which are still in use.... - NARA - 298586.jpg
Navajo adlı bir Kızılderili kabilesinin tipi'yle hiç alakası olmayan çadırları. Yurda daha çok benzerler; alt tarafları çantı teknikli odundan oluşur.
File:Hogan.jpg
serdar kılıç dağ evi ile ilgili görsel sonucu
Bak bu da Serdar Kılıç'ın yaptığı çantı teknikli dağ evi

7. Igloo
eskimo house ile ilgili görsel sonucu
Bunu açıklamaya gerek yok; herkesin bildiği gibi eskimolara ve inuit adlı Kutup Kızılderililerine ait buzdan çadır.

8. Lavvu (Kuzey Laponca: Lávvu, Inari Laponca: Láávu, Skolt Laponca: Kååvas, Kildin Laponca: Koavas, Fince: Kota, umpilaavu, Norveççe: Lavvo, sametelt, İsveççe: Kåta)
File:Sami Tent in Jukkasjarvi.jpg
Goathi ve tipi ile neredeyse aynıdır; tıpkı onun gibi Laponlarca kullanılır.

9. Humpy/gunyah/gunya/wiltja
File:Queensland-aboriginal-architecture-walater-roth.jpg
Aborjin çadırı çeşitleri ve gerekli iskeletler
Aborjinlere ait barınaklardır. Saz barınaklara benzerler.
gunyah ile ilgili görsel sonucu
Avustralyada sıradan bir gunyah

10. Wigwam, wickiup, wetu
File:Apache Wickiup, Edward Curtis, 1903.jpg
Bazı Kanada Kızılderililerinin oturduğu saz çadır.
wigwam ile ilgili görsel sonucu


11. Chief's Hut
Chief's Hut ile ilgili görsel sonucu
Malezya'da yaşayan bir halk olan Kanakların oturduğu ev.Sazdan silindir üstünde silindir koniden oluşur.
kanak katana ile ilgili görsel sonucu
Bu da Katana denen kapı süslemesi. (Japon kılıcı olan katanayla bir alakası yok)
Chief's Hut ile ilgili görsel sonucuChief's Hut ile ilgili görsel sonucu

12. Whare puni
whare puni ile ilgili görsel sonucu
Yeni Zelanda'da yaşayan Maori halkının oturduğu; saz bir çatı altında küçük bir odadan oluşan çadırdır.
whare puni ile ilgili görsel sonucu
Boyalı, tüm geleneksel işlemelere sahip bir whare puni.
Whare puni şekilli posta kutusu
whare puni ile ilgili görsel sonucu
Whare puni şeklinde yapılmış modern bir ev
13. Fale tele
File:Seumanutafa's house Apia 1896.jpg
Samoa adasının yerli halkına ait, temel malzemesi hindistancevizi lifi olan (Palmiyelerde koparınca hemen ele gelen tüysü kısımlar olur ya kesilmiş dalların altında; işte onlar) çadırlar.

14. Bure kalou
bure kalou ile ilgili görsel sonucu
Fiji yerli halkına ait çadırla ev arası garip bir barınak.
bure kalou ile ilgili görsel sonucu
Nasıl görünmesi gerektiğine dair örgü ve dallardan bir örnek.

15. Heiau
heiau ile ilgili görsel sonucu
Hawai halkına ait, "kapa" adlı halımsı şeylerle kaplamalı evler.

16. Çadır
çadır ile ilgili görsel sonucu
Bunlar da tatilci ya da öylesine kampçılar için (zengin olmanız durumunda ciddi kampçılar için modeller de var) yapılan sentetik, işe yaramaz şeyler işte.