Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

28 Nisan 2022 Perşembe

Durum Raporu: Anime, Şarkı, Umut/Hayal

Kunoichi Tsubaki acayip bir anime. Bir yandan "Ne izliyorum lan ben?" hissi, bir yandan da sarıyor. Ya gidin Türkanime yorumlarına bakın ilk bölümün, bu kez her yoruma katılıyorum. Gerçi bu tür serileri izleyenler zaten genelde benim gibiler olduğundan pek mal görmüyorsunuz yorumlarda, olan da "Ayyy komediymiş bu, kaçayım." (Ulan sizin yüzünüzden ana haber bültenine döndü TV dizileri! Hâlâ "Komedi mi? İstemezük!" kafası.) şeklinde oluyor. Soredemo Ayumu'nun çevirmeni bunun "keşfedilmemiş cevher" olduğunu söylemişti -daha doğrusu İngilizce çevirmenin öyle dediğini söylemişti- ve Takagi-san'ı, Soredemo Ayumu'yu çizen çizerin işlerinin kötü olmasına pek ihtimal vermiyorum ama... Bakalım. Kunoichi Tsubaki'nin ilerleyişi ve geneli tam düşündüğüm gibi oldu. Kakkou no Iinazuke... bjABADK. Yeşilçam animesi shasafasks. Hastanede karıştırılma var, beşik kertmesi var, zorla evlendirilme var, "sahte sevgili" var, tersinden de olsa "Durun siz kardeşsiniz!" var... Bu arada böyle anlatınca töre dizisi gibi oldu ama haremimsi romantik komedi bu. Tam harem değil ama tam romantik komedi de değil. "Tam romantik komedi" Takagi-san gibi olur. Rakip karakter olmasın demiyoruz ama bu "rakip karakter" işini harem sosuyla ekleyince bana böyle bir terim icat ettiriyorsunuz. Ayrıca gına geldi şu haremimsi romantik komedilerden de. Yeter lan. Bunun mangasını okuyordum ama Türkçe fansubun çeşitli hıyarlıkları (Gidip güncelden bölüm çevirip esas sıralamayla üç haftada tek bölüm atmamak. Ulan bir an önce aradaki bölümleri çevir o zaman, ne durduk yere bilmem kaç bölüm atlıyorsun?) nedeniyle salmıştım. Çerezlik zaman geçirme animesi, pek bir olayı yok. İzler miyim ondan emin değilim ama izlenmeyecek kadar kötü bir anime olmayacaktır.

Bazı şarkılarla çok acayip bağlarım var. Mesela Pentagram'ın "Bir" şarkısı. Ulan insan bu şarkıdan hayata devam etme gücü bulur mu? Ne zaman "Öleyim gideyim ya..." desem açıyorum listeden (bu psikoloji için şarkı listem var, evet), bu şarkı açılınca diyorum ki "Lan biraz daha bir bekleyeyim be... Belki iyi bir şeyler olur." Hep o "Eğer göçüp gidersen bugün yarım kalan işin var senin" dizesi yüzünden. Sonra bir de "weeb milli marşı" gibi bir şey olan, Monogatari izlemeyenlerin bile neredeyse ezbere bildiği, yazıresimlere ("meme", "caps") konu olmuş "Renai Circulation" var. Bu aslında Monogatari serisi karakterlerinden Nadeko'nun tema şarkısı, daha doğrusu "Nadeko Medusa" arkının openingi (Bunu tırnağa almayacağım bu arada artık. Terim lan bu?). Bu şarkı benim için ilahi gibi bir şey oldu artık aq. "Nasıl oluyor lan o?" diyorsanız, işte hep o "Kami-sama arigatou/Unmei no itazura demo" kısmından o da. Bu kısmın Türkçe çevirisi bu arada -ki şarkıyı dinlerken öyle yapıyorum. Evet, yabancı şarkıları dinlerken kafamda çeviriyorum- "Tanrı Teala (Bu en iyi böyle çevriliyor kardeşim, ben ne yapayım? "Allah Hazretleri" diye çeviremeyeceğime göre?) teşekkürler/Kader bazen zorlayıcı olsa da" (Birebir çeviriye kafam girsin! Birebir çeviri kötü çeviridir arkadaşım. Kabullenin artık şunu. Bu arada evet, "olsa da" çünkü devamı var bu kısmın.) şeklinde. Hah işte o yüzden, "böyle hayata kafam girsin ama yine de elhamdülillah" gibi bir psikolojiye sokuyor bu şarkı beni. Daha doğrusu bu şarkı da şu Pentagram'ın Bir'inin olduğu listede, o yüzden "Böyle hayata kafam girsin!" psikolojindeyken (Genelde. Zaten ya yolculukta ya mutsuzlukta müzik dinliyorum temel olarak.) "ama yine de elhamdülillah be!" biçiminde bir etkisi oluyor üzerimde. Bu yazıyı da "Keşke uyuyup uyanmasam" diye dua ettiğim bir vakitten sonra uyuyamadığım için (Yıllardır söylüyorum: Tanrı'nın kesinlikle berbat bir espri anlayışı var.) şarkı dinlerken yazıyorum mesela. Saat 07.50 şu an. Kadir Gecesi'nde "Ölsem keşke..." diye dua eden tek insan olarak da tarihe geçmiş olabilirim, neyse. Gerçi arada daha başka saçmalıklar için de dua ettim ama onlar yalnızlıktan kafayı yememin emareleri. İşleme alınmayacağını varsayıyorum. Yani "saçmalıklar için dua" derken şöyle: "Keşke Shibuya Rin'in kolyesi olsam..." gibisinden. Arada bir başka anime kızının dondurması olmak da istedim galiba ama emin değilim. Shibuya Rin de Idolm@ster: Cindrella Girls'ten (errrrrrkek adam animesi lkdaALA) bir karakter bu arada. Orijinal Idolm@ster'ın bir yerden sonrasını tek oynatıcının gıcıklıkları sayesinde bitiremediğimden Cindrella Girls'e de bayağı bir süre "İzlemeyeceğim ulan!" diye gıcıklık yaptım. Bu arada bu seriden tek beklentim Miki veya Hibiki'yi tekrar görmek. Herkes Miki hastasıdır genelde -ki nedenini anlayabiliyorum- ama Hibiki'yi daha çok seviyorum ben. Bak mesela bir de Seksendört'ün "Kendime Yalan Söyledim" ve Second'un "Aklımda Bi Kördüğüm"ü de "Ulan ben sevgili istiyorum ama..." kısmına getiriyor beni. İşte hep o "Yalnızım bunu ben istedim" ve "Olmak istemezdim aranızda" dizelerinden bu da.

İnsan umudunu yeterince kaybedince istekleri de değişiyor. Ben uzun süredir umudumu belirsiz bir bilinmezliğe, hayal edip varlığını umduğum iyi bir "ölüm sonrası geleceğe" (İşin ironisi, benim kendimi cehennemlik olarak görmem. Yani Tanrı/ahiret varsa ben zaten bittim, olmamaları benim için daha iyi aq. Yine de inanıyorum. Neden? Çünkü inanmak istiyorum. İnanmadan hayatta kalamam.) bağlamıştım. Tanrısal irade, dört mevsim çiçekli ve meyveli ağaçları olan bir bahçede bir konak, mükemmel hatunlardan oluşan bir harem... Sonra bir yerde bu, "isekai dünyasında kılıç dükkanı açarak kendimizi geçindirelim"e döndü. Artık tek istediğim ahşap bir evin içinde internet erişimi ve listemin barındığı bir kütüphane. Bütün gün okumak, izlemek, yatmak, yazmak, bahçe çapalamak, akvaryum kurmak, kedi köpek sevmek, gidip beni seven -ve benim de onu sevdiğim- mükemmel bir hatuna (Tek bir tane, evet.) sırnaşmak falan... Böyle basit bir hayat. Bulaşık yıkamayayım, çalışmayayım, karışanım edenim olmasın (hatunum karışabilir, onun kredisi var), sadece canım istediğinde yemek yapayım, tırnak kesmeyeyim... Bu arada fark edebileceğiniz gibi bahsettiğim "her işi hatuna yıkayım" değil, direkt işler kendi kendini yapsın. Şu "günlük hayat angaryaları" kadar nefret ettiğim az şey var. Hani "sadece canım istediğinde yemek yapayım." derken yemekler sihirli bir şekilde hazır olsun veya her yere erişimi olan bir uygulama olsun. Öyle... Tabii bu da detaylanıyor. Son baktığımda sadece benim ve şu bahsettiğim hatunun olduğu bir dünyada gezinmek konusunu hayal ediyordum. Sonra işin içine yerel halk falan girdi, hatun insanlıktan çıkıp "übermensch" gibi bir şey oldu. Bunca yıldır yalnız olunca hayatınıza girecek ve kendinizi tamamen ona adayacağınız kişiden biraz fazla şey bekleyebiliyorsunuz. Gerçekten birine tutulunca bunun bir önemi kalmıyor gerçi ama madem bu bir hayal, hatunumu da kendim tasarlarım. Gölge etme başka ihsan istemez ey Allah Tengri'm, ne verdin ki bugüne kadar bana acı ve çileden başka? Hayır bunca şeyin ardından erip evliyalara karışsam ona da razıyım ama o da yok... Hâlâ yeniden günah işleyeceğini bildiği için tövbe etmekten çekinen cehennem odunu hıyarın tekiyim. Mal geldik, mal gidiyoruz. Mal derken öküz anlamında. Gerçi "mal" kelime anlamı olarak asıl kökeni olan Moğolcada direkt "büyükbaş" anlamına gelir ama Türkçede daha ziyade "sığır", hatta direkt "öküz" olarak sabitlenmiştir. Bak mesela şu "cebehane" (cephane değil) lafındaki "cebe" de -ki anlamı zırhtır- Moğolcadan geçmeymiş, onu öğrenince bayağı şaşırmıştım. Bu arada bunlar ortak kelimeler değil. Ortak (kökenli) kelimeler var tabii: deniz-çingiz (Hiç nazal N bulmakla uğraşamam şu an. Ñ olarak da yazmayacağım zira Ñ, Ny'dir. Göktürkçede o ses de var, evet. Macarcada hâlâ var. Ng deyip geçiyorum.), ulus-uls, bögü-böö (Şamanımsı bir şey; daha doğrusu Türkçede direkt "cadı" gibi bir anlamı var, Moğolcada da "erkek şaman". Bögü, aynı zamanda "büyü" kelimesinin de ilk hali. İlerlemesi şöyle: Bögü->Böğü->Böyü->Büyü.), "teŋri" (E, haliyle. Bir şeyleri teyit etmek için ararken buldum "uluğ eŋlik"i. Bu arada bu kelimenin Türkçedeki modern hali Tanrı, Moğolcadaki modern hali de Tenger.) falan.

Delinin teki. Israrla umut etmeye çalışıyor. Gölgesini kovalamakla meşgul. Erdem Ö. Hayali mahlasıyla kitap* yazdı.

*Ejderin Mührü (ALMAYIN! Benim yazdığım kitap değil bu, editörün kafasına göre yaptığı değişiklikler ve hatalarıyla dolu bir saçmalık sadece. Bu kitabın imlası düzenlenmeden önce daha düzgündü lan? Ortadan bölünmüş cümle yoktu en azından.)

Kaotik nötral INFP 6w5 sp/sx 694 (6w5-9w8-4w3) EII-Ne RLUEI EFVL melankolik-flegmatik.

☉♓︎   ☽♌︎   Asc♊︎   ☿♈︎♀♒︎♂♈︎♃♓︎♄♈︎♅♒︎♆♒︎♇♐︎⚷♏︎⚸♎︎☊♍︎🜊♏︎

☣ ☪ ۞ 🏹 𐰾𐰠𐰾 🐏 🍎

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer

ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ

埃德姆歐瑪爾 Ердем Өме́р

13 Nisan 2022 Çarşamba

Durum Raporu: Anime (Aynen, Direkt ve Sadece Anime)

"Mahoutsukai Reimeiki" de Re:Dive gibi. Önce biraz "Öööf... Tamam komedi hastasıyız da arkadaş..." demiştim ama Loux isimli güzide karakterimiz için bile izlerim sırf. Cadı yiyen asayla anlaşma yapıp "-chan" diye hitap ediyor lan hatun ksldvjsşd. Daha ilk bölümden "Hani bu hatun böyle eğlenceli, umursamaz gibisine ama bak aklı, zekası da var bunun." kısmı koydular, daha da hoş bir hale geldi karakter. Gerçi anime daha 1. bölüm olduğundan o konuları tam açmamış olsa da bu hatunun öyle alelade bir büyücü olmadığını, bayağı üst seviyeli bir şey olduğunu söyleyebilecekleri en açık şekilde söylediler zaten. Yalnız Hort diye (Bu nasıl isim lan? Yok Hortlak aq.) bir "senpai" eklediler başkarakterle yarı romantik ilişkisi olsun diye. Biraz sinirimi bozuyor. Şu yarı romantik ilişki işinden vazgeçin lan artık, ya dümdüz arkadaş olsunlar ya da hatunun bizim mala yanık olduğu konusunda şüphe kalmasın. İtiraf etmese de olur, biz bilsek yeter. Yeter lan. Bu arada muhtemelen izlerim ben bunu. vajDAJWDSA... Lan o kadar laf ettim, daha ilk bölümün sonu Hort'un "Galiba senden hoşlanıyorum." demesiyle bitti. Oh beeee, bize bunlarla gelin kardeşim. Vallahi rahatladım ya. İzlerim ben bunu. Bu arada bu spin-offmuş lan. Neyse, Magi'yi de Sinbad'dan (O Sinbad değil lan.) önce izliyorum sonuçta. Spin-offun olayı budur.

Spy x Family'yi zaten anlatmaya gerek yok... Mangası efsaneydi, animesi de aynı kaliteyi koruyor.

Kaguya-sama mangasında güncel olduğum halde animenin 3. sezonu deli gibi güldürebiliyor. Manga okuduktan sonra animeden pek zevk almam genelde, özellikle de komedi vs. serilerinde. Komedi hastasıyım ama böyle de bir şey var yani. Bunda hâlâ gülmekten öldürüyor.

Kawaii Dake ja nai Shikimori-san için de Spy x Family için dediklerimin birebir aynısı geçerli. O değil de Spy x Family üstüne Shikimori-san'dan bahsederken aklıma geldi, ben niye böyle milleti kesme biçme eğilimleri olan anime hatunlarını* bu kadar seviyorum lan? Hayır gerçekte gidip gidip tutulduğum kızlar tam tersi profilde çünkü. "Lan gerçekte öyle kız mı var?" demeyin, boks yapıp dağa tırmanan ama dışarıdan gayet normal (kime göre normal neye göre normal kardeşim?) genç kız gibi görünen en az bir hatunu bizzat tanıyorum. İstese aşağı alır yani gayet ama cana yakın davranıyor. Bizzat derken gerçekten bizzat, gerçek hayatta. Hani internetten vs. de değil yani, direkt kanlı canlı aynı ortamda bulundum. Bu arada azıcık "spo" olacak ama söylemeden geçemeyeceğim Shikimori-san hakkında: Inuzuka ile Nekozaki jabhkjasöd... Serinin "Gidin evlenin lan!" çifti sevgili olan başkarakterlerimiz değil bunlar snkleçsfm.... Kedi köpek... kaçmwdksç... Öte yandan ekibin en iyisi ufak sarışın ksdnldfd... Tam trol ya. Adını hatırlamıyordum, Hachimitsu'ymuş.

*İşte Medea Belial (Manhwa karakteri olman anime kızı olduğun gerçeğini değiştirmez.), Shikimori-san, Spy x Family'nin adını unuttuğum suikastçı annemiz, Ika Musume'nin Chizuru'su falan... Yuno ve bir sürü yandereyi de seviyorum ama burada bahsettiğim direkt "yandere" ile aynı şey değil.

"Koi wa Sekai Seifuku no Ato de" de klasik "düşman âşıklar" teması ama bayağı eğlenceli lan jksjsşd. Ayrıca bu Japonlar ne yedi lan Power Rangers'ın ekmeğini. Hâlâ tavşanın suyunun suyunu çıkarma derdindeler. Animeyi sevmiş olmam bunun böyle olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 

Tomodachi Game'in tagları "eeeh..." dedirtmişti başta, "Hiç dram çekemeyeceğim..." ama ilgi çekici duruyor. Bir bakalım, iki veya üçüncü bölümde karar veririm ben bunu izleyip izlemeyeceğime. Bu arada belli ki bu yazıda animeden başka bir şeyden bahsedemeyeceğim, şu uzunluğa bak, o zaman... Evet. Bir de Tomodachi Game şimdi adını unuttuğum yarı-POV bakış açısıyla hikâyeyi işliyor. Adını hatırlasam daha kolay olurdu ama mecbur o bakış açısını anlatacağız: İlahi bakış açısı gibi görünür ama sadece o sırada orada olan belli bir karakterin bildiği kadar bilir, düşündüğü kadar düşünürüz. Hayır internetten bak, ne uzatıyorsun? Bakış açısının adını bulamadım bu arada. "Gözlemci" galiba ama emin değilim o mu. Hatta ilk bölümün sonundan direkt karar verdim, izlerim ben bunu. Böyle değişik gerilimler arada iyi geliyor.

O değil de Otome Game Sekai diye başlayan 2. bölümde garip şekilde ilgi çekici hale geldi lan. İsekai hastası olarak bile katlanamadığım Tate no Yuusha, Arifureta gibi serilere bağlayacağını düşünüyordum ama feci ilgi çekici hale geldi.

Machikado Mazoku hemen hemen her SoL'un kaderini yaşayıp Türkiye'de hak ettiği ilgiyi pek görememiş bir SoL. Lez imalı başkarakterden (Bu genelde ima aşamasında kalır bu arada, daha ileri gittiği pek görülmez. Bir açık açık Hiiragi'ye yürüyen ve 18 yaşında olmasına hâlâ şaşırdığım Konata var işte. Bu arada ne demek "Konata x Kagami kanonik değil" ya! Birkaç tane daha var şimdi hatırladığım ama onlarda ima değil direkt hikâyenin ortasına koyuyorlar olayı.) "düşman aşıklar" teması göndermeleri falan aknlasa. Şimdi diyeceksiniz ki "Tamam da Machikado Mazoku ne alaka, niye anlattın şimdi?" 2. sezon gelmiş lan! Hiç de beklemiyordum ha. Japonya'da ve dünyada Türkiye'den daha çok tutuyor SoL animeler (ergen ağırlığı yok çünkü oralarda, otuz yaş kaybeden ağırlığı var) ama yine de asla yeni sezon gelmeyen, gelmeyecek hayattan kesitler (SoL'un açılımı) animeleri oluyor. Yuru Camp'ın filmi aşağı yukarı ne zaman çevrilecek acaba ya? Ta 2023'e kadar bekleriz muhtemelen. Yalnız efsane başladı 2. sezon. Tam 1. sezonun tüm tadını alabildiğimiz bir bölüm oldu. Yuuko olsun, Lilith olsun, Momo olsun hiçbir şey kaybetmemiş sevimliliklerinden olsun, saflıklarından olsun, şerefsizliklerinden (aksnksadnsd) olsun...

Bu arada normalde BRS'nin teması hem şarkıda hem ilk/eski/orijinal (Ulan bu iki seri arasındaki ilişki spin-offumsu ama tam da spin-off olmadığından tanımlayamıyorum. Utawaremono ve sonra çıkan, adını hatırlamadığım arasındaki ilişki gibi.) seride mavi renkti, kırmızı düşmanların temasıydı diye hatırlıyorum ama buradaki BRS hem mavi hem kırmızıyı üstünde toplamış. Black Rock Shooter zaten kırmızı, siyah ve mavi renklerden ibaret; neredeyse başka renk yok şarkısında olsun, ilk animede olsun, bu yeni animede olsun... Yanlış hatırlıyor olabilirim bu arada, ilk animeyi de klibi de izlediğimden beri uzun zaman geçti.  Black★★Rock Shooter: Dawn Fall anlaşılmamaya devam ediyor bu arada. Gerçi BRS dediğinin alametifarikalarından biri zaten "boşlukları kendin tamamla"dır. İlk anime olsun, şarkı olsun... Hep böyleydi. Yalnız konu bir Hatsune Miku şarkısından harbi nerelere geldi ya? Mekakucity Actors gibi bir şey değil ki bu arkadaş... Bu arada Gumi'nin (ölümüne Gumiciyiz hacı) tam anime yapılmalık müthiş şarkıları var: Mane Mane Psycothropic olsun, Ten-Faced olsun, Mosaic Role olsun... Bak Mekakucity Actors demişken Aku no Monogatari ve/veya Pandora Voxx serilerinden de efsane anime olur. Yalnız 2. bölümde gelen Monica Kaburagi de efsane oldu ksnflfseşfs. Müthiş hatun be. İlk sezonda (Ulan ilk sezon değil bu!) da açık mı ima mı yoksa fanların abartısı mı* hatırlamıyorum ama bir lez mez olayı vardı, bunda da bu tamirci hatun üstünden yapacaklar demek ki onu. Hatunun esas olayı tamir ama fanservis böyle bir şeydir zaten. Dawn Fall ilk animeden daha anlaşılabilir bu arada, daha 2. bölümden birçok şeyi söylediler, ima ettiler, bir şey yaptılar... Animenin yarısına kadar zerre açıklama yoktu ilk animede.

*Fujoshiler kadar fazla karşılaşılmadığından ve genelde direkt o yönde animelere meylettiklerinden, alakasız animede dümdüz hetero olan kızları birbirleriyle şiplemediklerinden çok göze batmıyorlar ama bir "yuri hastası" formu da var anime izleyicileri arasında. Buradan bütün "fujoshi"lere sesleniyorum: Deku hetero lan! Dümdüz hem de. Naruto'nun bile gey olma olasılığı daha fazla.

Shokei Shoujo no Virgin Road'ın daha ilk sahnelerindeyim, başkarakter tam olarak "isekailanınca ben" tepkisi verdi başta jkalşfdcfx. Bu şansla muhtemelen benim de başıma gelecek şekilde "Bu ne la? Gücü yok bunun." denilerek saraydan atıldı kjajLAŞDSZ. Bakalım bu karakterler bazen "Tahmin edilemez, saklanan güç" kavramına sahip oluyor ama bu animenin Arifureta'ya bağlama olasılığı çok yüksek ya! Hiç çekemem. Esas kızımız acayip tatlıymış yalnız. Gerçi ben şu aralar yalnızlıktan öldüğüm dönemdeyim, daha dün yedi farklı anime karakterine evlenme teklif ettim lan! Dolayısıyla o yüzden (Ne?) herhangi bir anime kızı olduğundan daha tatlı geliyor olabilir bana. Yalnız şu Japonların mayonezden beklentisi ne artık anlayamıyorum. Ne mayonezmiş arkadaş, her isekailanan mayonez de mayonez... Yalnız bu anime belli ki KonoSuba gibi klasik isekai klişelerine geçire geçire ilerleyecek. Taglar ve konu yazısı (Arka kapak yazısı? Ne denir lan buna?) beni rahatsız etmişti ama izlerim muhtemelen. Bu arada ruhban sınıfının adı Faust jkandlsşds. Bu Japonların Kilise'yle ne derdi var onu bir türlü anlayamadım zaten; İngiltere gibi Papalıkla takışmadılar (E zaten Japonya'da Hristiyanlık asla esas bir güç olmadı), Fransa gibi isyan-giyotin-laiklik üçgeniyle modern devlet yapılanmalarını kurmadılar, din değiştirmeye falan da zorlanmadılar... Gerçi bu sonuncudan emin değilim, yöneticilerin esas olarak Budizm'e öncelik verdiği dönemler vardı galiba ama net bilgim yok o konuda. Bir bakayım Shokei Shoujo'yu izledikten sonra. İşin ilginç yanı, bu Faust sınıfından olan esas kızımız gayet hoş ve iyi biri gibi görünüyor şimdilik. N'oluyo' lan? N'oluyo'? Onuncu dakikadan sapladı elemana bıçağı hatun... Lan n'oluyo'? Yok, ben artık bu animeyi yorumlamaya çalışmaktan vazgeçtim. 2. bölümü de bitirip buraya "İzlerim, izlemem" falan yazarım. Esas kız (tam emin değilim bu rahibe ablamız esas kız mı gerçi, o "öteki" de esas kız olabilir) aşırı karmaşık lan! Gerçek insan gibi, belli olmuyor ne yapacağı. Gerçi konu yazısında "'Kayıp olanlar' öldürülür." falan bir şeyler yazıyordu ama... Bu animenin Kuroko'su da Momo kasdkasds. Kuroko derken Toaru'daki Kuroko. Bayağı ilgi çekici lan bu bu arada, izlerim ben bunu. O değil de ölen eleman ana karakter değilmiş lan. Bu rahibeyle "öteki" çağrılan ana karakter demek ki. O değil de openingden spo yedik aq ya. Bütün hikâyeyi, olayı, aslı, esası anlatmışlar openingde. Yalnız Akari -şu "öteki"- efsaneymiş lan jkasnelsd. İzlerim ben bunu.

Heroine Tarumono! iyi başladı gibi... Bakalım. Bana bir yerden tanıdık geliyor bu anime; kesin mangasını, LN'sini, VN'sini falan öven birini görmüşümdür. Yani, iyi başladı gibi ama 3. bölümden önce karar vereceğimi sanmıyorum. Çok güzel başladı lan bu arada. Her an bozabilir ama müthişti ilk bölüm. 3. bölümde bozmazsa anca sonda bozar, dolayısıyla 3. bölümde karar vereceğim izleyip izlemeyeceğime.

Delinin teki. Israrla umut etmeye çalışıyor. Gölgesini kovalamakla meşgul.

Kaotik nötral INFP 6w5 sp/sx 694 (6w5-9w8-4w3) EII-Ne RLUEI EFVL melankolik-flegmatik.

☉♓︎   ☽♌︎   Asc♊︎   ☿♈︎♀♒︎♂♈︎♃♓︎♄♈︎♅♒︎♆♒︎♇♐︎⚷♏︎⚸♎︎☊♍︎🜊♏︎

☣ ☪ ۞ 🏹 𐰾𐰠𐰾 🐏 🍎

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer

ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ

埃德姆歐瑪爾 Ердем Өме́р

9 Nisan 2022 Cumartesi

Durum Raporu: Anime (Özlemişim Lan), Ülkenin Halinden Bahsetmemek, Bahar Havasının Nostaljiye Etkisi (Nasıl Başlıklar Lan Bunlar Kaç Yazıdır?)

 Doll's Frontiline'ı çevrildikçe izliyorum. Yalnız... Lan niye kaldırdınız Negev'in altı köşeli yıldızlarını? Yıldızsız Negev mi olur? Bugün Negev'in yıldızlarını kaldıran yarın da Zangetsu'nun svastikasını kaldırır. Bir uyarlama yapıyorsanız doğru düzgün yapın lan. Zaten animenin adıyla oyunun adının farklı olmasına hâlâ anlam veremiyorum. Black Rock shooter'ın yeni sezonu çıktı lan. İlk sezon gibi yine bir halt anlaşılmıyor ama izletiyor da kendini. Karakterler marakterler de farklı tamamen. Zaten bu 2. sezon değil de daha ziyade "spin-off"umsu bir şeymiş. Hoş ilk animenin de oyunlarla alakası yokmuş. Ya o değil de bir Hatsune Miku şarkısından nerelere geldi konu... Vay arkadaş. Bu arada en iyi Vocaloid, Gumi'dir; bunu da buradan tekrar belirtmek istiyorum. Deaimon diye bir anime çıktı, yeni nesil Barakamon. İzlerim ben bunu. Çevirisinin yarım kalma veya aksama ihtimali var ama çok yüksek değil çünkü bizim anime izleyicileri "Sevimli kızlar sevimli şeyler yapıyor" temasından pek hoşlanmıyor (halbuki en iyi tema odur) ama bu tür baba-kız, dayı-yeğen ilişkisi (İlişki derken o anlamda değil lan öküz!) gibi şeyleri seviyorlar. Küçük kıza annelik yapacak ama konu asla romantik bir yere bağlanmayacak, sadece gönderme ve hayranları çıldırtmayla kalacak bir kadın karakter de ekledin mi... ki öyle bir kadın karakter ilk bölümün sonunda, daha doğrusu "2. bölüm tanıtımı"nda görülüyor zaten. Özlemişim lan animeden bahsetmeyi. Neyse. Takagi-san'ın 3. sezonu bitti ama ben de bittim. Ya bu mangaka niye böyle? Adamın hiçbir işi sonuca bağlanmıyor. Lan alooo, Nishikata, alt tarafı bir "Seni seviyorum." diyeceksin oğlum ya! Bak tekrar et: "Anata ga suki." Hadi dediğin şey zaten aşağı yukarı o anlama geliyor tamam ama bari bir öpüşseydiniz. Bende bir "öpüştürme" sevdası hasıl oldu son zamanlarda. Uluslararası anime topluluğunda acayip sık kullanılan "Lets kiss!"* yazıresmine (yazıresim: "meme", "caps") döndüm. Genjitsu Shugi Yuusha mı ne onda da ana karakterle Liscia öpüşünce bir gaza geldim. Bu durumum sapıklıktan değil ama; saplıktan! Kendim öpüşemediğimden** ben de işte karakterlere falan sardım. Tate no Yuusha çöpünün 2. sezonunda bahsetmek istemiyorum. Bu arada Slow Loop çevrilmiyor. Akebi-chan da bitmedi galiba ama emin değilim. Şaşırdık mı? Şaşırmadık. Anca öteutandırıcı ("cringe") romantizm, anca dandik sulu "ecchi" (kaliteli "ecchi"ler de -az da olsa- var bu arada), anca çakma "shounen" çeviririn a... Ben Shiroi Suna no Aquatope'un -her ne kadar kırk yılda bir yeni bölüm de gelse- çevrilmeye devam etmesine şaşırıyorum esas. Bizim "aşkı ölçmeye çalışan bilim insanları"mızın yeni sezonu gelmiş ama karakterler azıcık sinir bozucu sanki. İlk sezon efsaneydi oysa. Şimdi iki ana karakterimiz bir garip... Ben zaten ilk sezonda da en çok loli senpaiyi severdim gerçi, şimdi de bir tane "tükürük fetişisti"miz çıktı. Yorumlarda fark ettim, "Ya bu animenin yapımcısında mı uyarlamaysa uyarlamanın yazarında/çizerinde mi ne bir fetiş vardı sanki... Bacak fetişi miydi..." diye düşünürken Türkanime yorumları beni kurtardı. Evet ya, çorap fetişi vardı*** bu animenin yapımcısında! Oh be... Yalnız Magi izliyorum. Çinli komutanlar her zamanki gibi şerefsiz. Bu arada Türkanime yorumlarında, en azından Magi izleyicileri arasında geri zekalı olmayan oranı bolmuş; hoşuma gitti. Türk anime kitlesi, hele hele Türkanime kullanıcılarının çoğu geri zekalıdır zira. Magi'deki Kouga kabilesi Türk değil Moğol bu arada. Kıyafetlerinden anlaşılıyor. İşte Türk anime kitlesine dair umutlanmamı sağlayan şey de bu: Kougaların Moğol olduğunu anlayabilen bayağı kişi vardı yorumlarda. Türk olduklarını varsayan da vardı ama o da tamamen geri zekalılık değil, göçebe obaları ayırt etmesi zor. Türk mü Moğol mu Soğd mu eğer bu işlere kafayı takıp da içgüdüsel olarak ayırt edebilecek seviyeye gelmediysen veya antropolog, tarihçi falan değilsen pek anlayamazsın. "Sıradan" insanın en kolay ayırt edebileceği nokta bunların kıyafetleridir, en büyük ve en göze çarpan ayrım kıyafetlerdedir. Otome Game Sekai diye bir anime başladı, bir yandan HameFura'nın çakması gibi duruyor, bir yandan nispeten özgün, KonoSuba ayarında bir iş olacakmış gibi duruyor bir yandan da Tate no Yuusha veya Arifureta gibi serilere bağlamasından korkutuyor. Şu Yuru Camp filmi ne zaman gelecek ya? Japonya'da bu sene çıkıyor galiba... Bize ta 2024 gibi gelir. Hay... Takagi-san'ın Moto filmi de aynı şekilde yıl sürecek. Bak bu arada Türkanime'ye daha da sinir oldum. Türkanime'de 3. bölümü bile yok Slow Loop'un, TRAnimeizle'de var. Yeter lan. Şu izlenmişler, izlenecekler, izleniyorlar vs. listemi taşımaya üşenmesem ya da bunun kolay bir yolunu bulsam vallahi direkt geçerim TRAnimeizle'ye. Türkanime yorumlarından banlıyım zaten, nedeni de belli değil. Böyle geri zekalı bir topluluk olamaz ya. Shijou Saikyou diye başlayan bir anime var, biri Saikyou kenja öteki Maou Gakuin diye başlayan iki animenin çocuğu gibi duruyor. Ha annemiz acayip tatlıymış bak orası doğru. Maou Gakuin'deki de öyleydi gerçi. Hatta her ne kadar bu isekai olmasa da "anneden doğmalı isekai"larda (bunların bir de gökten düşenleri falan var çünkü) genel olarak anneleri hem karakter hem görünüş anlamında acayip güzel çiziyorlar. Anlamadım ki isekai çizen herkesin atlatamadığı bir Oedipus Kompleksi falan mı var nedir? Yalnız ben bu animeyi "Yani... İzlenecek bir şey değil ama izliyoruz işte..." seviyesinde bekliyordum ama bayağı bayağı eğlenceli lan bu. Yalnızlığını romantik komediyle, karamsarlığını düz komediyle bastıran benim için bulunmaz nimet. "Yuusha, Yamemasu"nun da benzer bir iş olmasını beklemiştim ama bildiğin KonoSuba ve ranobesini KonoSuba'yla aynı yazarın yazdığı, şeytani örgütten krallığın kahramanına dönüşen tipin adını unuttuğum animesi ile benzer kafada bir iş. Yaşasın anlamsız komedi! Gaikotsu Kishi-sama diye başlayan animeye hem tanıtım yazısı hem tagları nedeniyle biraz önyargılıydım, bölümün tecavüz sahnesiyle açılması da bu önyargımı perçinledi ama "opening" ve sonrası şimdilik iyi ilerliyor. Her an boka sarabilecek bir anime olarak beşinci bölümden önce karar vermeyeceğim bunu izleyip izlemeyeceğime. Daha doğrusu beşinci bölüme gelmeden devam etme kararı almak için animenin muhteşem ötesi olması gerekiyor ama üçüncü, hatta ikinci bölümde bırakabilirim de. Yalnız başkarakterin tepkileri tam olarak "MMORPG içinde isekailandığımda ben" aşkalfs. Bu da geçen sezonun müthiş elf hatunu (Leadele'in Cayna'sı) gibi oyunu oynarken ölenlerden herhalde, işaretler onu gösteriyor. Ulan herif karışım gibi. Şu "slime" yetiştiricisi çocuk vardı, onun gibi anında leydi düşürdü (en azından "slime" yetiştirmekten fazlasını yaptı), Overlord'un adını hatırlamadığım başkarakteri gibi iskelet, az önce Cayna'yı dedim zaten... Kiritoluk da var biraz, daha ilk sahne tecavüz olunca... Lan adam ne kadar eli yüzü düzgün, popüler, sevilen isekai-oyun animesi varsa karıştırmış sdlçmşsdfş. Cayna'nın animesi popüler değildi gerçi ama tam bir gizli cevherdi. Oyunu oynarken ölüp isekailanan da sadece Cayna değil zaten.

*Çünkü bu Japonlarda bir "konuyu romantizmin kıyısına kadar getirip bırakma" huyu var. Adamlar daha ilerisini sadece hentai için kullanıyor aw. Buradan da daha ilk bölümde öpüşen Sukitte Ii na Yo ana karakterlerini tekrar tebrik ediyorum.

**Burada olay yapmamak değil, yapamamak. Sevgilim olsa da o eğer istemiyorsa yapmazdım. Mesele yapabilecek olmam. Bir şeyleri yapabileceğimi bilmeliyim, muhtemelen yapmayacak olsam da.

***Animeyi bilen ne dediğimi anladı. Bilmeyen de sineğin yağından anlam çıkarmakla uğraşmak yerine gidip aralardaki, beş esas karakterin de görüldüğü bölümlerden birini izlesin kardeşim. Allah Allah...

"Türk askeri Afganistan havaalanı yerine sınırı korusun da gelmeyelim" diyen bir Afgan mülteci videosu vardı Onedio'da. Hayır bir yandan adama söveceğim ama bir yandan da haklı herif. Acayip arada kaldım. Hazır yeri gelmişken neden ülkenin sorunları, genel şeyler vs.den de bahsetmediğimi yazayım sanki bu bloğu okuyan varmış gibi: Ülke zaten batmış batacağı kadar. Markete bir gidiyorsun, fiyatlar ucuz mu pahalı mı asla anlayamıyorsun. "Pahalı" olduğuna hükmedersen hiçbir şey alamıyorsun, "ucuz" olduğuna hükmedersen üç parça şey yaklaşık 100 TL tutuyor. Kaç mülteci var, bunlar arasında kaç gizli (hatta belki de açık) terörist, kaç casus var belli değil. Hadi Suriyelileri sınır komşuluğu vs. yönünden anladık diyelim; arada bir sürü başka ülke varken Afganlar niye bize geliyor o da belli değil. E ülkenin kendi içinde de sapığı, manyağı, katili bol. Bir de ben niye bunlardan bahsedeyim? Bir önerim olduğunda veya uzun uzadıya yazabildiğimde belli temalara odaklanıp yazıyorum zaten. Sosyal medyada, kahvede, yolda belde her yerde aynı muhabbet. Akşama kadar zamlardan ve mültecilerden şikayet edip sonra hükümeti öven adam tanıyorum! Bir de benim papağan gibi tekrarlamam neyi değiştirecek? Bu konuda bir şeyler yapmak hükümetin görevi. Hükümetin görevini yapmasını sağlamak da muhalefetin görevi. Onlar kendi kavgasına düşmüş, ben mi kurtaracağım ülkeyi? Ya bir ülkedeki vatandaşlar neden tekel başkanının adını sanını bilir ya? Ha "normal şartlar altında" çaba gösterebilirdim ama hükümet de muhalefet de sorunları öteleyip kendi gündemlerini öne koyuyor, bir yetkiliye bir öneri yaptığında -bak eleştiri bile değil, sadece öneri- vatan hainliğinden din düşmanlığına, Amerikan ajanından Rusçu anarşiste kadar ayarsız bir skalada acayip acayip suçlamalarla yüzleşebilirsin. Amerikan, Rus falan demişken buradan Stalin denen hıyarı da kınıyorum. NATO'nun kucağına itti şerefsiz bizi. Ne dediğimi anlamadıysanız Google'a "Stalin Kars" yazın. Bak cümle kurmaya bile gerek yok, ikisi de özel isim olan iki kelime yeterli. Suçlamalar muçlamalar konusuna dönersek: "Ev ülkü ocağı gibi" diye hikâyeye başlayan, "Peki suyu ağızda dolandırdık..." tiplerine (Yiğit Özgür'ün şu karikatürü de amma kolaylaştırdı be işimi şu konudan bahsederken) "Sen Allah'ı kandırmaya mı çalışıyorsun?" diyen Oğuzhan Uğur'a "din düşmanı solcu" olduğu gerekçesiyle dava açılan bir ülke burası. Hayır işin garibi, TCK böyle bir suç tanımlamıyor. Yani gerçekten öyle olduğunda bile dava açılması için bir gerekçe yok ortada. "Sıradan vatandaş" ne diye uğraşsın bu durumda? Kendi sorununa, kendi hayatına odaklanmaya mecbur kılıyor durumlar onu. Ben de aynı işte. Kendim yeterince sorunum var, ülkenin de sorunları var... E o zaman ülkenin sorunlarını, üstelik yeni olan kesinlikle hiçbir şey söylemeyecekken, ne diye tekrar edeyim ben?

Bugün bir dışarı çıkayım dedim de ne güzeldi lan hava. Nostalji yüklenip döndüm dışarıdan. Neden dışarı çıktım? Ya artık alıştım o kadar kulağıma batmıyor ya da müezzin kendini az da olsa düzeltti, ben de "Hazır Ramazan, boş boş durmayayım..." deyip cumaya gittim. Bu seccade götürme, aralık bırakma şeyleri falan kaldırılmış, oradan bir nostalji puanı. Hava mis gibi, oradan bir nostalji puanı. Şimdi havaya nostalji puanı vermem garip gelebilir ama benim çocukluğum, gençliğim "Küresel ısınıyor!" ortamında geçti. Küresel ısınma muhabbeti yanılmıyorsam benim çocukluğumda başladı ama gerçek etkisi uzun süreye yayılmış bir süreçti. MEB'in kobayı mı olmadık kedi kanı muhabbetlerine mi şahit olmadık... Neyse. Camiden dönerken hazır hava da güzel dedim, markete girdim. Öfleyip pöflerken "Hâlâ var mıymış bunlardan ya?" ürünleriyle muhatap oldum. Bak misal Kat Kat Tat hâlâ varmış. Canpare var, fındıklısı efsanedir; az mı yedik be lisede... İlk zamanlar 1 TL civarında bir fiyatı diye vardı diye hatırlıyorum, sonra 3... Şimdilerde 5 TL. Bu ekonomide Canpare gibi bir şeyin beş lira olması mucize lan resmen. En son elim limonlu Popkek'e uzanmışken "Aaa!" dedim. "Ulan ben abur cubur aramıyorum ki burada! Çocukluğumu, gençliğimi arıyorum..." Eh benim çocukluğumda, ilk gençliğimde bahar ve yaz arasındaki hava buydu. Tatlı bahar esintisini hissettim... Ulan eve dönesim gelmedi! Ki ihtiyaçlarımı garanti edip kendi halime bıraksan bir ay boyunca evden çıkmadan yaşayabileceğime inanıyorum. Su maymuncuğu canlı mı muhabbetlerini bile özledim lan. Gözlerim doldu bak yeminle, burnum kaşınıyor. Dublaj Türkçesini özledim lan Dublaj Türkçesi! Ben çocukken, gençken ülkenin sıkıntısı yok muydu? Vardı ama daha azdı. Ne gibi daha azdı? Ben lisedeyken siyasetle isteyen ilgilenirdi, bizi deney faresi olarak kullanan MEB'in bile başında kim olduğunu bilmezdik. Ülke bu kadar siyasete, yönetime ve ayrışmaya batmamıştı o dönem. Lisedeyken "ekonomi kötü" derlerdi ama bugünkü gibi iliklerimize dek hissetmezdik o kötü ekonomiyi. İnternet yine hem yavaş hem pahalıydı, markete gidince yine torbayı ağzına kadar doldurmak için halinin vaktinin bayağı bir yerinde olması gerekiyordu ama bugünkü gibi pahalılık her tarafı sarmamıştı. İliklere kadar hissedilmiyordu. Hani o dönemde "Ekonomi iyi lan bence?" diyen birinin ağzına telefon tıkmazdı kimse. Bir de insanların hâlâ umudu vardı. Suriyeliler yeni yeni gelmeye başlamıştı ben lisedeyken, o dönemde insanlar hâlâ "E, ülkeleri mahvoldu... Yapacak bir şey yok." diyordu. Yani buradan "Mülteci sorunu var!" diyenleri ırkçılıkla suçlayanlara duyurulur: Suriler milletin gözüne güya kaçtıkları, güya canlarının tehlikede olduğu ülkeye özel günlerde gidip sonra dönmeye başlayınca*, "Biz ne Türkçe öğreneceğiz lan? Siz Arapça öğrenin." kafasına girdikçe, tepemize çıkıp ülkenin sahipleriymiş gibi davranmaya başladıkça ve hem iktidar hem muhalefet tarafından ekmeklerine yağ sürüldükçe ama söz konusu yağı vatandaş rüyasında bile görememeye başladıkça battı. Adam oldukları, "mağdur" oldukları, beraber yaşamak için çabaladıkları vakit -kimsenin kaile almadığı birkaç istisna dışında- kimsenin Surilerle bir sorunu yoktu. Kimse neden ülkenin yerleşik, halihazırda var olan ve toplumun içine dahil olan "yerel" Anadolu Araplarından (Mardin vs. civarında yaşayanları diyorum) veya başta Surilerle benzer şekillerde gelmiş Tatarlardan, Çerkezlerden, hadi "Onlar yüz sene önce geldi, alıştı millet." diyorsanız Ege civarındaki Afro-Türkleri saymazsak ülke için nispeten yeni bir olay olan zencilerden** şikayet etmiyor da (dediğim gibi kaile alınmayan istisnaları geçiyoruz) Surileri istemiyor biraz düşünseniz konuyu anlayacaksınız ama millete çemkirmek daha çok işinize geliyor tabii. Bak mesela Suri değil Suriyeli deniyordu ki esasında Suri demek durumu biraz kanıksattırıyor. Aynı yukarıda dediğim "Anadolu Arapları" konusu gibi bir yere getiriyor olayı. Neyse, nostalji konusuna dönersek: İnsanların hâlâ umudu vardı. Hayal kurabiliyordu lan insanlar! "Ülkeden kaçma" arzusu gençlerde o zamanda vardı ama bu ailesel temelli bir kaçıştı. Esasen ülkeden değil toplumdan, daha da öte aileden bir kaçıştı söz konusu olan.

*Bu arada şu uluslararası hukuk diye bik bik edenler acaba neden Yunanistan'ın mülteci botlarına bomba atması hakkında tek laf etmez? Sikerler lan, bir tek biz mi bağlıyız uluslararası hukuka? Ayrıca "can güvenliği"nin tehlikede olduğu bir yere başında asker, ardında ordu, yanında diplomatik belge vs. olmadan geçici de olsa gidebiliyorsan tehlike geçmiş demektir.

**Bu arada zencinin ırkçılık anlamı yoktur. "Zenci=Nigga, ırkçılık!" bağlantısı kurmak dünyanın etimoloji ve filolojiden en uzak şeyi olmakla beraber zaten "Zenci=Nigga" bağlantısı da doğru değildir, Zenci=Siyahi bağlantısı vardır. Biri Arapça, diğeri Farsçadır. Türkçesini arıyorsanız "kara oğlan", "kara kız" ve sözlük anlamına bakarsanız "nigga" ile eşleştirebileceğiniz, yani gerçekten ayrımcılık ihtiva eden ama illa cinsiyetsiz bir şey arıyorsanız eldeki tek seçenek olan "marsık" (TDK sözlüğüne göre: 1. Üretilirken gerektiği biçimde ve ölçüde yanmamış bulunması nedeniyle, yakıldığı zaman tüterek ve koku vererek yanan, niteliksiz odunkömürü. 2. [Argo] kara renkli, esmer [kimse], zenci.) seçeneklerimiz var. Ayrıca "Niger" de orijinalinde Latin dillerinde siyah demektir zaten, Amerika'nın sikik tarihinde birtakım bozunmuş halleri zamanla ırkçı anlamlarda kullanılmaya başlanmıştır ama bunun sebebi ırkçılığın kendisidir. Bir topluluğun adı hakaret için kullanıldığı için ayrımcılığa uğramaz (O "değişim dilde başlar" argümanınızı da sakince götünüze sokmanızı rica edeceğim. Yarağımı dilde başlar zira.), o topluluğa ayrımcılık yapıldığı için zamanla aslında onlara verilen isim hakaret anlamına gelir. Fahişeliğin kutsandığı bir toplumda ("Öyle bir toplum yok." demeyin, zamanında anaerkil kültür hâkimken belki de vardı. Ayrıca olmak zorunda da değil, farazi olarak konuşmayı bilmez misiniz siz?) bugün aşağı yukarı her dilde hakaret olan "orospu" sözü büyük ihtimalle bir övgü haline gelecekti. Öte yandan, gerçekten de aslında bir topluluğun adı olup hakaret anlamında kullanılan bir kelimeyi -misal ibne- "normalleştirirseniz" bu sonuç verecek bir çaba olurdu ama bu durumda kelimeyi sansürlemek veya değiştirmek değil, tam tersine hakaret olmadan direkt asıl anlamıyla kullanmanız gerek. Yani burada bağlantı yanlış, "İbne demeyelim gey diyelim."den ziyade "İbne olmayana ibne demeyelim." tavrı kelimeyi asıl normalleştirecek şeydir. Kelimeyi normalleştirirsen değişim sağlarsın evet ama yine de bunu tersinden uygulamak, yani topluluğu normalleştirip kelimenin kendisinden hakaret olarak kullanımının gitmesini sağlamak daha etkili bir yoldur. Hoş o zaman çaba harcamak gerekir, Twitter'dan millete çemkirmeye benzemez; bir de bu sıkı sıkıya sarıldığınız ideoloji amacına ulaşırsa öne çıkmanız için kendinizce orijinal bir yol bulmanız gerekir, malum artık sağa sola sataşmanın bir anlamı kalmayacak; o yüzden işinize gelmiyor olabilir.

Delinin teki. Israrla umut etmeye çalışıyor. Gölgesini kovalamakla meşgul. Erdem Ö. Hayali mahlasıyla kitap* yazdı.

*Ejderin Mührü

Kaotik nötral INFP 6w5 sp/sx 694 (6w5-9w8-4w3) IEI-Ni RLUEI EFVL melankolik-flegmatik.

☉♓︎   ☽♌︎   Asc♊︎   ☿♈︎♀♒︎♂♈︎♃♓︎♄♈︎♅♒︎♆♒︎♇♐︎⚷♏︎⚸♎︎☊♍︎🜊♏︎

☣ ☪ ۞ 🏹 𐰾𐰠𐰾 🐏 🍎

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer

ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ

埃德姆歐瑪爾 Ердем Өме́р

2 Nisan 2022 Cumartesi

Durum Raporu: Arkeofili'deki Breton-İngiliz-Anglosakson Karmaşası, İllüminati Yönetiminin Seri Katil Psikolojisi (Bu Nasıl Madde Başlığı Lan?), MSN Nostaljisi, Falan (Yok, Madde Adı Değil; Bildiğin Falan)

Şu Arkeofili'de özellikle Kral Arthur ile ilgili haberleri/makaleleri çevirenle bir konuşmak istiyorum. Lan niye Breton'u İngiliz diye çeviriyorsun? "Brit"i de İngiliz diye çeviren gördüm ama harbi bambaşkaymışsın be. Bu durum aynı zamanda "Anglo-Sakson işgalcilerle savaşan İngilizler" gibi bir cümleye de sebep oluyor. Ulan Anglosaksonlar İngilizler zaten? Breton'u Breton diye bıraksana? Neyin peşindesin?

Bak şimdi, şu komplo teorisyenleri ve "Öyle saçmalık mı olurmuş?"çular arasında -ki ben ikisinden de değilim, "olabilir; ama olmayabilir de" benim şu hayattaki temel görüşümdür- temel kavgalardan biri, aynı zamanda komplo teorisyenlerinin cevap vermediği halbuki gayet net cevaplanabilecek bir soru var: "Bu İllüminati falan dünyayı yönetiyorsa ne diye kliplere mliplere 'Biz buradayız!' şeyi koyma gereği duyuyor? Ne gerek var?" Dediğim gibi bu aslında komple teorisine göre (Bütün komplo teorilerini gerçek kabul etmeye ne denir? -Komple teorisi! akkadskws) gayet net bir cevap verilebilecek bir soru. Yani İllüminati'nin gerçekliğini bu paragrafta ön kabul alacağım: Cevap "seri katil psikolojisi". Bu konuda bir şeyler okuduysanız bilirsiniz, seri katillerin çoğunun bir "fark edilme arzusu" vardır. Mesela kurbanın kolunu kesip polise gönderir, ankesörlü telefondan arayıp "Yarın şurada şu saatte birini öldüreceğim..." der falan. Var yani bunlar, sadece filmlerde olmuyor. "Seri katil" kavramının içine bu dahildir. Hatta "Bu beceriksizler beni yakalayamayacak ya." diye kendi kendine teslim olan seri katiller var. Adını unuttuğum bir manyak var hele, kendi işlemediği cinayetler hakkında da polise gidip "Ben yaptım." diyor da başkasının yaptığı kanıtlandığından salınıyor. Buradan Amerikan adalet sistemini de kınıyorum, lan böyle bir manyağı niye dışarı salıp duruyo'nuz tekrar tekrar? Hah neyse, İllüminati yetkilileri de aynı ayak işte. Hem fark edilmek istiyorlar hem yakalanmamak. Sonuç da gözlü piramit pelüşü olan pop klipi oluyor.

Geçen nereden geldiysem MSN ile ilgili birtakım başlıklara denk geldim Ekşi'de. Sabaha kadar içim çıkacaktı nostaljiden. Sabah uyuyorum bu arada. Lan ne güzeldi o be... Ekrana su balonu atan göz kırpması (evet, -sı. Onların adı buydu, Ekşi'deki giriye denk gelene dek ben de adlarını hatırlamıyordum.) falan... Ah be. Sonra Skype mkype hiç onun gibi olmadı. Şerefsiz Microsoft. Sosyal medya insana nostalji bombardımanı yaşatabilen bir şey. Lan bir insan 20 senede MSN'in popülerliğini ve çöküşünü, Facebook'un ülkeye gelişini, popülerliğini ve çöküşünü, Insta ve Twitter'ın yükselişini, Facebook'un "tezek" gruplarının himayesinde gizli örgütler, anonimler ve millete cinsiyet fark etmeksizin mesajla yürüyen dedeler karmaşası haline gelmesini, Tiktok'un kuruluşunu, herkesin dalga geçişini ve yükselişini görür mü lan? Bak salgını savaşı hiç saymıyorum. Ne biçim çağ lan bu? 20 seneye bu kadar şey sığdırılamaz arkadaşım. Bu nedir?

Ne acayip yıl lan bu. Ramazan ne ara geldi, kış ne ara bitti... Mart'ın on beşinde kar yağıyordu lan burada! Balıkesir'de senelerdir yağmaz, yağsa da tutmaz normalde. Bir iki çiseledi 2020 yılında, bir de ta 2015'te mi ne yağmıştı. Bu arada Mart'ın 15'i kıştır. Daha geçen donuyorduk, şimdi boğazım kuruyor su içtikten 5 dk. sonra. Acayip yani. Bu sene "Ramazan bereket ayıdır"ı paylaşmayacağım bu arada, yeter lan her sene her sene...

X-Files izliyorum... Ulan Supernatural direkt olay örgüsünü, senaryo matematiğini vs. alıp üstüne yazmış? Gerçi zaten daha ilk bölümlerde olay yerinde olayı X-Files göndermesiyle açıyorlardı "Üstatlara saygı" babında... (Bâb mı?) 6. sezondan sonra bozmaları bile aynı lan!