Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

31 Mart 2022 Perşembe

Durum Raporu: DDLC (Yine), Bahar Havasından Mıdır Nedir, Bir Şeyler Daha

Bu arada yine DDLC izliyorum. Bu kez farklı birinden. Pek anime kültürü yok yine ama hiç mi ondan emin değilim. Ha izlemediğini söyledi ama azıcık bilgidir, şeydir var gibi duruyor. Şunu fark ettim: Bu kesinlikle en az 3 kez oynanması gereken bir oyun. 3 kıza da yazarak her hikâyeyi öğrenmek ve bütün değişkenleri görmek lazım. Bir de ilk/tek oynayışta Sayori'ye yazmak zaten mümkün değil, en fazla malum olaydan sonra Sayori'nin hangi kelimeleri sevdiğini kestirebiliyorsun. E o zaman da bir önemi kalmıyor zaten. Bu arada bunu daha önce de söyledim: Monika, şerefsizsin kızım. Öyle böyle değil, ağır şerefsizsin. Şerrrrrrrrrrrefssssizsin. Tamam senin durumunu da biliyoruz o ayrı ama... Geçit kalamarı seni (Mon-ika esprisini anlamadıysanız veya İngilizce vs. üzerinden zorladıysanız bunu da anlamazsınız, çok takmayın). Bu arada ana karakter, hani şu oynattığımız, ağır derecede odun ve kanser ya. Tekrar fark ettim bunu. Bu arada Yuri inanılmaz tatlıymış lan, bunu izlerken onu fark ettim. Yuri anlayabildiğim, bağ kurabildiğim bir karakter ama farklı koşullar ve konular gereği Sayori'yi ve -dere fetişim sağ olsun (Harbiden fetiş boyutunda bu bu arada. Dur ben azıcık kendime sinir olayım yazıdan sonra. Yandere, tsundere, dandere, kuudere hiç fark etmez... O değil de ben kendi yazdığım kitabı okurken* fark ettim bunu ama Kyouka'nın inanılmaz yandere eğilimleri var lan. En iyi -dere tipi danderedir bu arada.) Natsuki'yi daha çok seviyorum, hatta ilk oynamamın ilk kısmında Monika'yı bile daha fazla seviyordum ama inanılmaz tatlıymış lan Yuri.

*"Hangi kitap?" diye de sormayın artık. Bak geçen bölüme de yorum gelmedi zaten, harbiden okunmuyor mu lan bu blog? Neyse. Birilerinin görmesini istemesem, bunun içim umut etmesem Word'de vs. yazarım zaten. Alttaki o biyo mu ne haltsa ona bakın, orada yazıyor zaten. Hazır kitap mitap demişken, aslında yazmak konusunda Yuri ile aynı şekilde düşünüyorum: Yazmanın en hakiki şekli kendine yazmaktır. Öte yandan, eğer birilerinin okumasını istemesem blog yazmaz veya kitap yayımlatmazdım.

Artık bahar havasından mı yoksa başka bir halttan mı bilmiyorum ama şu şerefsiz umutsuz durumum geçti. Yalnızlıktan ölen de kısmen saldı beni. Şu an kim başta emin değilim, bir tür fetret devrine de girmiş olabilirim. Umutsuz hayalperest de olabilir bak. Bunun bir de romantik hayalperesti var, hiç çekilmiyor. Valla. Neyse, umutsuz hayalperestse yine iyi. Hayır yine yazacak bir iki şeyim var ama bir cümlelik, iki cümlelik. Sinirimi bozdu.

Şu aralar bir şeylerle uğraşıyorum, "Olursa olsun, olmazsa da... Eh, zaten şimdiye kadar olmadı; hayatımda ne değişiklik olacak ki?" kafasındayım. "Yıkılma"dan çıktım sonunda, çöpe gitmiş olduğu için yok hükmündeki tek başarım hakkında ne yapacağıma iyice karar verip buna eğildiğimden de olabilir, başka bir şeyden de... Neyse. Aslında beni hem aşk hem iş konusunda umutlandıran birden fazla örnek var: Kendim gibi birkaç umutsuz bahtsız bedeviyi öyle ya da böyle, az ya da çok tanıyorum da... O yüzden umudumu ve hatta zihnimi koruyabiliyorum zaten. Aslında gelecek hakkında artık bazı şeylere karar verdiğim, oturttuğum ve "Ne olacaksa olsun be." dediğim için de öyle olabilir bak. Bildiğin Sayori gibiydim bir hafta mı ne önceye kadar. Bak, Sayori diyerek ilk paragrafa gönderme yaptım. Biz buna "devamlılık" diyoruz işte. Biz kimiz onu ben de bilmiyorum.

Sosyonik beni yine sinir etti. Fonksiyon olarak IEE mi ne -ki INFj diye de söylenir- INFP ama IEI de kısaltma olarak INFp. Ben artık vazgeçtim, kısa açıklamalardan gidiyorum. Yazdığım karakterleri bir tiplemeye tabi tuttum da iyice karışmış ortalık... Hah, onların bazılarının MBTI tipi ile Sosyonik tipi aynı (yani dörtlü harf bazında aynı), bazısının fonksiyon olarak aynı ama dörtlü harf bazında farklı. Yeter ulan. Delirttiniz iyice. Teoriyi de şeyi de...

O değil de ben maaşlı bir işe falan girsem muhtemelen eve haciz gelir. Neden? Çünkü "Şimdi param yok." şeyleri -ki bunlar az çok gerekli olanlar, hani öyle evi koleksiyonluk bıçaklarla doldurmak vs. gibi şeylerden bahsetmiyorum- iyice çığırından çıktı. Yeter ulan. Hayır bir de koleksiyon olsun kitaplık olsun başka şeyler olsun... Ulan yine umutsuzluğa düşeceğiz. Hay s... Neyse. Boş verelim şimdilik.

Delinin teki. Israrla umut etmeye çalışıyor. Gölgesini kovalamakla meşgul. Erdem Ö. Hayali mahlasıyla kitap* yazdı.

*Ejderin Mührü

Kaotik nötral INFP 6w5 sp/sx 694 (6w5-9w8-4w3) IEI-Ni RLUEI EFVL melankolik-flegmatik.

☉♓︎   ☽♌︎   Asc♊︎   ☿♈︎♀♒︎♂♈︎♃♓︎♄♈︎♅♒︎♆♒︎♇♐︎⚷♏︎⚸♎︎☊♍︎🜊♏︎

☣ ☪ ۞ 🏹 𐰾𐰠𐰾 🐏 🍎

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer

ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ

埃德姆歐瑪爾 Ердем Өме́р

20 Mart 2022 Pazar

Durum Raporu: Sosyonik, Ölüyorum Lan Yalnızlıktan, Akvaryum ve Buna Bağlı Sistemler (İki Gönderme Tek Fiyatına!)

Sosyoniğin açıklamaları beni bir süredir rahatsız ediyordu. Tamam IEI de... Adamlar sondan başlamışlar, ego blokunu niye ilk okutuyorsun lan bana? Önce İd'i sonra süperegoyu okutsana? Süperid blokuna hele hiç girmiyorum. Bir diğer rahatsızlığım sosyonik fonksiyonları ve tiplerini bir türlü kabullenemememdi. MBTI'ın Fi'si, Ne'si falan tamam ama sosyonikleri pek anlayamıyordum. Alt-tip olduğumdanmış o aq. Oh be, çözdük sonunda. IEI olduğumu düşünüyordum, IEI-Ni imişim. Ejderin Mührü hakkında da ne yapacağıma dair bir fikrim var ama bakalım, onu zaman gösterecek. Bu arada zaman zaman "Ben kötüyüm, iğrencim..." krizlerine girsem de eğer sınıflandırılsam kaotik nötral olurdum. Zaten insanların tamamına yakını kaotik nötral olurdu bence. Bir diğer şey de neden kişisel gelişim kitaplarına gıcık olduğumu buldum. Aha burası, özellikle 3. madde. Ondanmış demek. Hıyarlar ya.

Depresif hıyarı defettik ama bu kez de yalnızlıktan ölen başa geçti. İyi olmadı bu. "Ne diyor bu?" diyenler bir önceki yazıyı okusun. Ulan zaten 2 kişi okuyor, onların da Blogger görevlileri hatta botları olduğunu düşünmeye başlayacağım artık. Yeter lan. Benim sosyal çevremin dışından sevgili bulma şansım yok. Sosyal medyadan kimseye mesaj falan atamıyorum ki bunlar hakkında gerçek hayatta tanısam hakkında daha az şey bileceğim kişiler var, öyle önüne gelene Instagram'dan alev atmaktan bahsetmiyorum yani. Neden atamıyorum? İşte sosyal yetersizlik, sahne korkusu falan. "Ters bir tepki verir mi?" hatta ondan öte "Lan paylaşır mı acaba (şu ifşa mifşa şeyini diyorum) mesaj atsam ya? Neyse gerek yok şimdi." Sonuç: Öyle kalakaldım. Ulan romantik komedi tanışması da yaşayamıyorum ki. Ne bileyim bir yerde aynı rafa uzanmak olsun, yol kenarında çarpışmak olsun... Anca elektrik direğine çarpıyorum. Ulan Noluyo Ya izleyip gülüp video bittikten sonra ağlayan insan olur mu? Oluyor. Yalnızlıktan ölüyorsa olur yani. Tanıdığım kişilerle bile neredeyse konuşmadığımı, konuşma mefhumundan genel anlamda hazzetmediğimi düşünürsek yolda belde gördüğüm kızla muhabbet açmak benim için yarın boyutsal bir deliğe düşerek farklı bir evrende seçilmiş kişi ilan edilmekten daha uzak, daha fantastik bir ihtimal. Anca işte "Şuraya nasıl giderim?" diyordur da tesadüfen aynı yere gidiyoruzdur falan ki o da romantik komedi tanışmasına dahil oluyor zaten. Bu arada tam şu anda kulaklığımda "Hak ettim ben bu yalnızlığı" sözleri (Second'un bir şarkısından. Hangi şarkı olduğunu da kendiniz bulun.) yankılanıyor. Artık Tanrı'nın iyiden iyiye benimle dalga geçmekten zevk aldığını düşünmeye başlıyorum. Yeter lan. Bir insanın üstüne bu kadar da gelinmez ki. 24 yıldır yalnızım ve umutsuzca sayıyorum (Rifle is Beatiful göndermesini gördüm!), var olan tek başarım da editör sayesinde çöpe gitti. Hah, sosyal çevre diyorduk. Sosyal çevre, evet... Lan sevgilim yok bari param olsaydı. Yok arkadaş. O da yok. Sokakta yaşayan adamdan tek farkım aile evine çöreklenmiş olmam, yani teknik olarak evsizim de. Yeter lan. Sosyal çevre. Sosyal çevrem yok benim. Bir zamanlar vardı ama şimdi sosyal çevre mevre hak getire. Bir iş bulsam orada sosyal çevrem olur aslında da... Ben bu paragrafı bitiremiyorum. Neden? Çünkü yalnızlıktan ölüyorum lan! Neden olacak?

Bu arada forumlar morumlar öldü gitti ama akvaryum, sürüngen vs. ve bunlara dair hobilere (Akvaryum, sürüngen, teraryum, bonsai... Garip bir şekilde dünyanın çoğu yerinde bir şekilde birbirlerine bağlı bunlar. Bir tek bonsai bizim ülkede garip şekilde araya girmiş durumda, diğer ülkelerde bağımsız.) dair acayip gelişmeler olmuş lan son zamanlarda. Önce şu yasal türler var. Bu arada amacım çabaları küçümsemek değil ama hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmeyen, her bilgi deneme yanılma ve kişisel deneyim ürünü olan (Şu dediğim akvaryum ve akvaryumla bağlantılı hobiler genel olarak böyledir zaten. Alayı deneyseldir.) bantlı parlak kertenkeleler ("Peter's banded skink") yasalken sular seller gibi bilinen, hatta başlı başına sürüngen hobisinin var olabilmesini sağlamış olan leopar gekolar niye yasal değil lan? Neyse onu demeyecektim. Yeni yeni ithal edilen hatta direkt üretilen ürünler, eskiden hiç bulunamayan şeyler falan var... Ortam müthiş hale gelmiş ama forumlar ölü. Herkes tek tabanca takılıyor artık veya zamdır dolardır* derken neredeyse herkes bıraktı gitti. Ulan formikaryum üreten firma çıkmış! Hayır Karınca Çiftliğim'in geri dönüşü de değil çünkü KÇ'nin geri dönüş sebebi bu gelişmeler! Ne acayip olmuş lan... Ama bu ahval ve şeraitte ben hâlâ öyle duruyorum. Neden? Param yok. Ulan param yok bari sevgilim olsaydı. Yok, o da yok. Bu ikisinin olmaması yakın zamanda "Beni çalıştırmayacak bir hatunla izdivaca talibim!" diye ortaya çıkmama neden olacak da bakalım ne zaman ve hangi mecrada patlayacağım? Yeter lan. Hadi ikisi de yok bari arkadaşım olsaydı. En azından sosyal çevrem olurdu onlar üzerinden de bir ihtimal verirdim. "Ne diyor bu?" diyorsanız üst paragrafa bakın lan, oha yani. Tamam benim iki paragrafı yazmam arasında bir hafta geçtiği oluyor ama daha demin okudunuz eğer gerçekten okuyan biri varsa? O da yok. Yani o da yok derken arkadaşım yok. Okuyan olup olmadığından da artık şüpheye düşmeye başlıyorum ama mevzu arkadaş. Özetle bir sik yok elimde. Sadece editör sağ olsun çöpe gitmiş, yarım yamalak bir tane başarı var. Bu arada şu "kan katımı" mı ne dediğim bir şey vardı, hah, "kan tazeleme" onun literatürdeki adı ya. Tamam, oh. Nihayet anladık. Kan katımı diye arayınca çıkmıyor, deli olacaktım. Bende çoban jargonu var (Neden var ben de bilmiyorum ama var. Dedemle babaannemle büyüdüğümden var herhalde. Günümüzde pek kullanılmayan kelimelerin benim için sıradan olması da ondan olsa gerek. Arada bir de şivem kayıyor ama garip kayıyor, tam bizim köyün şivesi gibi değil; zaten bizim köyün şivesi de aşağı yukarı erken Osmanlı şivesi, çok bir olayı yok. Klasik dağ başı Yörük köyü şivesi işte. Şive değil ağız bu arada.), koç katımından hareketle kan katımı deyip geçmişim demek ki. Oh be. Deli olacaktım.

*Yerli üretim olsa bile akvaryum ve buna bağlı hobiler -bonsai burada aradan sıyrılıp kendi yoluna gidiyor- dolara bağımlı şeylerdir. Neticede yerli olarak neredeyse her türü üretilebilen Afrika çiklitlerini ve yabani formları dahi ülkemiz akvaryumlarında bakılıp üretilen lepisteslerin her türden varyetesini** bile hâlâ Tayland'dan, Tayvan'dan ithal ediyoruz.

**Cins, tür, ırk ve varyete kavramlarını öğrenin lan artık. Köpeğin cinsi olmaz. Kedi ya da köpek sahiplenirsem ve "Cinsi ne?" diye soran olursa "Canis" diyeceğim çünkü neden? Çünkü öyle. Kangalın da altın avcının da ("Golden retriever"ın iğrenç çevirisi. İğrenç olma sebebi de birebir çeviri olması.) Çin aslanının da cinsi Canis, türü Canis lupus (Bilimcede -evet, Bilimce- "kurt" demek.), alt türü Canis lupus familiaris'tir (Bilimcede köpek, Latincede "köpek kurt evcil"). Konuyla daha ilgili bir örnek verirsek sarı neon karidesin cinsi "yeni karidina" (Neocaridina), türü ateş karidesi (Neocaridina davidi), varyetesi de sarı neon karidesidir (Neocaridina davidi var. "Yellow Neon"). Aynı şekilde kırmızı kiraz karidesin cinsi Neocaridina, türü ateş karidesi (N. davidi), varyetesi de "kırmızı kiraz"dır (Neocaridina davidi "Red Cherry").

Delinin teki. Israrla umut etmeye çalışıyor. Gölgesini kovalamakla meşgul. Erdem Ö. Hayali mahlasıyla kitap* yazdı.

*Ejderin Mührü

Kaotik nötral INFP 6w5 sp/sx 694 (6w5-9w8-4w3) IEI-Ni RLUEI EFVL melankolik-flegmatik.

☉♓︎   ☽♌︎   Asc♊︎   ☿♈︎♀♒︎♂♈︎♃♓︎♄♈︎♅♒︎♆♒︎♇♐︎⚷♏︎⚸♎︎☊♍︎🜊♏︎

☣ ☪ ۞ 🏹 𐰾𐰠𐰾 🐏 🍎

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer

ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー 埃德姆歐瑪爾 ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ Ердем Өме́р

16 Mart 2022 Çarşamba

Durum Raporu: Çekişme, Beklenti, Ejderin Mührü (Evet, Taktım), Öfkem Kendime, Leah (SW'deki)

Kendimle çekişmem hâlâ devam ediyor ama depresif müzikler dinlemek ve her şeye sövmek dışında bir şey yapamadığım dönemlerin birini daha atlattım nihayet. Ben zaten kendimle çekişmemin bitmeyeceğini kabullendim. Bütün dilek ve arzularımı yerine getirsem ve bana kendimi sevmeyi öğretebilecek bir hatun bulsam bile kendimle çekişmem bitmeyecek. Öylesine kemiklerime işlemiş ki bu artık ruhumun bir parçası, beni tamamlayan, beni ben yapan şeylerden biri. Önemli olan şu: Kendi kendimi sabote ettiğim, yani raundun kazananının başta kendisi olmak üzere neredeyse her şeyden nefret eden, depresif ve umutsuz olan versiyonum olduğu dönemler oluyor. Bu arada ikiden fazlasının mücadelesi var içimde. Çoklu kişilik bozukluğunun her şeyin farkında olduğum bir versiyonu gibi bir şey yaşıyorum aq. Neyse. Kendi kendimi sabote edince kısır döngüye giriyorum. Hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir şey yapamadığım için sinirleniyorum, sinirlenince yine hiçbir şey yapamıyorum... Gerçi tam olarak beni taşıyabilecek olanlar, yani iflah olmaz romantik veya idealist sanatçı vs. kazanmış değil. Depresif şerefsiz kaybetmiş de değil, hâlâ direniyor ama en azından gördüğüm her bıçağa veya ipe "Bununla intihar etsem canım çok acır mı acaba?" dediğim dönemi geride bıraktım gibi gibi.

Artık ilişkiler ve onlar gibi konulardaki beklentim de netleşti. Cümle anlatmak istediğimi asla anlatmıyor lan, müthiş gerçekten. Neyse. Özetle şunu diyorum: Eğer bana kendimi sevmeyi öğretecek bir kız bulup mutlu bir ilişkim olsaydı -veya başka herhangi bir şekilde mutlu olsaydım- artık yazamayacağımdan korkuyordum ki bunu daha önce bu blogda birkaç kere, değilse de en az bir kere söylemiş olmalıyım. Şu var ki yalnızlığım bitse ve benim için her şey yoluna girse bile dünya saçma sapan, dandik bir yer olmaya devam edecek. Arada kalmışlık, çarpıklık... Bunlar yine bitmeyecek. Ayrıca, ben rahat batan bir insanım: Her şey yolunda gitse moralimi bozacak bir şeyi illaki bulup çıkarırım. Hiçbir şey bulamazsam "Niye Afrika'da su kuyusu yok lan?" veya "Bu dizideki karakterler niye bu kadar mutlu aq?" diye şeyler bile bulabilirim. Kendi kendimi aşağı çekmede tam bir dünya markasıyım. Zaten şu elimdeki işleri de tamamlayıp edebiyatla işimi bitirmeyi düşünüyorum ama yazmakla değil, edebiyatla. Bitirmeyebilirim de. Duruma bağlı.

Ejderin Mührü hakkında editöre sövmenin bana bir yararı olmayacak. O yüzden 2. baskıda editör hatalarından arındırılmış bir versiyon göndermek, gerekirse yayınevine "Durdurun baskıyı!" demek niyetindeyim ama 1. baskıyı alanlar ne olacak o zaman? 1. baskı satılmazsa 2. baskı asla var olamaz ama 2. baskı düzeltilmiş bir versiyon olursa 1. baskıyı alanlar paralarını çöpe atmış olacak. Bak kendi yayınevim vs. olsa -zaten ne yazsam oradan çıkarırdım öyle olsa- bu konuyu "1. baskıyı aldığınızı gösterin, düzeltilmiş 2. baskıyı ücretsiz/indirimli verelim." şekline getiririm ama 630 sayfa hesapladığı kitabı saat öğlen üçte atıp "Akşama kadar kontrol edin." diyen bir yayınevinden çok şey bekliyor olurum öyle bir şey beklersem. Gerçi bunu diyen editörümdü ama muhtemelen onun da bir süre sınırı vs. vardır, yani bu konuda onu suçlamıyorum. Bu da aklınıza gelebilecek "Neden o zaman itiraz etmedin? Baskıdan önce kitaba bir bakmadın mı?" sorusunu cevaplıyor: Kontrol etmeye vaktim yoktu ki! Ulan ayrıca, editörün var olma sebebi yazarın hatalarını düzeltmek değil mi? Editörünün hatalarını düzelten yazar mı olur? Buradan bütün editörlere sesleniyorum: Sizin göreviniz yazarın kelimelerini kafanıza göre değiştirmek ("Hak din" ifadesini neden "her din" şekline çevirir ki bir insan?), bitmemiş cümleyi ortadan bölmek (Bak editörüm olsa şu hemen "bitmemiş"ten önceki virgülü noktaya çevirirdi.), pasajları saçma sapan değiştirip bağlamından çıkarmak veya yazarın yazdıkları hakkında fikir belirtmek değildir. Mesela ASOIAF'ın çevirmenine çok laf edilir "Lan kafasına göre kitaptan cümle atmış, yalan yanlış çevirmiş" vs. diye... Bence çevirmende değil editörde sorun var, bu yaşadığım deneyimden onu anladım. ASOIAF çevirilerinin dandik olma sebebini ben artık editörde ararım. ASOIAF çevirileri kitabın orijinal, İngilizce halini bilmediğiniz sürece kalitelidir bu arada. Okuduğumdan değil, bir ara deli gibi ASOIAF/GoT forumunda takılırdım ama geçen sene "Kitabı bu yıl bitiremezsem beni hapse atın." deyip bu sene oyuncularla fotoğraf çektiren herif bir türlü yeni kitabı yazamadığı için o forum kapandı. Editöre dönersek: Oraya o kelime lazım olmasa yazmam onu değil mi? Cümle bitse virgül değil nokta koyarım? Orada o soru-cevap diyaloğun parçası olsa diyaloğun parçası olarak yazarım. Eğer o cümle kurulmuş olsa "...ne ben söyledim..." demem, değil mi? Ayrıca cümlelerimi kafana göre değiştirirken nasıl yanlış yazılmış şeyler hâlâ var olabiliyor? Görev tanımının dışına çıkmaktan kendi işini yapmaya mı vakit bulamadın? Bu arada Filmograf'ın "Siyahi Elf Olur mu?" videosundan sonra bu kafasına göre cümle değiştirmenin genel bir editör eğilimi olduğunu fark ettiğim için böyle sallayıp duruyorum. Hani sıkıntı benim editörümde de değil, genel olarak editörler görevlerinin sınırlarını pek bilmiyor gibi. Arkadaşım zaten yeterince önemli ve olmazsa olmaz bir görev tanımınız var, ne diye rolünüzü büyütüp ana karakter olmaya çalışıyorsunuz ki? Ne gerek var yani? Hayır ben kendimden çok okuyucuya üzülüyorum, kendimden çok okuyucu için sinirleniyorum. Benim yazdığım kitap değil ki bu. Aslında daha ilk kısımda değiştirilmiş bir cümle vardı, yaz işte kenarına "Cümlelerimi değiştirme." diye. 2. baskı düzeltilmiş olursa 1. baskıyı alanlara daha çok üzüleceğim ama 1. baskı alınmazsa da ikinci baskı çıkamaz. 1. baskıyı aldıktan sonra "Hataları düzeltilmiş" bir 2. baskı çıksa ve bana yeniden 73 mü ne TL verdirse ben acayip sinirlenirdim şahsen. Hay ben böyle işin... Bu arada bu dediğim işe cidden girişirsem kendi hatalarımı da düzelteceğim, tespit ettiğim iki tane var: Biri Göktürkçe cümle (Ulan niye bakmıyorsun, kontrol etmiyorsun hiç?), öbürü de Kyouka'nın notu. Kan oluklu yatağan olur çünkü. Olurmuş yani.

Cidden çok canımı sıkıyor ama bu durum. Durup durup buna sinir oluyorum. Hayır öfkem de aslında editörüme değil, kendime ve kitaba. Bir başarı elde ettiğime inanmıştım... Tabii, benim elde edeceğim başarı anca bu kadar olur. Kaybedenin tekiyim işte. Kabullendim bunu. Lan astrologlar, "Bu yıl balık burcunun yılı..." deyip duruyorsunuz ama tarihi devamlı ileri atıyorsunuz. Önce Mart dediniz, şimdi Mayıs diyorsunuz... Aralık ayında bu durum "Lan 2023 vallahi sizin yılınız olacak, bak aha buraya yazıyorum... Zaten Lozan'ın gizli maddeleri..." diyeceksiniz diye korkuyorum. Bu arada "Bu yıl sizin yılınız olacak." dedikten sonra felaket tellallığına başlıyorlar ki onu çözemedim. Lan ağzından tek bir olumlu laf çıkmadı, nasıl "bizim yılımız" bu? Alayımız mazoşist miyiz sizin gözünüzde? Ha benim mazo eğilimlerim var o ayrı ama... "Astrologları takip etme sen de?" diyebilirsiniz tabii. Zaten etmiyorum efendim. Onedio, test yayınlarsa çözmek durumundayım. Onedio testi bağımlısıyım ben. Son zamanlardaki testlerde iş yok gerçi, eskiden ne güzeldi. Hem umut etmek yine de güzel, "Bu ay burcunuzun başına ne gelecek?" testlerini de o yüzden çözüyorum zaten. Youtube'da da karşıma çıkıyorlar, "Mutlaka izleyin!" diye başlık atınca "Ulan ne kaybederim ki? İşim gücüm yok zaten." deyip tıklıyorum videoya. O videoya tıklayınca da ana sayfama daha çok astrolog düşüyor, böyle bir kısır döngü (Ne user!).

Stardew Valley'de gözlemlediğim bir şey var: Herkes ilk oyununda Leah ile evleniyor. Hayır anlamadım ki hatunla ilişki ilerletmek mi kolay yoksa iyi niyetine mi kapılıyor millet... Şimdi baktığında en sevdiği şeyler çiftlikle ve çiftçilikle ilgili şeyler (keçi peyniri, salata, şarap, yermantarı falan). Abby'yle ilişkileri ilerletebilmek için madene gidip hatuna yesin diye kuvars getirmen gerekiyor, o yüzden muhtemelen ilk kez oynayanlar Abby ile pek fazla yakınlık kuramıyorlar en azından oyunun başlarında. E ama Penny de haşhaş seviyor... Gerçi "Haşhaşta para yok." diye (E ama yok gerçekten) ekmiyor çoğu kişi (Ulan blog mu yazıyorum Bursa şeker pancarı üreticileri derneği lokalinde miyim belli değil... Bu arada dediğim yer Balıkesir'de. İznik'te de Afyon'un mu Kütahya'nın mı ne bilmem ne üreticileri şeysi var.), haliyle Penny'ye hediye vermek için zümrüt mümrüt bulana kadar bekliyor. Haşhaş görevi de olmadığı için tabii... En azından benim Vadi'de geçirdiğim 4 yılda öyle bir görev gelmedi. Bu arada erkek karakterlerden en yakın yakınlık kurulabilen kim lan acaba? Elliot tam "kimse beni anlamıyor ve ben de yazdıklarıma, onları insanlara sunacak kadar, güvenmiyorum yazarı (E Elliot benmiş?)", o yüzden de ördek tüyü gibi anca biraz ilerledikçe elde edebileceğiniz garip garip şeyler seviyor. Galiba Linus ve Shane en kolay ilişkinin ilerletilebileceği erkek karakterler. Linus zaten ormanda yaşıyor, yürüyen Fi (Bu arada PDB'de Stardew karakterlerinin çoğunu doğru tiplemişler bence. Muhtemelen kesişim kümesi teoriyi bilen, "Bu konuşup duruyor Ixxx olamaz..." demeyenlerden oluşuyor.); dolayısıyla kolayca yakınlık kurabiliyorsun. Shane zaten... daya Gus'tan aldığın birayı, oh. Ulan ben Leah'ten (Nasıl okunuyor lan bu hatunun adı? Ben Lëíh gibi bir şey diyorum ama... Liyah diyen var, Léa' gibi bir şey diyen var...) bahsediyordum, konu nerelere geldi? Bu arada Leah vejetaryen olabilir ha. Şimdi aklıma geldi. "Şehirden kaçmış sanatçı" profiline de tam uygun zaten. Ulan tam "Mum ışığında trüf mantarlı makarna yiyip şarap içelim, sonra şömine ateşinin ışığında sevişiriz (Ulan konu oraya nasıl geldi? Yalnızlıktan hep. Dilime vuruyor.)" hatunu. "İnsan içine çıkmıyordun ki sen, bunlar nasıl tiplemeler, nasıl tespitler?" derseniz... Eh, ben insanların ne mal olduklarını artık çözdüğüm için insan içine çıkmıyorum. Bahsettiğiniz insanlar Leah, Abby, Sebo, Maru, Elliot, Emily, Linus gibi olsa ben de karışırım insan içine (taam taam inandık). Alayı Haley (Gerçi onun da fotoğrafçılık motoğrafçılık olayı var.), alayı Alex, alayı Pierre, alayı Kel (hani şu, Leah'ın şerrrrrefsiz eski sevgilisi) lan.

Delinin teki. Umut etmeye çalışıyor. Gölgesini kovalamakla meşgul. Erdem Ö. Hayali mahlasıyla kitap* yazdı.

*Ejderin Mührü

INFP 6w5 sp/sx 694 IEI RLUEI EFVL melankolik-flegmatik 

☉♓︎   ☽♌︎   Asc♊︎   ☿♈︎♀♒︎♂♈︎♃♓︎♄♈︎♅♒︎♆♒︎♇♐︎⚷♏︎⚸♎︎☊♍︎🜊♏︎

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer

ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー 埃德姆歐瑪爾 ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ Ердем Өме́р

13 Mart 2022 Pazar

Durum Raporu: SAO, Ejderin Mührü ve Editörlük

SAO da iyice Türk dizisi gibi oldu. Bitemedi senelerdir. Güzel başladı, devrim yaptı (Ne kadar isekai-oyun kırması anime varsa SAO sayesinde. Kendisi veya kaynağı SAO'dan eski olanlar da var ama bu türün oluşumu başlı başına SAO'nun marifeti.) ama sonra çok bozdu. Öyle böyle bozmadı. Bir yerden sonra daha bozmaz dedik... Yok, yine bozdu. Şimdi de film geliyor bak... İyice Türk dizisine dönmesinin bir sebebi de ranobenin yazarındaki muhtemel tecavüz fetişi. Ulan rahat bırakın şu SAO kızlarını artık, her sezon en az bir tecavüz sahnesi olan anime mi olur aq? En son şu iğrenç, yarısında Kirito'nun yatalak olduğu sezonda Suguha'yı "tentacle hentai" başkarakterine çevirmişlerdi. Yeter lan. Asuna'yı yalattınız elfe küfrettik, Sinon'a bıçak çektiniz "Kirito kurtaracak zaten." dedik, adlarını hatırlamadığım biri Kirito'nun öbürü Eugeo'nun alt sınıfı olan kızları (Ben de dahil çoğu kişi kızıl olanı seviyordu bu arada ama adlarını hatırlamıyorum. SAO'da Kirito'ya yanık figüran kız bitmiyor ki amk. Herifin hareminde NPC var, robot var, kuzenden devşirme üvey kardeş var... E artık anan ama.) bağladınız "Eceliniz geliyor, yazık... Keşke azıcık akıllı olsaydınız." dedik ama artık yeter. Tecavüz (veya yeltenme) sahnesi içermeyince SAO sezonu olarak görmüyor musunuz sezonu? Kesin filmde de var aq. "Filmi izlemesem mi hiç?" diye de düşünüyorum bir yandan. SAO'nun en iyi animesi Sword Art Online Alternative: Gun Gale Online'dır bu arada. Kirito yok lan Alternative'de. Asuna, Sinon falan da yok ama Kirito yokken bu büyük bir mesele değil.

Bu arada Ejderin Mührü'nü okudukça editöre sövüyorum. Bu her "yani", "haliyle" ve "örneğin"den önce nokta koyma ve cümleyi sekize bölme güdüsü nereden geliyor lan? Tek bir cümle o, okuduğunu anlayamıyor musun? Hele ayrı cümleleri birleştirmesine hiç girmiyorum. Sondaki "örneğin" ve "yani"yi sonraki cümlenin başına almasına ne demeli? Gözüm seğiriyor olmadık yerde nokta gördükçe. İnsan nasıl "X ağaçları (şöyle şöyle ağaçlar yani. Y, Z, V ağaçları vardı...)" kısmını "X ağaçları (şöyle şöyle ağaçlar... Yani Y, Z, V ağaçları vardı...)" şekline sokabilir lan? Okuduğunu anlamıyor musun? Ne alaka o "yani"? Pasajlar hakkında "Bence şöyle şöyle..." demek yerine okuduğunu anlamaya çalışsan? Oraya nokta koyulacak olsa koyarım, değil mi? Birbirini takip eden farklı ek almış cümle mi olur lan? Oluyor. Virgül vardı onların arasında normalde. Ayrıca "haliyle"den önce nokta mı koyulur aq? Haliyle dediğin zaten önceki cümleyle sonrakini bağlar, ne noktaya çeviriyorsun o virgülü? Sonra anlam düşüklüğü, bilmem ne... Bundan sonra hiçbir kitaptaki imla hataları için yazara laf etmeyeceğim. Edersem de editöre edeceğim. Lan "Şu, şu örneğin." O "örneğin"in o cümleye ait olduğunu anlamak için beynini zorlamana bile gerek yok, okuduğunu anlayamayan editör mü olur? Kendisine benim gibi sorunlu bir yazara özen gösterdiği ve iyi niyetle yaklaştığı, bütün sorunlu taleplerime katlandığı için minnettarım ama minnettar olmam olmadık yerde nokta ve cümlede durduk yere -üstelik benim anlatmak istediğimi tamamen yok edecek şekilde- yeri değiştirilmiş bir kelime gördüğümde gözümün seğirdiği gerçeğini değiştirmiyor. Kadızeliler kim peki? Kadızadeliler olmasın o? Gerçi onu direkt ben de yanlış yanlış olabilirim, o yüzden burada pek bir şey demiyorum. Meşhur olan Yenikapı hikâyesi, kayıkçı değil ki? Sıfat nedir, nerede ve ne amaçla kullanılır bilmeyen editör mü olur lan? O cümlenin devam ettiği bir önceki yüklemin sonunda ek olmamasından bile belli değil mi? Bu arada okumaya devam ederken editöre haksızlık ettiğimi fark ettim. Tamam, yukarıda dediklerim "teknik olarak doğru" ama başka bir şeye -hatta şeylere- sinirliyim ve o yüzden editörün en ufak hatası hemen bütün o öfke dalgası içinde onun da kendisine yer bulmasına neden oluyor. Buradan kendisine bir kez daha bana katlandığı için teşekkür ediyor ve yükselmemden dolayı özür diliyorum. Her şeyden bezmiş durumdayım, kendimi kapana sıkışmış gibi hissediyorum; artık umut etmeye bile mecalim kalmadı. O yüzden çatacak yer alıyor ve moralimi en ufak bozan şeyi can düşmanı belliyorum. Aile evinden kaçmak için evlenen ilk erkek olarak tarihe geçebilirim bu gidişle. Yani geçebilirdim, eğer bir aday olsaydı. Aday adayı bile yok amk. Yeter lan. Böyle toplumu da böyle toplumun en küçük yapıtaşını da...

Hayattan umudu kesmiş delinin teki. Bütün yarım kalan işlerini halledip intihar etmeyi düşünüyor ama inancının son kırıntılarını kendisini bu dünyaya bağlayacak bir kurtarıcı istemekte kullanıyor. Erdem Ö. Hayali mahlasıyla kitap* yazdı.

*Ejderin Mührü

INFP 6w5 sp/sx 694 IEI RLUEI EFVL melankolik-flegmatik 

☉♓︎   ☽♌︎   Asc♊︎  

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー 埃德姆歐瑪爾 ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ Ердем Өме́р

12 Mart 2022 Cumartesi

Babalığa Sövgü

Şu meşhur "Ben sana adam olamazsın dedim." hikâyesi vardır. Yıllarca da anlattılar bunu ibret hikâyesi diye. Bok ibret hikâyesi! Baba adam olsaydı da oğlunu o yaşta bile kendisinden nefret edip bu şekilde bir şeyler kanıtlamak zorunda bırakmasaydı. Yarrak kafalı herifler. Ha Hüseyin Avni Paşa da piçin teki ama konu bu değil. Bak eskiden çocuk isterdim, en azından bakabileceğim bir duruma (ekonomik olarak, hayata [Hangi hayat?] doymuşluk vs...) gelince; şimdi eşim çok (gerçekten çok) istemedikçe veya bir isekai falan işine karışıp kendimi harem animesi başkarakteri olarak bulmadıkça siksen yapmam çocuk falan. Öyle ana rahmine düşmeni sağlayınca baba olunmuyor. Bu arada iyi bir baba olurdum çünkü oğlumun ömrünün sonuna kadar benden nefret etmesi için nasıl davranmam gerektiğini çok iyi öğrendim, yani bunlardan kaçınacağım; ama bu siktiğimin bilinçaltına güvenmiyorum işte. Bu arada buradan henüz kendisiyle tanışmadığım ve günden güne bir gün var olacağına dair umudumu kaybettiğim sevgili eşime sesleniyorum: Gel artık vicdansız, yoruldum seni beklemekten. Ulan etrafımda kız da yok ki. Erkek de yok gerçi. Neyse, etrafımda kız olmadığı için de "Ulan belki tanıştık da ben fark edemiyorum..." olayı da yok. O zaman ya bir daha görüşüp görüşemeyeceğim meçhul tanıdıklara ya da kuzenlere kalıyoruz; dolayısıyla her şeyin sonunda yine yapayalnız geberip gidiyorum. Şu siktiğimin yayınevi cevabı verse de (Evet, ikinci kitap için başvurdum. İkinci kitap dediğim de Sahte Kahramanlar ha.) ben de üçüncü kitabı tamamlayıp sonra onu da yayımlatıp gidip intihar etsem artık. Eskiden başımı bir kılıcın kesmesini isterdim, artık iyiden iyiye o kılıcı tutan elin de kendi elim olmasını düşünmeye başladım. Belki intihar etmeden önce eskorta giderim. Hoş o durumda da ağlayıp dertlerimi anlattıktan sonra hatunu ona dokunmadan evine göndermem olası veya ona da dertlerini anlattırırım. Ne bileyim, kendi isteğiyle mi yapıyor yoksa buna zorlanıyor mu falan... Ölmeden önce en azından sevgilim olsun istiyordum ve hâlâ duygu içermeyen (ister cinsel ister -nasıl oluyorsa artık- duygusal) ilişkiler midemi bulandırıyor ama bu sikik dünyadan alacağım en az bir şeyi almadan gitmeyeceğim. Yanımda birilerini götürme işini de düşündüm ama hayır, o kadar cesaretim yok; yani buradan polise sesleniyorum: Bu bir ihbar değildir. Bu arada eğer yanımda birilerini götürmeye kalksam bayağı uzun bir listem var ki bunların arasında şu an nerede olup ne yaptığını bilmediklerim de var ama listenin ilk sırasındaki kişi senelerdir aynı. Millet babasını dönemlik olarak sevmez, ben dönemlik olarak seviyorum. Adam olana çok bile ama o herif adam olsa normalde de severim zaten. Yarrak herif ya. Ondan sonra "Sen şuradayken çok üzüldü, şey oldu..." Kimse parmağımı kestiğimde beni azarlayan, ne kadar mal ve cahil olduğunu aşikar edecek bilgileri önüne serince mal mal örnekler verip kızdığımda "Sen çok matahsın sanki..." (Senden iyiyim en azından, göt!) diyen, bir de üste çıkmak için haklıymış gibi bağırıp çağıran, sonra biz bağırınca bağırma diyen, kızdığımızı bildiği şeyleri ısrarla yapan bir herifin beni sevdiğini, bana değer verdiğini, benim için üzüldüğünü iddia etmesin bana. Ayrıca, elimde hazır tuttuğum bir intihar mektubum var ama bir gün kesin karar verip intihar edersem geride "İntiharımın sorumlusu bu beyinsiz toplum, onun geri zekalı üyelerinden sevgisine zerrece inanmadığım babam -umarım onu da yanımda götürmüşümdür, yani eğer bıçaklanmış falan bulursanız ve ben de intihar etmişsem muhtemelen suçluyumdur- ve boktan hayatımdır. Daha fazla ayrıntı için Erdem Ö. Hayali mahlasıyla yazdığım üç kitaba bakın." cümlelerinden ibaret bir not bırakırım muhtemelen. Şerefsiz puşttan zerrece bir destek beklemiyorum, ben o işten çoktan vazgeçtim; ama hâlâ inatla köstek oluyor. Bak şu senelerdir tartışılan çocuk yapma ehliyeti yirmi dört sene önce olsaydı ben hiç doğmazdım, herkes de mutlu olurdu. Ben ve utanmadan kendine baba diyebilen kişi dahil. Ondan sonra "Bu çocuk niye böyle özgüvensiz oldu?" Lan mal, herhangi bir karşıt fikri katiyen dillendirmemize izin vermediğin, işine gelmeyen her fikri alaya vurarak sıyrıldığın için olabilir mi? Ondan sonra "AKP niye hâlâ iktidar?" Çünkü ülkenin yarısından fazlası (Yarısı değil. Muhalefet içinde de aynı bokun laciverdi oranı çok fazla. İktidar destekçilerinden de böyle olmayanlar da var.) bu aptallığın pençesinde de ondan! Eğer bir baba çocuğuna "Her gün hesabınıza şu kadar dolar yatacak ama babanız ölecek." diye paylaşımlara "Win-win ulan!" diye gavura vurur gibi "kabul" oyu attırııyorsa sorunu çocukta değil babada arayın. Bir de "İşyerinde beni seviyorlar." diyor. Evet, eziyet ettiğin benim çünkü; onlar değil! Ondan olabilir mi acaba seni it oğlu it? Cehennem kapısında edeceğim kavgada bir olay da bu bak. Ben zaten bu aşamadan sonra anca seçilmiş biri, peygamber, Deccal vs. isem kurtulabilirim ama babamla şu insanı dinden imandan çıkarak müezzini de yanıma almadan ateş çukuruna inmeyeceğim. Sonra "Namaz vakti kaçıyor." Kıl, kıl... Kul hakkını temizliyor çünkü namaz. Siktiğimin hıyarı. Bir de "kalbim temiz" gerekçesiyle ibadet etmeyenlere laf ediyor. Lan puşt, sen de her türlü boku yiyip sonra namaz kılıyorsun? Bu daha kötü. Elime yetki geçse zaten şu Müslüman olduğunu iddia edenlerin %99'unu -ki Müslüman olduğunu sanan (çünkü bu geri zekalılar gerçekten mümin olduklarına inanıyorlar) şekilci oranına tekabül eder- Cehennem'in en derin yerine tıkarım, sonra kendim de girer kapıyı üstüme kilitlerim. Bak Ekşi'de "Babanın Sevilmeme Nedeni" diye bir başlık var. İçinde "Baba sevilmez mi yea?" diyen çok geri zekalı da var ama şu giriler geçen yazıda dediğim "Bu ülkeye bir de babalık devrimi lazım." savını destekliyor:

https://eksisozluk.com/entry/35582574

https://eksisozluk.com/entry/35583949

https://eksisozluk.com/entry/35584737

https://eksisozluk.com/entry/35584823

https://eksisozluk.com/entry/35585454

https://eksisozluk.com/entry/35585650

https://eksisozluk.com/entry/35585781

https://eksisozluk.com/entry/35586145

https://eksisozluk.com/entry/35591418

https://eksisozluk.com/entry/35594671

https://eksisozluk.com/entry/35594785

https://eksisozluk.com/entry/35594811

https://eksisozluk.com/entry/35595203

https://eksisozluk.com/entry/35599152

https://eksisozluk.com/entry/35606478

https://eksisozluk.com/entry/54604532

https://eksisozluk.com/entry/54605146

https://eksisozluk.com/entry/60177747

https://eksisozluk.com/entry/69423593

https://eksisozluk.com/entry/69887667

https://eksisozluk.com/entry/69888262

https://eksisozluk.com/entry/69888342

https://eksisozluk.com/entry/70460760

https://eksisozluk.com/entry/70460936

https://eksisozluk.com/entry/96485371

https://eksisozluk.com/entry/99151407

https://eksisozluk.com/entry/129135464

Hepsi tornadan çıkmış gibi yarak kafalıların. SJW karşıtı (Bu arada SJW karşıtı olmamın sebebi benim gerçek ve tam eşitlik istememdir. Bir de bu mallıkların neredeyse bitmiş ırkçılığı ve bitmek üzere olan cinsiyetçiliği yeniden alevlendirip ergen ergen "tweet"ler atan Trump'ın başkan seçilmesine neden olduğunu görebilmem.) adamı "b*ba" diye yazacak kıvama getirdi sikik puşt. 24 senedir katlanıyorum ben bu herife, 24 senedir neye kızacağımı öğrenmeyi bırak bunun için çaba bile harcamadı. Oyuncak bebek alsaydın o zaman puşt. Adam olup kondom taksaydın da ikimiz de bu sikik durumu yaşamasaydık o zaman. Bu arada önceki yazıyı da bugün mü dün mü ne attım, 1 okunması vardı bunu yazdığımda. Bir de kendi kötü özelliklerini bizde görünce laf ediyor. Lan it, acaba senden geliyor olabilir mi onlar, ha? En ufak bir şey söyleyince hemen bağırıp sindir bizi, sonra "Azıcık girişken ol." Lan! Dalga mı geçiyorsun şerefsiz? Bu arada hiç bana kültür mültür demeyin, böyle bir kültür yok. Varsa da bizim değil. Açın bakın Dede Korkut Hikâyeleri'ni, orada da yarak kürek babalar olsa da bizim kültürümüz bu. Oğlu gayet "Lan kahramanlık yap diyorsun da bir güne bir gün beni ava, savaşa falan mı götürdün de kahramanlık yapayım?" diye hesap sorabiliyor. Hadi daha yeni kısma gelelim, Fatih'in şu meşhur -ayrıca hiç olmadığına dair fikirler de olan- "Yok padişah sensen..." olayı var. Bunu büyük meziyet gibi anlatırlar -ki öyledir- ama aynısı yaşandığında tavır "Sen ne bilirsin?"den öteye gitmez. Bu arada bu yazıya koymayacaktım ama vazgeçtim, şu yazı sonlarına koyduğum şeyde enneagramımın 6 olmasının sebebi de babam olacak ittir. "Ne alaka?" demeyin, gidin enneagram nasıl oluşur, hangi çocukluk travmalarıyla ilintilidir, "daddy issues" mudur "mommy issues" mudur "double trouble" mıdır araştırın kardeşim. Sonra "Bir kez dövdüm onda da pişman oldum." demeyi biliyorsun, ulan sözle adam yaralayabilen bir herifsin sen zaten; vurmana gerek var mı sence? "Ergenliktir, geçer."  Bok ergenlik! Herife nefretim, öfkem ve kırgınlığım gün geçtikçe azalmak yerine artıyor. 24 yaşına geldim ben. Bir üniversite bitirdim, öbürünü yarım bıraktım. Yarım bıraktığım 2, bitirdiğim 4 yıllıktı bu arada. Ben böyle herife "adam" demem, hele "baba" hiç demem! Yeter ulan! 24 yıldır sabrede sabrede bir hal oldum, ta sonunda takacağım bıçağı o olacak. Ben babamı sevmek için çaba harcadım. 24 yıldır didindim. Beni sevsin diye de çabaladım. Herif sevmiyor işte beni nedense, ben niye benden nefret eden birini seveyim? Ama olur da kader yüzüme güler ve iyi bir yerlere gelirsem ben o "ben sana adam olamazsın dedim" hikâyesindeki gibi yapmayacağım. Kapıya gelip bir tas su istese geri çevireceğim. Tek bir soru, son bir soru soracağım ona ve sonra ya onu öldürüp intihar edecek ya onu öldürmeden intihar edecek ya da siktirip gidecek ve bir daha adını bile duymaya tahammül etmeyeceğim: "Beni neden sevmedin?" Benim saçımda beş tel beyaz var. İkisi sikik toplumdansa üçü babam olacak maldan. Bu arada yaşlanıp elden ayaktan düşerse de katiyen bakmam. İyi yüzünü gösterdikleri baksın, bana ne? Anneme bakarım bak ama babama düşse bir tekme de ben vururum. Hak etti çünkü.

Resmî (tam) adını kullanmamakta direten ama tamamından da vazgeçemeyen delinin teki. Üst düzey takıntılı paranoyak, sosyofobik ve geri kalan her şey.

INFP 6w5 sp/sx 694 IEI RLUEI EFVL melankolik-flegmatik 

☉♓︎   ☽♌︎   ↑♊︎  

Akvarist, koleksiyoncu, yazar*, okçu (yaya kemankeş), gastronomi mezunu (ama aşçı değil), anime izleyicisi

*Erdem Ö. Hayali 

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー 埃德姆歐瑪爾 ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ Ердем Өме́р

11 Mart 2022 Cuma

Durum Raporu: Nostalji, Abayı Yakmanın Etimolojisi ve Harf Devrimi

Nostalji, akabinde de melankoliye batmanın tam kıyısındayım. Gastronomi okurken her şey ne güzeldi... Arkadaşım vardı, aşık olduğum bir kız, hayallerim ve "hedef" diyebileceğim bir şeyim. Şimdilerde her şeyi kaybetmiş gibi hissediyorum, hayatımda olumlu giden şeyler bile ileride olumsuzluğa yansıyor. Yine düştük melankoliye, yine düştük depresif hallere... Yeter lan. Lisenin üçüncü yılı da güzeldi bak. İkinci yılı mıydı lan o yoksa? Üçüncü yılının başı... Öyle bir şey işte. İlk aşkım vardı, ayrıca arkadaşlarım da. Kafam karışıktı, bir hedef ya da hayalim yoktu ama en azından umudum vardı. Şimdi... Belli belirsiz bir şey ve küllerinden doğup başıma bela olmaya devam eden umudum dışında bir şeyim yok. Hangi yaz olduğunu hatırlamıyorum ama bir yaz da güzeldi bak. Dekamer'de olduğum zaman. Deniz kaplumbağalarıyla ilgilenirken insan doğanın intikamcılığını ve dünyanın nezaketini daha iyi anlıyor. Bir diğer şey, bir ihtimal anlaşabileceğim bir kız da vardı. Hâlâ "Ulan bir daha görmeyeceksin zaten, şimdiye kadar 'güzelmiş' veya 'sevimliymiş'ten fazla ilgi duyup da bir ihtimal anlaşabileceğin tek kız da oydu. Git senden hoşlanıyorum desene işte ya, de!" diye kendimi yediğim biri. İnsan kendisine "Seviyorsan git konuş bence." der mi arkadaşım? Aslında, o zamandan sonra hiçbir kıza "güzelmiş" veya "şirinmiş"in ötesinde ilgi duymadım ki temel sebebi şu an kuzenlerim ve internetten tanıdıklarım dışında herhangi biri yok çevremde. Dikkat edin, cümlede cinsiyet belirtmedim. Bu arada internetten tanıdıklarım beni tanımıyor olabilir, bayağı hayalet gibi takılıyorum çünkü. Kırk yılda bir yorum morum yazıyorum, gerisi ifade atma. Paylaşım yaptığım da yok.

Bu arada üçlü tipimi ("tritype") yanlış tiplemişim. ("Ne diyor bu manyak?" diyenler için bkz. Tipoloji.) Ben 693'üm sanıyordum, 694'müşüm lan. Vay aq.

"Abayı yakmak" ifadesinin etimolojisini düşündüm biraz. Acaba sakarlığa falan mı vurgu yapıyor ki? Hani "aşktan gözünün önünü görememek" gibisinden. Ateşe basıp kıyafeti tutuşturuyor... Ne bileyim, Nevruz'da veya Hıdrellez'de sevdiği kıza artistlik yapacak diye pantolonu yakan birinden çıkmıştır belki. Niye "sevdiği kişi" değil "sevdiği kız" dedim? Hiçbir kızın bu kadar salakça bir şey yapacağını düşünmüyorum çünkü. Kimin ne kadar sevdiği ve bunu nasıl gösterdiği cinsiyetten çok kişiye bağlıdır ama "sevilen kişiye hava atmak için malca hareketler yapmak" toplumumuzda (hatta dünya çapında) genel olarak bir erkek eğilimidir. Bu tür bir âdet falan vardır belki, ne bileyim, gidip sevdiğin kişinin önünde kumaş yakmak falan... "Nasıl âdet lan o?" demeyin, daha garipleri de var dünya üzerinde. Olabilir yani. Belki "yakmak" derken fiziksel bir ateşten değil de "hoplayıp zıplamak", işte "elini koyunu nereye koyacağını bilememek" gibi şeylere ve kıyafetin aşınmasına vurgu yapıyordur. Aba yöreden yöreye çok değişken bir anlama sahiptir, unutmayın: Şalvarla pantolon arasındaki bir kıyafetin de adıdır. Aydın efesinin abası (kısaca Aydın abası) kısa, şort gibi olur mesela: "Kısa kes, Aydın abası olsun." Abanın bir tür kumaş, cepken benzeri bir kıyafet, genel olarak efe kıyafeti, çoban kıyafeti, kepenek benzeri bir yelek hatta direkt kepenek, abla, ebe gibi inanılmaz derecede yöreden yöreye değişen anlamı vardır.

Bu arada bugün doğum günümmüş lan. Hiç fark etmedim sabahtan beri. Gerçi bunu muhtemelen daha ileriki bir tarihte yayınlarım. Bu arada bizim ailede Şubat ve Martta acayip bir yoğunluk var. On çocuktan sekizinin mi ne doğum günü Şubat-Mart aralığında. E, yuh.

Alfabe devriminin sorunları hakkında konuşacağım. Önce şu konuda bir anlaşalım: Harf devrimi gerekliydi. Zaten harf devrimi pek de öyle tepeden inme bir şey değildir, yani öyledir de hiç hesapta yokken Atatürk'ün "Yarından itibaren bunları kullanacağız." diye bir şey demesi gibi durumlar yoktur. Daha önce Enver Paşa, II. Mahmut ve hatta II. Abdülhamit bu konuda çalışmalar yapmıştır. Padişahlar muhtemelen paşaların ve şeyhülislamın tepkisinden çekinmişti -II. Mahmut sırf karantina önlemleri aldığı ve fesi getirdiği için (evet, fesin getirilmesi ve şapka devrimi birebir aynı gerekçelerle yapılan ve birebir aynı amaca hizmet eden şeylerdir) kafir ilan edildiği, "gavur padişah" diye anıldığı için bir yerde durmuştu elbet- ama Enver Paşa'nın ordu içinde kullandırttığı Hurûf-ı Munfasıla var mesela. Harf devriminin iki büyük sorunu vardır: Birincisi, harf yetersizliği. Hayır, şu Q-K farkından bahsetmiyorum; Türkçede o ayrım Arap (daha doğrusu Fars) alfabesinden önce zaten çok azdı, gayet aynı harf kullanılabilirdi. H'lerden de bahsetmiyorum, zaten Türkçede H'ler ya yabancı dilden geçmiştir (zaten o yüzden Türkçede de tıpkı Arapçadaki gibi üç farklı H vardır) ya da K'den dönüşmüştür ki ilk dönemde tamamı Arapça Hı harfiyle, günümüzde daha ziyade X harfiyle gösterilen gırtlak H'leriydi. Dolayısıyla zaten bu dile ait olmayan bir sesin ayrıntısına girmeye hiç gerek yoktu. V-W farkından da bahsetmiyorum, bu iki ses de ya dönüşüm ya yabancı dilden geçmelerle geldi (W'lerin özü çoğunlukla Ğ, V'lerin özü çoğunlukla B'dir); üstelik ilk kez gösterildikleri Eski Uygur Alfabesinde de sonrasındaki Arap alfabesinde de V ve W aynı harfle gösteriliyordu. Zaten çoğunlukla birbirleri içine girmişlerdir: Örneğin "Tavuk" basbayağı V'ye sahipken ("Tabaku" asıl hali. Hayır, Japoncadan geçme değil; direkt Türkçe.) günümüzde daha ziyade W ile söylenir. Bunların hiçbirinden bahsetmiyorum. Bahsettiğim Ė ve Ŋ. Bunlar diğerleri gibi dönüşüm veya ödünç harfleri değildir, Türkçenin en eski formlarında, en eski hallerinde bile varlardır. Bunlar her alfabede gösterilen harflerdir: Mesela Osmanlıcada sırf Ŋ harfi için Arapça veya Farsçada olmayan Nef (Kef-i Nuni, Sağır Kef, Kef-i Türki isimleriyle de anılır) harfi bulunur. Bunlar hakkında ayrıntıları zaten bilen biliyor, ben de elli defa söyledim, daha ayrıntıya girmeyeceğim. Sadece link vereceğim. İkincisi devrimin kendisi değil savunucularıyla ilgili: Harf devrimini savunmak için eğitim öğretimde yapılan yenilikleri iç etmeleri. Evet, doğru, Osmanlıca yazıldığı gibi okunmadığından öğrenimi ve öğretimi mevcut alfabemize göre zordur ama öyle abartıldığı kadar da zor değildir. Osmanlı'da okuma yazma oranının düşük olma sebeplerinde alfabe ancak son sıraya yazılabilir, asıl olay halkın eğitime zerrece kıymet vermemesi (günümüzde bile zorunlu eğitim olmasa halkın yüzde kaçının -özellikle de kız- çocuklarını okutacağını ve zorunlu eğitim olmasına rağmen yüzde kaçının okutmadığını bir düşünürseniz bahsettiğim şeyi anlayacaksınız) ve verenlerin de zengin vs. olmadıkça kolayca ulaşamamasıydı. Ortaçağ Avrupa'sında herkes Latin harflerini kullanıyordu ama okuma yazma oranı yine düşüktü. Bu arada tam tarihi hatırlamıyorum ama 15. yy. civarı olması lazım, ondan önce İngilizce de aşağı yukarı yazıldığı gibi okunuyordu; "büyük ses kayması" mı ne öyle bir adı var İngilizcenin şu anki saçma sapan durumunu açığa çıkaran. Fransızcaya hiç girmiyorum, herifler kelimenin yarısını okumuyor ama nerenin okunacağı nerenin okunmayacağı az çok belli; yani Fransızca aslında temelde yazıldığı gibi okunur, İngilizcenin aksine. İngilizce okumayı öğrenebiliyorsanız Osmanlıca okumayı da öğrenebilirsiniz. Şayet alfabe değiştirilmeden de eğitim öğretim seferberliği gerçekleşse okuma yazma günümüzdekine yakın bir orana ulaşırdı. Zaten günümüzde bile okuyabilen ama yazamayanlar ve okuduğunu anlayamayanlar gayet fazla.

Bu ülkeye bir babalık devrimi de lazım bu arada. Amına koyduğumun geri zekalıları sperm vermeyi baba olmaya yeterli sanıyor. Yarrak herifler. Şu sikik evden ne zaman kurtulacağım acaba? Zaten yeterince sorunum var, bir de bu hıyarla uğraşıyorum. Ölürse de cenazesine gelirsem, gelsem de hakkımı helal edersem namerdim, hadi bakalım. Amk ibnesi. Hep o yarrak kürek sözde alimlerin ana baba hakkı diye kafamızı sikip evlat hakkından zerrece bahsetmemesinden kaynaklanıyor bunlar. Ben mi dedim anamı sik diye yarak kafalı, ben talep ettim sanki buraya gelmeyi. Bütün gün geri zekalı tartışma programları izleyeceğine git baba nasıl olunur onu öğren. Hazır yeri gelmişken, sırf babama bıçağı takmamak için kendimi tutabildiğim için bile Cennetlik olmam lazım. Cehennem kapısında edeceğim kavganın başlıklarından biri de bu olacak. Zaten Cehennem odunuyum, bana koymaz; kavgayı etmesem de yanacağım zaten.

Resmî (tam) adını kullanmamakta direten ama tamamından da vazgeçemeyen delinin teki. Üst düzey takıntılı paranoyak, sosyofobik ve geri kalan her şey.

INFP 6w5 sp/sx 694 IEI RLUEI EFVL melankolik-flegmatik 

☉♓︎   ☽♌︎   ↑♊︎  

Akvarist, koleksiyoncu, yazar*, okçu (yaya kemankeş), gastronomi mezunu (ama aşçı değil), anime izleyicisi

*Erdem Ö. Hayali 

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー 埃德姆歐瑪爾 ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ Ердем Өме́р

1 Mart 2022 Salı

Durum Raporu: Rusya-Ukrayna Savaşı, Siyah Elf ve Sızlanma

Rusya-Ukrayna savaşı hakkında... Tek diyeceğim bu savaşta Batı'nın kaypaklığının, yavşaklığının, adamsendeciliğinin iki bin yıldır zerrece değişmediğini gördük. Ukrayna'yı gazlayıp gazlayıp sonra kıyıdan kıyıdan cılız kınamalar. Ha hıyarlığın büyüğü Ukrayna'da (Ne gaza geliyorsun bu şerefsizlerin lafıyla, değil mi?) ama konu o değil. Rusya zaten malum, onu anlatmaya bile gerek yok. Ben aslında ta 2015'ten beri 3. Dünya Savaşı'nın çıkmasını bekliyordum ama yine de beklediğimden erken oldu. 1-1,5 yıllık işim daha var şu dünyada (6 ayda olacak gibi değil). Onları bitirince zaten Rusya da güneye doğru inmeye başlamış olur (gerçi Orta Asya devletlerinin çoğunun lideri Rus köpeği, yapmayabilir de veya Kafkasya'dan ilerlerler), ben de gidip mitralyöze kılıçla dalarım artık. Bendeki kılıçla olmaz ama o, bir dımışki almam gerek. Niye kendim yapmıyorum çünkü hem uzun sürer hem maliyeti muhtemelen daha yüksek olur zira dımışki çeliğin (Şam [Damascus] çeliği dımışki çeliğin bir türü ama Şam çeliği haricinde de dımışki çelik türleri var. Dımışki çelikten yapılmış herhangi bir kılıca da dımışki kılıç deniyor.) kendisini de ben yaparım o durumda. O değil de bu savaşta "Durun siz kardeşsiniz!" diye araya dalan olacak mı ben onu merak ediyorum.

Şu LOTR dizisindeki siyahi elf hakkında konuşacağım. Aslında pek söylenecek bir şey yok. Filmograf'ın "Siyahi Elf Olur mu?" diye bir videosu var, aşağı yukarı aynı düşünüyorum. İşin garip yanına dikkat çekeceğim: Söz konusu siyahi oyuncu/karakter diziye insan olarak eklenseydi (LOTR elfleri insan değildir. Benim yazdığım belli bir şeyde elfler insan mesela ama LOTR elfleri değil.) bütün bu tantana çıkmayacaktı. Orta Dünya'da güneyde ve doğuda (özellikle doğuda) "tenleri koyu" insanlar bizzat Tolkien tarafından yazılan şeyler. Hatta bu karakter diziye hobbit olarak eklenseydi bile kaynağı filmler değil kitaplar olanlar bu kadar itiraz etmezdi. O niye? Tolkien bizzat kendisi "Hobbitlere benzeyen ve onlarla akraba ama tam olarak hobbit olmayan" bir ırktan bahsedip bu ırk hakkında balıkçılık yaptıklarından başka pek bir bilgi vermiyor da ondan. Nereden öğreniyoruz biz bu ırkın varlığını? Gollum'un hâlâ Sméagol olup Tek Yüzük'ü ele geçirdiği zaman anlatılırken. Kendisi tam olarak o ırktan ki Gollum'un Gollum'kendi görünüşünü biliyoruz (Hobbit ve LOTR kitaplarında farklı tasvir ediliyor bu arada Gollum. Filmlerdeki de Hobbit versiyonuna benzese de LOTR versiyonuyla neredeyse alakası yok.) ama Sméagol'ken tam olarak nasıl göründüğünü bilmiyoruz. Hatta Frodo "Hiçbir hobbit bu kadar kötü olamaz!" deyince Gandalf "O hobbit değil zaten, hobbitlerle akraba bir ırktan sadece." gibi bir cevap veriyor. Yani burada bir boşluk var bak, "Tolkien siyahi elf olmaz dememiş ki." diye bir şey yok -ki "elflerin teni bembeyazdır" demek "siyahi elf olmaz" demek zaten. Çoğunun demiyor bak orada, hepsinden bahsediyor; istisna yok. Ayrıca Tolkien'in elf tasvirinin pek orijinal bir yanı da yok, direkt İskandinav mitolojisindeki Ljósálfar'dan alınma yani itirazınız varsa bunu Viking şamanlarına söylemeniz gerekecek. Ha ama eğer dersen ki "Bunlar hobbitlere benzeyen ama tam olarak hobbit olmayan bir ırk, böyle ekledik. Siyah bunların teni." diye o zaman evet, Tolkien onlar hakkında tenleri beyazdır, siyahtır veya pembedir diye bir şey yazmış değil; dolayısıyla itiraz olsa bile ya cılız olacaktı ya da siyahilikten ziyade "Neden götünüzden ırk uyduruyorsunuz kardeşim?" teması etrafında dönecekti. Gerçi bu SJW tayfa o zaman da "Bu eklenen ırk beyaz tenli olsa laf etmezdiniz." derdi ama ortalama bir SJW sineğin yağından duyar çıkarabilir zaten, yani hem onları hem de insan olarak bile eklense "Siyahi karakter istemezük!" diyen ırkçıları siktir edebilirsiniz.

Yıldım harem serilerinden, bıktım. Şöyle saf romantik komedi istiyorum lan artık. Neyse ki bu sezon Takagi-san ile Sono Bisque var da biraz karşılıyor. Bu arada Marin'i "hamster"a benzeten tek kişi ben miyim? Özellikle yemek yediği vs. sahnelerde Umaru'dan daha çok benziyor "hamster"a ama Marin'i "hamster"a benzeten başka kimseyi görmedim. Animeyi izleyen herkes hatuna taptığından da olabilir o gerçi. Yakında da Shikimori-san çıkacak, şöyle rahat rahat romantik komedi izleriz. Shikkakumon diye gidip "Amin" dedirten animenin (bak bu da kalmadı, eskiden adı haddinden uzun animelere böyle tepki verilirdi ama yeni serilerin neredeyse alayı böyle olduğundan bitti herhalde bu gelecek) harem olup olmadığını hâlâ çözemedim. Gerçi izleyen herkes doğrudan harem muamelesi yapıyor ama Lurie dışındaki iki kızla o türden bir olayını görmedik. Bu arada izleyen herkes de sövüyor animeye, ben de dahil. Garip şekilde sarıyor ama çöp mü, çöp. Gerçi ben çöp SoL harem severim zaten.

Ulan işler yolunda giderken bile işler yolunda gitmiyor. Yayınevi kitapları yolladı bana (Hangi kitapları? Erdem Ö. Hayali'den Ejderin Mührü.) ama ben Balıkesir'deyken yolladı. Kargocu da "Aygaz'a bırakıyorum." dedi. Neden dedi ben de bilmiyorum ama "Tamam." dedim bir hafta daha Balıkesir'de olacağım için. Sonra neyse işte, ulan haritada Aygaz'ı arıyorum... Yok. Önceden Kılıçaslan Caddesi'nde imiş kendisi ama sonra ta Yenişehir Kapı'nın oraya taşınmış (e ama eben artık). Aradım bunları, "Bizde." dediler ha bir de belli ki ellerinde bir sürü kargo var. Kargocular oraya teslim ediyor herhalde, hatta "Gel Yenişehir şubesinden al." diye mesaj atanlar da Yenişehir şubesi olarak orayı kastediyor olabilir yani. Yenişehir Kapı Menişehir Kapı denince korkmuştum ama Aygaz'dakiler tarif edince kolay gidilebilecek bir yerde olduğunu fark ettim. Neyse işte, zaten bir gün çeşitli sebeplerden illaki dışarı çıkmam gerekiyordu (benim de bir gündemim, planım, programım [ulan yazarken bile inanmadım planım programım olduğuna] var yani); o zaman gideceğim işte.

Resmî (tam) adını kullanmamakta direten ama tamamından da vazgeçemeyen delinin teki. Üst düzey takıntılı paranoyak, sosyofobik ve geri kalan her şey.

INFP 6w5 sp/sx 693 IEI RLUEI EFVL melankolik-flegmatik 

☉♓︎   ☽♌︎   ↑♊︎  

Akvarist, koleksiyoncu, yazar*, okçu (yaya kemankeş), gastronomi mezunu (ama aşçı değil), animeci

*Erdem Ö. Hayali 

 𐰼𐰓𐰢:𐰇𐰢𐰼 ᠶᠡᠷᠦᠳᠧᠮ ᠥᠮᠧᠷ اردم عمر Erdem Ömer ㅔㄹ뎀 ㅓ맬 エルデム・ヨマー 埃德姆歐瑪爾 ᛖᚱᛞᛖᛗ ᛟᛗᚫᚱ Ердем Өме́р