Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

4 Mart 2019 Pazartesi

Kendim hakkında birkaç şey (Birkaç dediğim de üç ha)

Başladığım çoğu işi yarım bırakırım ve bu maymun iştahlılık, tembellik gibi şekillerde adlandırılır. Tamam, maymun iştahlı olduğumu -bu "maymun iştahlı" sözünün çıkış noktası ne acaba?- ve biraz da tembel, üstüne vurdumduymaz olduğumu inkar etmeyeceğim. Ama aslında başladığım çoğu işi yarım bırakmamın sebebi biraz mükemmelliyetçi olmam. Yani şöyle: Bir şey yapacaksam tam ve usulüne uygun yapmalıyım, "Şurası da şimdilik şöyle oluversin" diye bir şeyim yok... Sonuç: Malzeme yahut alet eksikliği sebebiyle rafa kaldırılan bir ton proje. Hayır bir de işi savsaklamayı da seven bir insan olduğum için ikisi bir araya gelince... O zaman, kimden olduğunu bilmediğim ama şimdi bakacağım, baktım ve buldum, Hande Yener ve Serdar Ortaç'tan -valla mı lan? Emin miyiz?- geliyor: "İki deli bir araya gelmemeliydik..."

Bir de sinekler var... Sineğin her türlüsüne gıcık oluyorum. Bu arada, sivrisineklerin henüz bir faydasını görememiş olsam da karasineklerin, hiçbir yerde okuyup duyamayacağınız bir faydasını bizzatihi tecrübe ettim: İltihaplanmış yarayı yiyip temizleyen bir hayvan kendisi. Ama bu, başımın dibinde vızıldamasını haklı çıkarmaz elbette. Sırf sineklerden kurtulmak için ileride kendi evim olunca Venüs sinekkapanı -buradaki Venüs muhtemelen gezegen olan değil de Yunan Mitolojisindeki, zira kendisi dünyalı bir bitki- almayı düşünüyorum. Her köşeye koyacağım bir tane, şerefsiz sinekler ya... Hele sivrisinekler şerefsizliği, o... çocukluğuna boyut atlatmış varlıklar olduğundan ona hiç girmiyorum.

Onedio Yemek Youtube sayfasını takip ediyorum bir süredir, "Yer misin yemez misin?" video serisi var, bayıldığım bir seri. Aslında düşündüm de genel olarak katılımcıların acı çektiği -fiziksel acı değil elbette- video serilerine bayılıyorum. Tepkikolik'i de "Gençler yemekte" ve "Kutuda ne var" için takip etmeye başlamıştım, her ikisinin ortak noktası: Katılımcıların acı çekmesi. Öyle yani... İsveç'te bir iğrenç yemekler müzesi (evet, müzesi) varmış bu arada, İsveç'e gidersem -ki planlarım arasında var- kesinlikle uğrayacağım bir yer. İsveç miydi ki, İsviçre de olabilir... İngilizce adını, Disgu-bilmem-ne food museum diye arayınca ("iğrenç" kelimesini translate'ten çevirirsiniz artık veya Redhouse sözlükten filan bakarsınız... Redhouse sözlük demişken Umut Sarıkaya'nın efsane bir karikatürü vardır Redhouse sözlüğe Türk halkının verdiği tepkiler üzerine) çıkıyor nerede olduğu, kaç yılında açıldığı falan... Peki, neden oraya gidiyorsun lan, manyak mısın, derseniz, cevabım kısa ve net olur: "Evet". Ne? Açıklama mı kasacağım arkadaşım?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder