Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

22 Kasım 2019 Cuma

İnternetsizlik, Kulüpsüz Okçunun Dramı, Mesleki Gaza Gelme ve Diğer Şeyler

İnternet hâlâ iğrenç. Sömestırda DVD'ye Supernatural, birkaç anime ve belki birkaç tane daha dizi çekeceğim, bu iş böyle olmayacak.

Bunun konumuzla ilgisi yok ama sıkıldığım için düşünüyorum. Antik Yunan'da yapacak neredeyse hiçbir şey olmadığı için felsefe gelişti demek ki, ilginç -ama daha önce başkaları tarafından da düşünüldüğüne emin olduğum- bazı fikirler geldi aklıma. Fiziksel bir "Şunu yapalım" fikrinden bahsetmiyorum, hayata dair fikirler. Herkesin hayatla bir mücadelesi var; küçük ya da büyük. Benim küçük bir mücadelem var, bunun farkındayım. Gerçi başkalarının mücadelesini tam olarak anlamam birebir aynı durumda olmadıkça pek mümkün değil. Öte yandan, insan tatminkâr bir varlık değil. En azından çoğu insan tatminkâr değildir, zaten insan tatminkâr bir varlık olsaydı teknoloji bu denli gelişemezdi. Belki öylesi daha iyi olurdu ama konumuz bu değil. Bu tatminkâr olmama doğası, "bunun ne mücadelesi olacak lan?" diye düşündüğümüz kişilerin dahi mücadeleleri olmasına neden oluyor. Boş vermişlik ise bu tatminsizliğe karşı oluşturulan bir duvar -ki dışarıdan boş vermiş olarak görünen çoğu kişi bu imajı kendisi özellikle inşa etmiştir, gerçekle çok da alakası yoktur; en azından ben öyle düşünüyorum.- niteliği taşıyor. Bunun üzerine siz isterseniz daha fazla düşünürsünüz, isterseniz her zamanki saçmalamalarımdan kabul edip geçersiniz ama benim konuşmak istediğim daha farklı konular var. Beyin açısından daha az yorucu ve insanın kalbine saplanan bir bıçak içermeyen konular.

Bu arada saçımı yaktığımdan beri... Buna bundan sonra "saçmalıkları yakmak" diyeceğim, böyle fiziksel bir iş yapmışım gibi duruyor. Oysa orada saçımdan bir tutamı yakmak sadece içimdeki bazı şeylerden kurtuluşumu sembolize eden önemsiz bir olaydı. Neyse, ne diyordum: Saçmalıkları yaktığımdan beri "keşke yarın ölsem" ya da "bir doktora gitsem de üç ay ömrün kaldı dese" olayını aslında istemediğimi fark ettim. Küçük de olsa bir zafer elde etmeden ölmek istemiyorum... Muhtemelen içten içe hiçbir amacıma asla ulaşamayacağımı düşünüyordum, o yüzden de ölmenin en iyisi olacağını düşünüyordum. Artık yaşamak istiyorum, en azından ufak zaferlerden en az birini elde edene kadar. Ama yakın zamanda ölürsem bu işe çok güleceğim. Düşünsenize, ölmek istediğini düşünen biri aslında yaşamak istediğini fark ettikten kısa süre sonra ölüyor. Komik değil mi?

Hadi eğlenceli konulara geçelim. Notlarım genel olarak düşündüğümden daha yüksek, tek bir ders korkutuyor ki o dersten %99,99 kaldım zaten, artık finalde ya da bütte bir şeyler yaparız. Ha geçer not alırsam bir süre ekstra bir manyaklık seviyesine ulaşırım o ayrı.

Bahçeli bir evim olursa bir sürü kedi ve köpeğim olmasını isterdim ama şu an sadece iki kedi ve iki köpek. Sayılarının iki olmasının sebebi birbirlerine arkadaşlık etsinler diye. Fazla kedi ve köpeğe bakan kişileri gördüm, epey zorlanıyorlar; bütün günümü ayırabilecek biri değilim. Onun için fazlasıyla üşengecim. Günün bir kısmını mutlaka boş boş geçirmem gerekir; hem talim de yapmam gerekiyor. Neyin talimini yapıyorsam, yarışmalara katılabiliyorum sanki. İşte kulüpsüz kemankeş olmak böyle bir durum. Buna ek olarak mutlaka akvaryum olacak evimde, ne olursa olsun. Gerekirse eve koltuk almam, en az bir akvaryum kurarım. Koltuk demişken; aslında hayalimdeki evde pek koltuk yok. Sadece bir tane var, o da uzanmak için. Mobilyayı sevmiyorum, yaşam alanını daraltıyor. Öte yandan süslemede sıkıntı yok. Biblolar, saksı bitkileri, heykeller (oha!), tablolar, vazolar olabilir. Bu arada köpek korkum neredeyse tamamen geçti. Gerçi bendeki köpek korkusu değişik bir şekilde tezahür ediyordu; bir şey yapmayacağını bildiğim köpeklerden zaten korkmuyorum. Sokak köpeği de bir süredir etraftaysa, kuyruk sallayarak dolaşıyorsa vs. korkmuyorum. Bir tek ne yapacağını kestiremediğim ya da havlayan köpeklerden korkuyordum zaten, o da geçti sayılır. Bu arada "Havlayan köpek ısırmaz." sözü boş tehdit savuran insanlar için söylenmiştir arkadaşlar, onu gerçek anlamda almayın. Gayet de ısırır havlayan köpek.

Bir de son zamanlarda biraz gaza gelmiş durumdayım. Bu gaza gelme de okulla, meslekle ilgili. Daha önce bahsettiğim iki yıl arayı yarım yıla düşürdüm mesela, sonra direkt bir yer açmaya kasmak yerine önce farklı konseptlerde farklı yerlerde çalışmak istediğimi fark ettim ama şöyle bir sorun var: Soracaklar "son işinizden neden ayrıldınız?" diye, "Kendimi farklı alanlarda geliştirmek istedim." Hö? Ben İK olsam bu cevabı vereni direkt evine yollardım mesela ama onların ne yapacağını bilemiyorum. Farklı konseptlerde farklı yerler dediğim de işte bir kebapçı, bir otel, bir Fransız restoranı, bir Uzakdoğu restoranı (mümkünse Türkiye'deki çakma American Asian restoranlarından değil de "gerçek" Uzakdoğu restoranlarından biri; gerçi onun için de gerçekten Uzakdoğuya gitmek lazım), bir pizzacı, bir mandıra falan. O arada birkaç yılı yiyeceğimi düşünüyorum. Bu arada o gaza gelmeyle fark edememişim ama "Ulan otuz yaşına kadar çalışılır mı?" düşüncem de sekteye uğramış. Kırkımda, ellimde emekli olmaya gayet tamamım şu an. Demek ki insanlar böyle gaza gele gele yetmiş, seksen yaşına kadar çalışıyorlar. Tabii belli emeklilik yaşı olan meslekleri tenzih ediyorum, onlar mecburen çalışıyor o yaşa kadar.

O değil de bir sayfayı yarım saatte, üç kez yenileyerek anca açıyor. Ya kendime bir internet alıp zamanı gelince ona sövmem ve modemi kapatıp açmam ya da telefona sınırsız internet paketi alıp her bilgisayarda hotspot kullanmam gerekiyor. Zaten bu yazıyı hotspotla yazıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder