Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

5 Kasım 2019 Salı

Başlıksız Yayın

Önceki tamirciye kızmakta yarı haklı, yarı haksızmışım. Şöyle ki: Bataryada gerçekten sorun varmış ama önemli bir şey değilmiş, esas sorun adaptördeymiş. "Yeni değiştirdik, nasıl olur?" Diye sordum, elektrik dengesiz olunca oluyormuş öyle. Gökçeada zaten, yani... Bir voltaj ayarlayıcı mı, dengeleyici mi ne priz aldım (hah, akım korumalı priz); kesintilerden, voltaj yükselmelerinden etkilenmesin deyu.

Bir de Çanakkale'de bir saat kulesi var, kaç sefer önünden geçtim hiç ilgimi çekmemiş. Üstünde Osmanlıca bir yazı var, yalnız nasıl bir hat kullanmışlarsa şın'ları se, ze'yi üstünde nokta olan bir vav olarak okudum. (Ötreli vav sandım önce, "Ulan o/u/ö/ü'yle başlayan böyle hangi kelime var?" diye düşündüm.) Neyseki kenarda ne yazdığı yazıyor. Bayağı güzel bir kuleydi, bir ona bakıyorum, bir de günümüzün apartmanlarına bakıyorum... İster eski kafalı deyin, ister fonksiyonellik ve bütçeden bahsedin; eski binalar yenilere göre katbekat güzeller. Ne kadar eski olduğu önemli değil, milattan öncenin mermer binaları bile günümüzün beton apartmanlarından daha güzel.

Nostalji yapasım var, hâlâ. Orijinal Çocuklar Duymasın, Komedi Dükkanı, İnce İnce Yasemince (2000-2005 arasındaki, orijinali 95'te yayınlanmış lan. Ya da tekrarları da olabilir ama bir şekilde yayınlanıyordu, hatırlıyorum ben)... Haneler diye bir skeç programı vardı, muhtemelen çoğu kişi hatırlamaz bile. Hatırlayanların da Yeşilçam klasikleriyle dalga geçen "Yaban" gibi bir ismi olan skeç serisini en net hatırladığını düşünüyorum (En azından ben en net bunu, bir de jenerik içinde geçen "Dershaneler zaten para tuzağı" kısmını hatırlıyorum). Hayat Bilgisi vardı bak (ders olan değil, dizi olan), Show TV'nin yazın her günü bütün gün Doktorlar dizisini yayınladığı günleri gördüm ben. Facebook'ta (o zamanlar terk edilmiş köy modunda değildi tabi) "Show TV doktorlar için çıkarılan tam gün yasasını yanlış anlamış" diye espriler dönüyordu. Bu hatıraların en eskisi yirmi yıllık ama sanki hepsinin üzerinden bin yıl geçmiş gibi geliyor. Facebook'ta oyunlar vardı: Millet gece üçte uyanıp Farmville'de domates suluyordu, bir akvaryum oyunu vardı, kedi-köpek benzeri ne olduğu anlaşılmayan bir karakteri yönettiğin günlük hayat oyunu vardı. Bayağı o karakterle balık tutuyor, restorana gidiyor, evini dekore ediyordun. Hiç yaşamadığım zamanlara özlem duyan biri olarak, nostalji hastası olmam tabi ki kaçınılamaz. Kendisinin var olmadığı zamanlara özlem duyan biri, kendi geçmişine toz konduramaz. Avrupa Yakası vardı bak, şimdi hatırladım. Üsküdar'a Giderken diye dizi vardı, kısa sürdü galiba. (On üç bölüm sürmüş, gecenin bir yarısı yayınlanıyordu zaten) Otuz yıl sonra bu kez Leyla ile Mecnun'u da katarak (onu şimdi katmak yemez, o kadar eski değil o; bir de hâlâ popüler, yeni nesiller de biliyordur) yeniden nostalji yapacağım. O değil de 2014'te bitmiş L&M, onu da katıyorum nostaljiye, hadi bakalım. Yine de onu bilmeyen olacağını sanmıyorum. O değil de kime nostalji yapıyorum lan ben? Size ne, kime yapıyorsam yapıyorum, Allah Allah... Kendi kendime nostalji yapıyorum burada, yarı-deliyim ama zararsızım. Yani, zararsız sayılırım diyelim. Çoğunlukla zararsızım... Çoğunlukla zararsız, evet, bu iyi oldu. Bu ifadenin (çoğunlukla zararsız) nereden olduğunu bilen biliyor, bilmeyen de araştırsın bulsun kardeşim, uğraştırmayın beni. Eskiden DVD yoktu, Flash bellek yoktu; ne vardı biliyor musunuz? (Nostaljiye devam, evet. Çabuk devam ettim dikkat edersen) VCD vardı! Age of Empires II'yi önceki yazıda yazdım mı? Eycof 2. Eycof hatta. Bilen biliyor bu eycof muhabbetini. Bak önceki yazıda Beyblade hakkında yazmak istediğim bir şey sonradan aklıma geldi. Bildiğin beyblade satılırdı, tepside oynardık. Aslında onların bayağı arenaları falan da satılırdı da pahalıydı o arena marena. (Ya da ne gerek var diye düşünmüş de olabilirim ama sonuçta arena almaya hiç yeltenmemiştim) Onlar da genelde dandik, plastik gibi bir şeyden yapılan şeylerdi; bir de metal olanları vardı. Bir milyoncudan bir tane metal almıştım, iki günde parçalandı lan. Diğer metallere göre çok ucuzdu yalnız, normal herhalde. Ondan sonra plastik beybladelere döndüm haliyle. Laptop da yoktu eskiden, masaüstü bilgisayar vardı. Nokia vardı Nokia, şimdi batık olan telefon firması, Iphone'dan önce Nokia vardı, öyle bir şeydi Nokia, piyasayı silip süpürürdü. Snake II'ye hiç girmiyorum, gözüme nostalji kaçacak yoksa.

Lan arkadaşım ben bir diziyi izlemek için üç ayda bir site değiştirmek zorunda mıyım? Bu dizi siteleri neden ölüp ölüp duruyorlar?

Neyse, ben nostaljiye devam edeyim: TRT 1'de Kim Possible vardı, bunu bilip de hatırlamayan yoktur herhalde. Mayın Tarlası vardı, Windows XP'deki; Pinball (Space Cadet) vardı.

Telafi dersleri kadar iğrenç az şey gördüm. Bir rahat edelim yok. Bu arada vizeler yaklaşınca benim kafa da biraz gitti. İstemiyorum okumak ya, kesin kalacağım zaten bu sene.

Melankolim devam ediyor, bitmeyecek gibi. O değil de sonbaharın sonundayız ama hava sanki başındaymışız gibi. Ağaçların yaprakları dökülmedi daha doğru düzgün.

Çok canım sıkılıyor ("Sıkı can iyidir" esprisi yapanı döverim), zaten melankolik, nostaljik ve nedenini kendim de bilmediğim şekilde sınav stresi yaşayan bünyenin üstüne geldi, tam oldu. Aslında internet denen hıyar doğru düzgün çalışsa günün en azından büyük bölümü geçecek. Evde okumadığım kitap falan da yok; aklıma yazacak bir şeyler zaten ne zamandır gelmiyor. (Hikaye anlamında. Tek bir cümle var aslında ama onu olaya nasıl yedireceğimi bilmiyorum) TV'de de bir şey yoktur, neden olsun zaten? Hah, internetin doğru düzgün çalışmasına gelince; bazı zamanlar bir şeyler izleyebiliyorum, bazı zamanlar izleyemiyorum. Sabah çalışıp ikindiden sonra ölüyor mu yoksa tamamen rastgele mi ölüp diriliyor ne oluyor onu çözemedim daha.

Eve kapanıp bir hafta durasım var. Bir de az önce kılıca gözüm takıldı, bir süre baktım. Kendimi doğrayacak kadar cesur biri değilim, bunu zaten biliyorsunuz; keşke bunu benim için yapacak biri olsaydı. Aslında bir süredir ne orman ne göl ne deniz görmedim, belki biraz o tarz bir yerde bulunsam kendime gelirim. Elime bir bıçak verip beni aç kurtların arasına atabilir misiniz acaba? O kadar sıkılıyorum. Aslında güzelcene delirsem hiç böyle sıkıntılarım olmayacağına inanıyorum, gerçek olmadığını bildiğim kurgu ve hayaller böyle zamanlarda acı veriyor; onları gerçeklik varsayabilseydim o kadar güzel olurdu ki... Gerçekten hiçbir şey yapmak istemiyorum ama bir şeyler yapmazsam da kafayı yiyeceğim, sonuç olarak... Hayır, sonuç falan yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder