Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

9 Ekim 2021 Cumartesi

Durum Raporu: Tarih, Anime, Din Sembollerinin Din Sembolü Olmaması Hk. ve Aziz Sancar vs. Aşı Karşıtı

Tarih çok acayip bir şey aslında baktığın zaman. Neden? Çünkü 100 yıl önce ne olduğunu bile bilmiyoruz. Sadece varsayımlardan, anlatıla anlatıla destana dönmüş, abartmayı ve gerçeği ayrıştırmamızın çok da mümkün olmadığı (Materyalist vs. iseniz direkt doğaüstü kısmı atarsınız, "modern bilim" de doğası gereği materyalist olduğundan "dinler tarihi" konusu dışında böyle yapar. Dinler tarihi konusunda niye yapmaz veya yapamaz? Çünkü dinler tarihinin kaynakları ya o dinin mensupları ya o dinin retçileri ya da o dinin mensuplarıyla iyi kötü etkileşimde bulunanlar tarafından yazılmıştır. "Sosyal bilimler" zaten, doğa bilimlerinin aksine, doğaları gereği tamamen tarafsız olamazlar [Psikoloji bile yanlıdır, düşünün gerisini. "Psikoloji nasıl yanlı ya?" diyorsanız da Rosenhan deneyini araştırın.], en yansızı dilbilim ve dilbilimle ilişkili olanlar ama onda bile hangi dil ailesi gerçekten var, hangisi alakalı ama tam aynı dil ailesinde değil vs. bir ton sıkıntı çıkıyor ve insanlar yanlı tavır alıyorlar bu yüzden. Dinler tarihi konusuna dönersek: Din ve mitolojiyle ilgili olanlar, mesela teoloji, bunlar arasında en yanlı olanlardır, bu da dediğim gibi biraz da zorunluluktandır.) anlatılardan ve büyük ihtimalle tamamı yanlı olan kayıtlardan ibaret. "Şu dönemde şöyle oldu." Nereden biliyoruz? "Bu yazmış." E iyi de bu yazar arkadaş belki o halka düşmandı veya tam tersi, sırf kendi halkını övmek için uydurdukça uydurdu? Modern çağda kameralar, ses kayıtları vs. var ama görüntü/ses üzerinde oynayabilecek teknolojimiz de var. Dahası günlük hayatın tamamı kaydedilmediğinden yakın tarihi bile bizzat yaşamamışsak bilemiyoruz. Antik Mısır'da veya Colomb öncesi Amerika imparatorluklarında bugünkünden çok daha bilimsel, çok daha teknolojik bir ortam olmadığını varsayıyoruz ama bu da sadece varsayım. Biraz üzerine düşününce "tarih", paranoyakça bir yaklaşımı hak eden, son derece ürkütücü bir kavram. Örneğin "Voynich Elyazmaları" denen şeyin oldukça erken bir trollük denemesi mi yoksa o civarda yaşayan ama büyük krallıklar vs. kurmadıklarından bilmediğimiz önemsiz bir halkın gerçekten kullandığı dilinde bir kitap mı olduğunu bilmiyoruz. Korkunç değil mi bu? Yani 13. yy.da eğer biri "Bu böyle yapınca o da ağzını burnunu kırdı." yazarsa bunu herife gıcıklığından mı yazdığını, şahit mi olduğunu yoksa duyduğunu mu bilemeyiz; bilgileri çarpıtmadığını da bilemeyiz. Tarihte sadece şu şekilde bir şeylerden emin olabiliriz: Eğer uzun süre savaşmış, birbirine karşı düşmanlık besleyen iki ya da daha fazla halk aynı olay, kişi veya yer üzerine benzer şeyler yazmışsa buradan hepsinde ortak olanları alıp doğru kabul edebiliriz... O zaman da karşımıza psikoloji denen güzide bilimimizin insanlığa hediye ettiği bir, hatta iki kavram çıkıyor: İlki "toplumsal histeri", ikinci de "mandela etkisi". Hadi bakalım. Yazan herifin manyak olup kafasına göre yazmadığından, çekenin psikopat olup kendi amaçları doğrultusunda veya sırf zevk için görüntüleri kurgulamadığından nasıl emin olacağız? "Peki buluntular?" Tamam... "Burada kilise var, o zaman Hristiyan nüfus vardı." Dediğim gibi varsayım. O yerin kilise olup olmadığı bile eğer hâlâ aktif olarak kullanılmıyorsa belirsiz ("Duvarda haç var, o zaman kilise." ile yürümez bu işler ama tarih söz konusu olunca zorunluluk gereği öyle yürüyor.), öyleyse bile sonradan çevrilip çevrilmediği belirsiz. Bütün bu dediklerimin sağlamasını Türk ve Türkiye tarihinden şöyle örneklerle yapabiliriz: Türk-Anadolu tarihinin en tartışmalı figürleri kimlerdir? Mesela II. Abdülhamit var, sonra Çerkez Ethem, Enver Paşa... Peki bu üç kişinin ortak özelliği nedir? Şudur: Her ikisi de "kamera" ve "ses kaydı" denen güzide teknolojilerimizin hayatımızın bugünkü gibi içinde olmadığı halde icat edilmiş olduğu, kayıtların eskisine göre daha çok ve nispeten tarafsız tutulduğu zamanlarda yaşadılar. Baktığımızda asıl tartışmalı figürlerin çok daha eski Alparslan, Orhan Bey gibi kişiler olması gerekir ama tam aksine, bu figürler neredeyse hiç tartışmalı değildir. Mesela Evliya Çelebi Seyahatnamesi günümüz tarihçileri tarafından hemen hemen hiç ciddiye alınmayan bir kaynaktır. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi anlatılan bazı şeylerin dönemin diğer kaynaklarında da kendisine referans verilmeyen herhangi bir sonraki kaynakta da geçmemesi, ikincisi de kendisinin ağır keş olup pek ayık kafayla gezmediğinin bilinmesi. O yüzden günümüz tarihçileri çoğunlukla Evliya Çelebi Seyahatnamesi'ne "Kafayı çekip çekip yazmış yine aq." biçiminde bakar ve pek çok tarihçi, işbu sebeplerden Hezarfen Çelebi diye birinin hiç var olmadığını varsayar ama dediğim gibi bütün bunlar varsayımdır, belki de Seyahatname'nin içeriği tamamen doğruydu, bugünden sadece varsayabiliyor ve karşılaştırma yapabiliyoruz.

Takt Op. Destiny, Takt Op. Destiny... Bak daha ilk bölümü izlemedim, sadece konusunu okudum, bana yetti. Arada bir çıkıyor böyle animeler. Nasıl animeler? Şöyle: Mükemmel işlenebilecek bir konuyu yarı ciddi yarı çerezlik bir şey yapmaya çalışırken onu da beceremeyip çarçur ederek ortaya yarak gibi bir iş koyacaklar kesin. Bu sezonun Gibiate'i de bu demek ki (aklımda iki örnek daha var ama isimlerini hatırlamıyorum, birinin ismini aramama rağmen bulamadım öbürünün ismini hangi anahtar kelimelerle aramam gerektiğinden bile emin değilim), yoklukta gider. Hayır aslında böyle kasmayıp direkt çerezlik seri yapsalar ortaya eli yüzü düzgün bir iş çıkacak ama ciddiyet, gizem vs. katma sevdasından sıçıp batırıyorlar artık nasıl beceriyorlarsa. Bak bütün bu yorumları sadece konuyu okuyarak yaptım, düşünün. İlk bölümün ilk 2 dakikasını izledim, bana yetti; hiç çekemeyeceğim şu an bu seriyi. Komedi vs. serisi olsa çekerim. Neden? Çünkü yeterince sorunum var zaten, bir de bununla uğraşamayacağım. Yataktan zar zor kalktım sabah, bir de kafası karışık bir seriyle uğraşamam. Şu sıralarda öncelikli gündemim gelecek hakkında "Ne bok yiyeceğim lan ben?" diye düşünüp geçmişim hakkında "Kafamı s..." diye hayıflanmak. "Sekai Saikou no Ansatsusha, Isekai Kizoku ni Tensei suru" gereksiz dramlara girmezse (bkz. Arifureta, bkz. Tate no Yuusha) zaten izleyeceğim bir seriydi (Neden? İsekai iyidir çünkü; bu boktan dünyayı unutmaya yardımcı olur.) ama ilk bölüm bayağı güzeldi bakalım, ne zamandır bu kadar gaza getiren bir ilk bölüm izlememiştim, hele bir de isekai bu, isekaiların neredeyse hiçbirinin ilk bölümü gaza getirici, anlaşılır vs. olmaz. Komi-san'ın animesine karşı ağır önyargılıydım. Neden? Horimiya'nın başına gelenleri yedi cihan bildiğinden. Ama animasyonlar, seslendirmeler falan harbi efsane lan. Tadano'nun sesi hele "Tadano" diye bağırıyor direkt.

Bak yukarıda dinler tarihi falan demişken, oldukça ilginç bir konu var: Bugün belirli dinlerle özdeşleştirilen çoğu sembolün aslında o dinle hiçbir ilgisi yok ve o dinden daha eski. Örneğin bugün herkesin gördüğü anda Yahudi'yi yapıştırdığı ve Davut yıldızı da denen altı köşeli yıldız. Mesela Musevilik sembolü olarak ancak haç yaygınlaşınca onun yerine kullanım için bir sembol olarak kullanılmaya başlandı. Erken Ortaçağ'da adı Davut (David) olan Hristiyanların mezarlarına adını yazmak yerine altı köşeli yıldız kazınıyordu. Yahudi kültüründe önceden beri vardı ama başka bir sürü kültürde de vardı. Mesela hem Selçuklu hem Osmanlı altı köşeli yıldızı kullanırken hiç çekinmemiştir. Sonra haç var mesela; Hristiyanlığın erken dönemlerinde haç sembolü kullanılmıyordu, balık sembolü kullanılıyordu. Zaten Hz. İsa'nın (ya da yerine geçen kişinin, artık gerçek her neyse) gerildiği çarmıh büyük ihtimalle haç gibi değil de T biçimindeydi. İşin ilginç yanı haç zaten bilinmeyen, kullanılmayan bir sembol de değildi. Bugün Britanya Hristiyanlığı ve Anglikan Kilisesi ile özdeşleşmiş Kelt haçı var mesela, Keltlerin Pagan olduğu dönemde güneş sembolü olarak kullanılıyordu. Sonra Antik Mısırlıların bilmeyenlerin devamlı haçla karıştırdığı "ankh" diye bir sembolü var yaşamı, ölümü, ölümsüzlüğü ve döngüyü sembolize eden. Bu arada Oğuz boylarından Eymür boyunun Kaşgarlı tamgası da fazlasıyla ankha benzer ki Türk-Anadolu kilim motiflerinde başta svastika olmak üzere çeşitli haçlara denk gelinebiliyor zaten. Haç demişken bir de ters haç var, günümüzde Amerika'da, Avrupa'da bile Satanizm simgesi olarak görülen. Halbuki ters haç İsa sevgisini ifade eder. Nasıl mı? Aziz Petrus, Romalılar tarafından yakalanıp çarmıh cezası verilince "Ben İsa ile aynı şekilde çarmıha gerilmeye layık değilim, baş aşağı gerin beni." diyor ve bu isteğini yerine getiriyorlar: Böylece asıl adı Petrus haçı olan ters haç ortaya çıkıyor. Sonra mesela hilal var, dünyanın çoğunda İslami bir sembol olarak görülüyor. Oysaki İslam'da hilal sembolünü ilk kullananlar Eyyübiler, onlar da dinî olarak değil hanedanın/devletin sembolü olarak kullanıyorlar. Zaten İslam'da Ay kültü de yoktur, Türkler tarafından sokulmuştur tıpkı 3-7-40 kültü (Aslında bu daha erken dönemlerde 3-9-40 kültüydü, sonra Batı Türkleri muhtemelen Avrupa etkileşimleri vs. ile 7'ye çevirdiler. 52 kültü ne eski Türklerde ne de Türklerin etkileşim kurduğu herhangi bir halkta var ama hem İslam öncesi Türklerde hem Avrupa halklarının çoğunda bulunan, Hz. İsa ve 12 havarisi ile de Hristiyanlık sonrasında daha da önemli hale gelmiş 12 kültüyle ilişkili olabilir: 40+12=52.) ve ölü mevlidi (yuğ, az önce o yüzden 52'den bahsettim) gibi. "Peki Hicri takvim?" Arapların İslam öncesinde de kullandığı bir takvimdi, sadece miladı değiştirildi. Mesela "haram aylar" kavramı Cahiliye Dönemi'ne aittir ve İslam'ın yasaklamayıp tam aksine devamını emrettiği az sayıda İslam öncesi Arap âdetinden biridir. Sonra bugün Taoizm ile özdeşleştirilen yin-yang vardır ki yin-yang karşıtlık ilkesinin sembolü olduğu için neredeyse bütün Asya inançlarında kullanılabilen bir semboldür. Yerel Orta Asya inançları, yerel Hint dinleri, Taoizm dışındaki yerel Çin dinleri ve yerel Kore dinlerinde de kullanılıyor. Mesela Japonya'ya bu sembol Budizm tarafından taşınıyor ama millete sorsan Taoizm'in simgesi. Bu arada bütün bunlar dediğim gibi varsayımlardan ve taraflı olma ihtimalleri tarafsız olma ihtimallerinden katbekat yüksek olan kayıtlardan, bir de bulunan ve bulunamayan şeylerden (mesela ilk Hristiyanlara ait eserlerde, eşyalarda haç sembolü olmadığından haç kullanmadıklarını varsayıyoruz) oluşan genel kabuller. Tarih harbi çok acayip bir şey ve ziyadesiyle de korkutucu.

Bak şimdi, Aziz Sancar'ın korona aşısıyla ilgili bir "tweet"ine biri "Biri Aziz Hoca'ya gerçekleri anlatsın, bu mRNA gen terapisi" yazmış aksjaldsç. "Mayoz bölünme nedir?" diye sorsak cevap veremeyecek tipler koskoca profesöre "Bir halt bilmiyor bu." diye yaklaşıp mRNA, gen gibi laflar ediyorlar ya, en çok da ona bitiyorum ha. Ayrıca gen terapisi ne lan, hücrelerimizin psikolojik sorunlarını mı çözüyorlar? Öyleyse iyi bir şey değil mi bu? Bir de "Şunlar şu tarihte ölecek" diye listeler yazanlar var, hepsini ezberledim, o tarihlerde ölmezsem harbi çıngar çıkarırım, bilesiniz. Bir de zihnin internete bağlanması mı ne öyle bir şeyden bahsediyor, kurduğu cümle tam bu değil de bu anlama geldiğini kendisi anladı mı orası da meçhul zaten. Lan bu kötü bir şey değil ki? Dünya harıl harıl bunu yapmanın yollarını arıyor amk, bulsalar davul zurnayla duyururlar; bir nevi ölümsüzlük bu. Şahsen sanal ortama aktarmak isterim kendimi, kendi evrenini kurabilirsin lan, düşünsene. Mis. İstediğin gibi, al sana ütopya! Al sana tam dalış teknolojisi (buradan zamanının SAO çevirmenlerine bir teşekkür daha)! Paraya, zamana takılmadan dünyayı gez, dil öğrenme zorunluluğu kalksın vs... Şu an bütün insanlığı sanal bir evrene geçirecek (ha şu an yaşadığımız evrenin öyle olmadığını nereden biliyoruz, o da ayrı bir konu) teknoloji olsa hiç beklemezler, hatta önce zenginlere öncelik verip paralarını alırlar! "Devrimsel teknoloji" diye 7/24 yayın yaparlar! Hayır bu yarrak gibi dünyanın nesini bu kadar seviyorsunuz da kendinizi bu kadar önemsiyorsunuz onu hiç anlayamadım zaten. Ulan şu koca evrende %99 ihtimalle geride hiçbir halt bırakamayacak, dolayısıyla da öldükten birkaç nesil sonra adımızın bile hatırlanmayacağı gereksiz tipleriz biz insanların çoğu. "İnsanı evrenin merkezine koymak" böyle bir şey değil hacı, onu diyeyim de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder