Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

7 Ekim 2020 Çarşamba

Ejderha ve Mühür ~ 11. Bölüm: Ulgan'ın Angaryaları

Diğer Bölümler İçin 

Ulgan: "Hangi boya kayıtlısın?"

Daha bismillah, yeni geldim ihtiyar ya. Kam Erlik'in boyu kesin değildir ama Oğuz olduğunda herkes hemfikirdir (hoş bazı anlatılar Kam Erlik'i Oğuz Kağan'dan daha eski veya onun soyundan gelemeyecek kadar aynı bir tarihe konumlandırır ama olsun), çoğunlukla Bayındır olduğu inancı hakimdir; bununla beraber -başta hemen her yere dağılmış olmamız sebebiyle- birçok farklı boy ve aşiret kaydımız bulunur. Moğolistan'daki Erliklilerin neredeyse tamamı Duha ya da Kazak olarak işli mesela, çoğu Duha. Benim boy kaydım neydi ki? Abdal Küntegin Musa kesin olarak Bayındır boyuna kayıtlı. Ayrıca anne ve baba tarafımdan haberdar değil miydi bu adam? Kaydımı biliyor olması gerekmez mi?

"Kınık."

Bu bilgiyle ne yapacak acaba, çok merak ediyorum. Boy kaydımın neden Abdal Küntegin Musa'dan farklı olduğunu merak ettiyseniz... Ben de etmiştim ama bir sonuç alamadım, Reşidüddin öyle uygun görmüş. Reşidüddin'le ne alakası olduğuna gelince: Daha eski kaynaklara göre atalarım (Erlikliler soy kayıtlarını tutarlar, haliyle hepsini ismiyle, cismiyle, lakabıyla biliriz ama boy gibi şeyler bazen yazılırken genelde ihmal edilir) Bayındır; yine de bu ailemde uzun süredir Kınık tamgasının temel bir sembol olduğunu değiştirmiyor, kılıcımı yapan yer iyesi de üstüne Kınık tamgasını basmış zaten.

Ulgan: "Hiç diyet yaptın mı?"

Cılızlığımın bilinçli tercih olup olmadığını sorduğunu sanmıyorum. Daha önce bahsettiğim yılan eti yemeyi de içeren ve doğa güçlerini özümsemeyi sağlayan bir ritüeldir. Genelde her gün belli bir ana malzeme veya tema etrafında şekillenir ama hemen her zaman ilk gün vegandır. Aslında çoğu buna "oruç" veya "güç ziyafeti" der, Batı Anadolu Erliklileri nedense bir yerden sonra diyet demeye başlamış. Temel mantık "Ne yiyorsan osun"dur, şifacı şaman geleneğinde yediğin şeylerin gücü vardır. Yürek, özellikle de dana ve at yüreği cesaret verir, kalbi mental anlamda güçlendirir: "Yürek mi yedin, hayırdır?"

"Evet."

Ulgan: "O zaman yapmamız gereken şeyler var."

Kesin saçma sapan şeylerdir. Evet, eski karate filmleri gibi "öğretiyorum" ayağına temizlik mi yaptıracaksın bana? Nedir mevzu? Ulgan pis pis sırıtıyor. Bu pis pis sırıtma özelliği Kam Erlik'in de atalarından miras herhalde, Erlikliler arasında da çok sık görülür.

Ulgan: "Önce şu evin tozunu bir al bakalım."

Kenarda duran süpürgeyi alıp sapını mızrak saplar gibi Ulgan'a savurdum ama kaçındı.

Ulgan: "Tamam, tamam... Git bana biraz mantar topla, yenilebilir olduğu sürece her şey olur."

Tamam, mantarlar konusunda eğitim aldım ama mantarı ayırt etmek o kadar kolay değil. Bitkiler daha kolaydır, çoğu bitkinin zehirli ikizi ile arasında uzman -ve ikisinden de haberdar- gözlerin rahatlıkla fark edebileceği farklar olur; değilse bile -eflatun çiçekli ballıbaba gibi- zehirli ikizi olmayan yenilebilir bir bitkiyi başka bir yörede de karıştırmadan bulabilirsiniz. Mantarlara gelince, onlar daha zor. Bazılarının zehirli ikiziyle arasında neredeyse hiç fark yok ve bitkilerden farklı olarak yöresel dağılımları da mevsimsel dağılımları da daha karışık, o yüzden bilmediğin bir yerde toplamak sağlıklı bir iş değil. Bitkiler hakkında olan "genellikle zehirlidir" ve "genellikle yenilebilirdir" kurallarının istisnaları var evet. Küçük fesleğen çan şeklinde beyaz çiçeklere sahiptir, eflatun çiçekli ballıbaba mor ve parlak renkli hatta benekli, çan şeklinde çiçeklere ve yeşil yaprakları ile gövdesinde tüylere sahiptir. Bu işaretlere rağmen ikisi de güvenle yenilebilen bitkiler, aynı şekilde kuşlar için zararsız olan bir orman meyvesi insanlar için zehirli olabilir ya da tam tersi; yine de bunlar kaideyi bozmayan istisnalar, ona kıyasla mantarlar hakkındaki "yenilebilir-yenilemez" ayrımları tamamen güvenilmez. Özetle: Civarın mantarlarını tanımazken nasıl toplayabilirim? En iyisi biraz melki toplamak herhalde, onun zehirli ikizi yoktu sanırım. Eğer varsa dedeman (şemsiye) mantarı da toplayabilirim. "Yenilebilir olduğu sürece" dedi de' mi? Tamam, sinek mantarı toplayıp geliyorum; görürsün sen. Sinek mantarı görüntüsüne, yani "Zehirli mantar" der demez akılda canlanan imge olmasına karşın aslında alerjiniz yoksa -ya da zehre karşı yetişkinlerden daha hassas olan küçük bir çocuk falan değilseniz- ölümcül değil sadece halüsinojendir, Sibirya'daki şaman ayinlerinde eskiden beri kullanılır. Mantar toplamak için ormanın derinliklerine doğru ilerlerken dallarından kurdeleler, haçlar, ters haçlar, yıldızlar ve başka çeşitli semboller sarkan bir incir ağacı fark ettim.

"Cinler mi acaba?"

Quarra olduğuna göre Puklinya'da bir cin nüfusu var, bu da bir incir ağacı. Narla birlikte cinlerin iki kutsal ağacından biri. Mırıltıma cevap beklemiyordum ama geldi.

Ses: "Defol buradan, Arındırıcı."

Kimin sesi o? Etrafta kimse yok. Puklinya'da perde yoktur, o yüzden normalde görülemeyecek veya sadece belli şartlarda görülebilecek varlıklar görülebilir. Shiro'yla olan gibi zorla kurulmuş bir telepati bağı mı acaba? Gözlerimle etrafı tararken incir ağacının üstünde bir kara semenderi gördüm.

"Sen..."

Semender: "Evet, benim. Ne var?"

"Hayvan mısın yoksa..."

Semender: "Bakış açına bağlı olarak hayvan ya da ruhum. Sorun buysa, ateşte yanmıyorum. Ben ateşin muhafızı Luciel."

Bu isim hakkında ne düşünmem gerektiğinden emin değilim. Lucifer'ın "Lucius" yani "Işık" kısmı (Her ne kadar Lucius K ile söylense ve o S ile söylemiş olsa da) ve Tanrı anlamında İbranice El; "Tanrı'nın ışığı" anlamında bir isim. Yine de önümdeki bu şeyin Şeytan-ı Racim olmadığından eminim, aurası sıradan bir hayvandan pek de farklı değil.

Luciel: "Adımı her duyan aynı tepkiyi veriyor, anne babamı bıçaklayacağım artık. Her neyse, sadece ateşin muhafızı değil bu ağacın işletmecisiyim. Bir dileğin varsa parasını ödeyip dileyebilirsin."

"Bu iş için kendi evimdeki bir ağacı kullanmayı tercih ederim. İncirdense kiraz, elma, kayın, çam ya da dişbudak kullanmayı bir de."

Luciel: "Öyle diyorsan... Ne arıyorsun, Arındırıcı?"

"Mantar, tercihen sinek mantarı. Neden bana Arındırıcı diyorsun?"

Luciel: "Çünkü öylesin. Kam Ulgan'ın öğrencisi değil misin?"

"Tam olarak doğru olmasa da inkar edemem."

Luciel: "Tamam işte, arındırıcının öğrencisi arındırıcıdır."

Peki, ne diyor bu? Şamanın görevlerinden biri de kötülüğü arıtmaktır, doğru ama... Kam Erlik bir kara kamdı, gücünü kötülükten alırdı; torunları olan bizler sıklıkla arındırma yoluna başvursak da böyle tuhaf ve sanki dandik bir çeviriymiş gibi duran bir lakap istemiyorum.

"Nerelerde mantar bulurum?"

Luciel: "Buradan düz gidersen ileride elfler var."

"Kelt elfleri mi yoksa alfler mi?"

Luciel: "Ljósálfar ile mantarın ne gibi bir bağlantısı olabilir?"

"Elfler de Les Schtroumpfs değil ama."

Luciel: "Her neyse, sonuçta varlar. Yakında mantar yoksa bile nerede olduğunu bilirler, değil mi? Tarif etmeme gerek var mı yoksa..."

"Tuhaf orman rengi cübbeli, tuhaf külahlı, uzun kulaklı sıska ve cinsiyetsiz cüceleri gördüğüm gibi tanıyabilirim, merak etme."

Luciel: "Öyle diyorsan... Doğru ya, onların şefi Arthumer. Selamımı söylersen sana yardımcı olur."

İçimde "Luciel'in selamı var" diye ortaya dalarsam recmedilerek öldürüleceğimi söyleyen bir his var ve onu dinleyeceğim.

İleride elf falan yoktu ama aradığım mantarlar vardı, onları toplayıp Ulgan'ın evine döndüm. Döner dönmez de şah damarımı -muhtemelen bilinçli olarak- ıskalayan bir dartın hedefi oldum.

"N'apıyo'sun be?"

Ulgan gözleri korkudan irileşmiş biçimde bakıyordu. Beni şimdiye kadar eğiten sakin adama ne oldu?

Ulgan: "Gümüşgöz'ün varisi, Erlik Han'ın kanı."

Ne saçmaladığı hakkında herhangi bir fikrim yok.

"Eeee... N'oluyo' tam olarak?"

Ulgan: "Köpek Sözü..."

Gümüşgöz Hilal'in Nesil Atası gücü mü? Ne olmuş ki ona?

Ulgan: "Fark... Fark etmedin mi?"

"Neyi?"

Ulgan: "Güce sahip olduğunu."

Cidden, ne diyorsun ya? Ulgan biraz sakinleştikten sonra oldukça kalın bir kitap çıkardı.

Ulgan: "Siz bizi unutsanız da Umaylı ailesi daima Erliklileri gözetim altında tuttu. Gümüşgöz Hilal'in Nesil Atası gücü Köpek Sözü, biliyorsun, değil mi?"

"Evet, Kurt Nesli'nden hiç kimse kullanamadı. Hatta sırf bu yüzden Kurt Nesli'nin aslında var olmadığı tartışmaları çıktı. Anka nesli bizi hâlâ kendileri altında sınıflandırıyor ama bunda Gümüşgöz'ün kocasının o nesilden olmasından kaynaklı bir kuyruk acısı asıl etken."

Ulgan: "Gücün kullanıcısı var, fark etmedin mi?"

"Hayır?"

Ulgan: "Köpek Sözü! Köpek Sözü'nü kullanabiliyorsun! Bunu hayvanlarla konuşmak olarak yanlış mı yorumladın yoksa?"

Bir süre için ne dediğini algılayamadım.

"Hayvanlarla konuşmak... Köpek Sözü'nün getirisi miydi?"

Ulgan: "Arındırıcı... İkinci mührün sahibi aynı zamanda Arındırıcı... Nasıl zamanlardan geçiyoruz böyle?"

Göğe bakıp yerine oturdu.

Ulgan bağırdı: "Söyle, İsrafil! Nasıl zamanlardan geçiyoruz?"

Neler döndüğünü anlayamıyorum. Neden onca varlık arasından soruyu İsrafil'e haykırdığı hakkındaysa düşünmemenin daha iyi olacağı kanısındayım.

Ulgan: "Tamam, tamam... Gümüşgöz Hilal'e Köpek Sözü, doğumundan önce bir söz ile verildi: 'Soyundan gelen Arındırıcı'dan önce kimse onu kullanamayacak.' Arındırıcı... İyi bir şey gibi duruyor ama Arındırıcı, dünyanın yok edicilerindendir. Kıyametin... Görevlisi."

Tamam, şimdi de Deccal ile mi aynı kefedeyim? Mesih de olabilir gerçi, o da kıyametin görevlisi sonuçta.

Ulgan: "Neyse, neyse... Şu mantarlara baka..."

Yüzündeki şaşkınlık gerçekten görmeye değer, sırıtmamı saklayamıyorum.

Ulgan: "Bunlar ne?"

"Gelin mantarı. Sinek mantarı diye de geçer, bilimsel adı Amanita muscaria."

Ulgan: "Onu biliyorum... Yenilebilir mantar istemiştim?"

"Vikingler seferlerden önce cesaret versin diye yiyorlardı."

Ulgan: "Dostlarını büyük, düşmanlarını küçük görmek için az bir miktar yiyorlardı! Bu kadar sihirli mantarla ne yapmamı bekliyorsun?"

Pis pis sırıtma sırası bendeydi. Her neyse, istediğimi elde etsem de sonradan Ulgan Hoca acısını çıkardı. Burada saymak istemediğim kırk farklı angaryayla uğraştım. Abartmak için söylemiyorum, özellikle saydım: Kırk taneydi. Kırk gün kırk gece tutmadığı için şükrediyorum tabii, Kyouka'yı görmek istiyorum ya... Çok özledim.

Diğer Bölümler İçin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder