Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

22 Haziran 2020 Pazartesi

Yok Lan Başlık Falan, Dağılın!

Geçen yazıda bahsettiğim hani "Yerinde olmak istediğim" kişiler vardı ya? Onlar gibi bir de büyük saygı duyduğum ama asla yerlerinde olmak istemeyeceğim kişiler var; ve bunlar, öbür konseptin çoğunun aksine tamamen gerçek hayattan kişiler. Aslında şu "gerçek hayat" tanımını da tartışmaya açmak isterim, "Gerçek nedir?"den başlayarak ve arada "Şizofren biri için gerçek nedir ve etrafındaki her şeyi kafandan uydurmadığına, şu anda hiçbir şey olmayan bir akıl hastanesi odasında olmadığına nasıl emin olabilirsin?" temasına da uğrayarak, hatta arada belki biraz simülasyon teorisi ve dinlerde hayat ve ölüme bakış açısından da bahsederek ama şimdi ne yeri ne de zamanı. Konuya dönersek: Onlardan biri doktorlar mesela, özellikle de cerrahlar. Nedenini açıklamama gerek yoktur sanırım.

Magia Record'u izliyorum şu sıra, şöyle bir durum var: Resmen yeni karakter oluşturmaya üşenmişler, bütün karakterler ana serideki karakterlerin yan çarı gibi lan! Anakarakter bile Madoka'nın çakması arkadaş. OreShura'yı da izliyorum (Aynı anda birden fazla seri izliyorum, evet. Tek tek sezonları bitirmekle mücadele edeceğime bunu yaparım; daha iyi bir işim yok zaten.) da her yer pasparlak, bütün animeye komple İnstagram efekti basmışlar gibi lan! Neyse ki daha önce göz kanatan BÜİ'siyle (GCI) Ajin'i ve hangisi olduğunu net hatırlamadığım, Faber Castel'e boyatmalarıyla ilgili bir şaka bile olan rengarenk bir animeyi (Musaigen no Phantom World olması lazım ama emin değilim) izlemiştim de fazla etkilenmiyorum. Hep tecrübe bunlar. Bir yerde de işe yarar bir tecrübem, bilgim olsa şaşarım zaten; tamamen gereksizliklerle doluyum.

Bu arada burada bayağı yediuyurdan giriyor katanadan çıkıyorum ama birçok şeyi bilmem ben. Mesela ayakkabı bağcığı bağlamayı; gerçi prensip olarak dekoratif amaçlı olanlar haricindeki ayakkabı bağcıklarına karşı olduğum için çok da önemi yok. Aslında bağcıklar acil bir durumda hayatınızı kurtarabilir ama dekoratif olmayan bağcıklar işinizi de zorlaştırabilir: Bir yerlere takılmak veya çözülmek suretiyle. Sonra telefondaki bir konuşmayı ya da bir muhabbeti sürdüremem, "Nasılsın?" "İyiyim." Devamı yok yani, "Sen nasılsın?" diye bir söz çıkmıyor ağzımdan. Aklıma bile gelmiyor. Ha ama ilgi duyduğum bir konuda soru sor, anlatayım; orada sıkıntı yok. Konuşmak çok gereksiz bir şey, ondan oluyor. Ben masumum sayın hakim! Suçlu konuşmak! Bak mesela artık öğrenmiş olsam da uzunca bir zaman çekirdek çitlemeyi de bilmiyordum.

Supernatural 15. sezon bayağı iyi başladı ha, bayağı bayağı iyi. Bu konuda yazacağım daha fazla bir şey olduğunu düşünmüştüm ama yokmuş.

Şu daha önce bahsettiğim bengütaş işinde gayet ciddiydim bu arada, hâlâ da ciddiyim. Sözlük işinde ise aslında ciddi değildim ama bir sözlük yapmaya başladım, şimdilik bende kalacak ve bu blog hâlâ Günümüz Türkiye Türkçesi olarak yayınlanacak, bengütaşta kullanacağım ve Erdemceden daha iyi bir isim bulmam gereken, ölümümden on yıl sonra unutulacak onlarca şeyden biri olan tuhaf Batı Oğuzca şivesi ile değil. (Batı Oğuzcanın diğer şiveleri: Türkiye Türkçesi, Azerbaycanca, Gagavuzca) O değil bengütaşta ne yazacağım o da meçhul, ya sekizinci sınıf sendromuna (chuunibyou'ya fansublar tarafından reva görülen çeviri) bağlayacağım ya da cümleleri anlaşılmaz ve uzun tutacağım. Bengütaş hakkında meçhul olan bir ton başka şey daha var da şimdi boş verelim onları. (Sebep?)

Duygu Özaslan -ki hiç sevmem kendisini- "Ben okumadım, mutluyum" demiş (Hep Onedio bunlar, iki test çözelim bir iki komik tweet okuyalım diye girip böyle bir şeye maruz kalabiliyoruz işte. Gerçi doğru düzgün test de yayınlamıyorlar artık, nerede o "Sevdiğin diziye göre hangi mutfak eşyasısın?" testleri nerede şimdikiler... Fikirleri bitti herhal) de Twitter'da linç etmişler. Yalnız şöyle bir şey var ki: Kız haklı lan. Sanki okusan, diploman olsa bir halta yaradığı mı var? Okumaya kasmayıp (gerçi ben zaten aile zorlamasıyla üniversiteye girdim, ha pişman değilim; bana kattığı şeyler oldu. Gerçi okulun buna hiç doğrudan etkisi olmadı, sadece orada bulunmam nedeniyle oldu ama olsun. Yine de bana kalsa liseden sonrasını okumazdım) bir iş yapmaya başlasaydım şimdi düzenimi kurmuş oturduğum yerde oturuyordum. Hayır öyle de yalnız öleceğim böyle de, öyle de ne bir iz ne var oluşuma dair bir kanıt bırakamadan gideceğim böyle de; o zaman şu an niye sürünüyorum ben, acaba? Hayır o kadar okuyoruz, buna uygun bir şeyler yapayım bari, diyorum; cevap "Önce bir küçükten başla. Büfe gibi bir yerden." O zaman neden dört yıl okuyorum ben mk? Okula gitmeden büfe açsaydım şimdi en azından birkaç tane devamlı müşterim olur, hiç olmazsa sürümden kazanırdım. Bir de "İlla okuduğun şeyi yapmak zorunda değilsin." diyorlar. E mına koduğum, ben ne diye dört yılımı heba ettim lan o zaman?

Ayrıca bu küçükten başlama sevdası ne onu da anlamadım, bizim millet bir türlü öğrenemedi ilk başta büyük para harcamaya razı olmazsan sonra daha büyük masraf çıktığını. 3000 yıldır nato kafa nato mermer. 3000 yıl önce de yaşadım, oradan biliyorum. Bizim Tunga vardı o zamanlar, tabii, siz bilmezsiniz; parsla falan dövüşmüştü, öyle isim vermişlerdi ona. Tabii, bizim mahalledendi o zamanlar; kaplan postuyla gezerdi. O zamanlar tabii eğri kılıçlar falan bile yoktu, bakırdan uzun, dandik kamalar kullanırdık biz, her salı akşamı toplanıp geyik muhabbeti yapardık. Siz bilmezsiniz o zamanlar geyik muhabbeti yapılırken geyik çevirme yenirdi, oradan geliyor işte adı. Salı akşamı olma sebebi de çarşamba kara gün, cinle periyle uğraşmayalım diye, o günlerde kam çok meşguldü de çarşambaları evimizde bile güvende olmuyorduk.

Yukarıdaki saçmalamayı geçtikten sonra bir paragraf daha yazıp yazıyı yayınlayacağım. Survivor (hayır, izlemiyorum. Ama bulunduğum ortamda izleniyorsa arada göz ucuyla bakarım) tam kabile şefi seçimi turnuvası gibi değil mi? Hem çevik, yetenekli, güçlü olacaksın parkurlarda, oyunlarda kazanacaksın hem siyasette iyi olacaksın da seni ele(ye)meyecekler hem de zor durumlarda hayatta kalabildiğini kanıtlamış olacaksın (Yani, gerçek bir "Hayatta kalan" durumu olsaydı bu sonuncu olurdu). Ben kabile kursam kabile reisini öyle seçerdim. (Kabile kurmanın da nasıl bir yöntemi varsa artık, lafa bak la; "kabile kurmak.")

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder