Tamon-kun Ima Docchi!? Bu anime konusunda kararsız kalmıştım çünkü hem erkek idoller pek ilgimi çekmiyor (yani... teknik olarak normali bu zaten; K-pop idollerinden farklı olarak J-idollerin hedef kitleleri karşı cins, daha doğrusu cinsel yönelimi kendilerini kapsayan kişiler) hem de bu tür animeler tatsız olmaya meyilli, tatsız olunca da hiç çekilmiyorlar. Komedi diye geliyorsun, "Bu ne şimdi?" diye ayrılıyorsun. Gerçi konuyu okumadan, sırf adından, kapaktan ve taglarından izlemeye başladım, belki konuyu okusam izlemeden önceki izlenimim farklı olabilirdi. "Üç bölüm bakarım, sarmazsa salarım" diyordum ve... HameFura'dan beri hiçbir "shoujo" parodisinde (gerçi bu tam parodi sayılmaz, asıl odağının romantizm yerine komedide olması gerektiğinin farkında olan bir romantik komedi olarak değerlendirmek daha doğru) bu kadar eğlenmemiştim. Daha ilk bölüm bitmeden "Tamam, kesin izlerim bunu" kararına vardım. Bunda hem esas oğlanın (kendim de kasvetli biri olduğumdan olsa gerek) hem esas kızın türünden karakterleri (otaku vekilinin bir çeşidi gibi ama tam da değil; çünkü aslında bir cinsiyet tersine çevirme içermiyor) sevmem de etkili olmuş olabilir. Yalnız CGI dans sahnelerinden de gına geldi artık. Nerede bir dans, gösteri sahnesi var, dayıyorlar CGI'ı. Hayır bir de sanki bunu sırf elle -ya da bilgisayardan, fark etmez- çizmekten daha ucuz, kolay ve hızlı olduğundan yapmıyorlarmış gibi gidip en ucuz, en dandik CGI'ı kullanıyorlar. Sanki anime izlemiyor da "gacha" oyunu oynuyoruz, ki "gacha"dan nefret ederim, sırf bu yüzden Umamusume'yi bile animesini izleyip bıraktım, oyununu indirmedim. Yani tamam, neden CGI kullanıldığını anlıyorum ama yine de bu, bundan hoşlanacağım anlamına gelmiyor. Seni sevmiyorum anime dans sahnelerinde kullanılan dandik CGI. Muhtemelen de asla sevmeyeceğim.
Kui Cheng Shoufu Cong Youxi Kaishi. "Dünyanın en iyi mühendisi" diye bir Kore "webtoon"u vardı. Ondan aldığım zevki alıyorum bundan da. "Sistem" kullanılan serilerin böyle olanlarını seviyorum. Çin komedisi genel olarak çok hoş oluyor (Kore komedisinde de benzer örnekler var ama şahsi olarak Çin komedisini daha çok seviyorum). Saçma sapan bir şekilde -anime izleyen çoğu kişinin nefret ettiği- Çince fonetiğini sevmemden de kaynaklanıyor olabilir. Bu arada o işin öyle sonuçlanacağı o kadar belliydi ki ikinci bölümü gülmekten zor tamamladım.
Ikoku Nikki'yi izlemek istiyor ama bir dram olduğundan çekiniyordum. Ama ilk bölümü izledikten sonra, üstüme çöken korkunç ağırlığa rağmen, izleyeceğimi düşünüyorum. Bu animenin resmî İngilizce adının "Journal with Witch" olması bildiğin dolandırıcılık bu arada. Zaten Japonca adındaki "Ikoku" da "cadı" değil "yabancı ülke, barbar diyarı" gibi bir anlama gelen bir kelime. Başkarakteri kadın bir yazar olan ne kadar anime izlediysem hepsinin MC'si durgundu bu arada. Tabii yarı stereotipik sebepleri var. Bu animenin kendisi de durgun. Normalde durgun bir MC tarafından anlatılan durgun animeleri çok sevsem de bu fazla ağır geldi. "Ağır" derken "yavaş" anlamında değil, bildiğin nefes alamıyorum. Yine de muhtemelen izleyeceğim. Ya bu arada bu amk Japonları o kadar toplumcu, aileci, şeyci takılıyorlar, 21. yy.da teknolojinin göbeğinde köküne kadar ataerkil ve gelenekçi olmayı başarıyorlar ama şu amk animelerinde anası babası ölen çocuğu kimse asla yanına almıyor, hepsi mal gibi ortada kalıyor, sonra alakasız, daha önce tanımadıkları birinin bakımına geçiyor. Usagi Drop böyle, Sangatsu no Lion böyle, Ikoku Nikki böyle... Yeter lan. Yani tamam "Arkadaşım bu anime, hem hikayenin ilerlemesi için öyle olması lazım." diyebilirsiniz ama çok gözüme batmaya başladı. Bu arada "stereotipik yazar"ı sonuna kadar kullanıyor: Dağınık, durgun, kafası bulanık, toplumun dışında ("outsider". Normie'nin tam tersi gibi.), utangaç (Gerçi kendim de bir yazar olarak şunu belirtmeliyim: yazarların çoğu aslında utangaç, hatta asosyal değil dümdüz antisosyaldir. Öte yandan bu karakter de -her ne kadar Asa ona "utangaç" dese de- utangaçtan ziyade "sosyal açıdan tuhaf bir içedönük"), bulaşığı en son bir yıl önce yıkamış, faturaları alıp kenara atıyor, huysuz... Böyle bir karakterin yemek de yapamamasını -yapabilse de yapmamasını- beklerdim ama ilginçtir ki yemek yapabilen bir karakter. Gerçi muhtemelen gerçekten normal şartlar altında yapmıyordur, ona bir diyalog bir şey koyarlar birazdan. Bu arada evet, bir yandan izleyip bir yandan yazıyorum. "Yemek yememiz lazım"ı iki kez tekrarlaması da normalde geçiştirdiğini ima ediyor zaten. Yorumlarda "dozunda dramla ilerlerse iyi olur" diye bir şey gördüm. Evet, bu tür animelerin en büyük sorunu dramın dozunu kaçırıp insanı içinde bir boşlukla bırakmaları. Ayarını kaçırmazlarsa çok güzel olacak.
Osananajimi to wa Love Comedy ni Naranai'i aslında geçiştirecektim, romantik komediye bayılsam ve komedi-harem türünü sevsem de hiç çekebilecek hâlim yoktu (geçen yazıdaki mevzularla ilgili), sırf adında "osananajimi"(çocukluk arkadaşı) var diye başladım. Bu arada şimdiye kadar ne kadar "çocukluk arkadaşı harem" izlediysem (iki tane: Biri Nisekoi, yarısında falan bıraktım, nedenini kesinlikle hatırlamıyorum; diğeri beni adını bile hatırlayamayacağım kadar sinir ettiğinden üçüncü bölümde bıraktım -hah, Japonca adını değil ama İngilizce adının Türkçesini hatırladım: "Çocukluk arkadaşının kaybetmediği romantik komedi") alayı yarrak gibiydi. Bu güzeldir umarım. Hayır çocukluk arkadaşları hep kaybediyor diye tüm kızların çocukluk arkadaşı olduğu seri izleyelim diyoruz, onlar da sikim gibi oluyor. Bu arada kızın elemanı "heyecanlandırmak" için bir sürü şey yapıp elemanın "Biz çocukluk arkadaşıyız, sadece samimi davranıyor" diye yorumlamasına patladım. Bu arada eleman haklı. Tamam, bunu izleyeceğim. Bozma potansiyeli yüksek ama en azından üç bölümlük şansı hak ediyor. E tabii, bu hareme "yarınlar yokmuş gibi yürüyen kız"ın ardından son raddede bir tsundere gerekiyordu. Hiç şaşırmadım.
Çocukluk arkadaşı falan demişken şunu da araya sıkıştırayım: Şu sıralar Nourin izliyorum... ve çocukluk arkadaşı yerine transfer öğrenciyi tuttuğum az sayıda animeden biriyle karşı karşıyayım. Çocukluk arkadaşı da bayağı iyi gerçi ama idol kız daha iyi.
Kirei ni Shitemoraemasu ka. Janrı "slice of life". Ama sadece SoL. Hiç yanında komedi vs. yazmıyor. CGDCT de yazmıyor. Dram da yazmaması bir artı ama yanında komedi (en olmadı CGDCT) yazmayan SoL'ler beni biraz geriyor. Bu arada başkarakterin sesi böyle bir karakter için fazla ince bence. Sesi bayağı çocuk gibi ama karakterin dış görünüşü -ve çok derinlemesine tanımamış olsak, sonuçta birinci bölüm olduğundan bu zaten pek mümkün olmasa da kişiliği- hiç de öyle değil. O değil de bu Ishimochi mi ne diye bir karakter var... Bu ne odunluk reis? Kız bildiğin domatese döndü önünde, kendisi asla hatunun âşık olduğunun farkında değil. Mal mal bakıyor. Yalnız şaşırdım, kız aniden ayakkabısını boyamaya başlayınca elemandan bir duygu emaresi görebildik. Böyle gelir böyle gider sanıyordum. Bunu izlerim bu arada. İlk bölüm bayağı güzeldi.
Goumon Baito-kun no Nichijou. Bu anime sektörü de Hime-sama, "Goumon" no Jikan desu'dan sonra iyi alıştı bu "işkenceci" işine ha. Bu sezon daha ilk bölüme bile bakmadan "muhtemelen izlerim" dediğim animelerden çıkmış (veya en azından çevrilmiş) olan teki şimdilik bu. Bu arada burada "işkence" ayağına yemek yedirme değil, gerçekten işkence var. O değil de herif yarı zamanlı işkenceci olmaktan da çok memnun ha. Amına koyduğumun psikopatı ya lfsmşsfş. Aha daha psikopatı geldi rsdbvgajsz.
Arne no Jikenbo. Konuyu okuyunca "Hiç çekemem ya..." demiştim ama beni ilk bölümden kendine bağlamayı başardı. Zaten çoğu anime için üç -hatta bazıları için beş- bölüm şans vermek gerekir ama bir gizem animesi daha ilk bölümden insanı bağlamıyorsa izlenmez. Tabii buradan gizem animesi gibi başlamayıp üçüncü bölümde "Hassiktir?" yapan animeleri (örn. Madoka Magica) hariç tutuyorum. [İLK BÖLÜM SPONU SPOILER'I] O değil de ben sarışın kız necromancer çıkar diye düşünüyordum ama benim zombi sandığım necromancer'mış. Vay arkadaş. Lan Louis'e de bıçağı taktılar, adam öldü gitti. Vay amk. [İLK BÖLÜM SPONU SPOILER'I]
Mayonaka Heart Tune. Bu tür animeleri harem değil de düz romantik komediyken daha çok seviyorum ama iyi başladı, özellikle ilk bölümün sonunda beklediğimden de daha iyi hâle geldi. O değil de narsist oe MC'ye bayıldım ya, tam bir trol. Bilerek de yapmıyor puşt lkamşsf. Bu arada Apollo net olarak örgülü olan, elemana "siktir git, bir daha buraya gelme" çekmesinden belli. Lan elemanın kızı arama sebebine de ayrı patladım ha. Ben de romantik falan bir şeyler bekliyorum lasoslaşfiws, bu pezevengin hiç öyle sebebi olur mu? Lan! Bak bir şey gördüm, mangada kız üniformasının göbeği açıkmış. Animede kapalı. Neden lan? Japonya'ya şeriat mı geldi amk? Bize o göbek deliklerini göstersenize! Kapatmak ne oluyor?
Yuukawa. Bu sezon "Ya izlerim herhalde ama..." diye düşündüğüm animelerden biri. Konuyu okuyunca beni biraz geriyor çünkü. Öte yandan kendisi komedi. Hatta romantik komedi. Bütün bunları da daha bölüm başlamadan yazıyorum. Aha, şeytan kralın astı (muhtemelen kendisi "isekaijin" çünkü taglarda isekai var) x kahramanın partisinin şifacısı (ya da beyaz büyücüsü, destek büyücüsü, artık anime hangi terimi tercih ediyorsa...). Hem de eleman (şeytan kralın astı) ilk görüşte âşık oldu aşsmşsfö (kız da âşık olunmayacak gibi değil gerçi). Tamam, izlerim ben bunu. Nedense şeytan kral (veya astı, adamı vs.) x kahraman (veya ekip arkadaşı, değilse de öyle olabilecek bir kişiliğe sahip bir karakter) romantik komedisine ayrı bir düşkünlüğüm var. Bu arada anime "rahibe" terimini tercih ediyormuş. Bak o aklıma gelmemişti. Lan eleman isekailanmadan önce chuunibyou'ymuş jkewsaıuwskfaw. Hiç şaşırmadım bu arada.
Maou no Musume wa Yasashisugiru!! Öncelikle ilk kez adı Latince, İngilizce, İbranice ya da uydurma bir dil olmayıp Farsça olan (şimdi düşününce bir tane mi ne Arapça adı olan da gördüm galiba) bir şeytan kral görüyorum. Gerçi tam Farsça değil, adı Ahriman. Benim bahsettiğim Farsça kelime ne? Ehrimen. Mecusilikteki kötülük tanrısı (tam "tanrı" ya da tam "kötülük tanrısı" da değil de hiç burada Antik İran mitolojisi, Zerdüşt fıkhı falan anlatamayacağım). Geçen sezon da kendi adı Arel (TR'de yaygın, hangi dil olduğu belli değil ama Ermenice Aren'den bozma olması muhtemel.), anasının adı Farah (Aslı Arapça olan "ferah" kelimesinin Farsça biçimi. Aynı zamanda hem TR'de hem İran'da kadın adı olarak kullanılıyor. Muhtemelen Azerbaycan'da da kullanılıyordur.) olan eleman vardı. Diyorum "Acaba Japonbu'nun son videoda bahsettiği şu 'gizli Turan planı'nın bir ayağı olarak Japon hükümeti böyle Farsça, Türkçe, Arapça, Ermenice vs. (Yani? Türkistan/İran-Kafkasya/Anadolu hattında [bildiğin ipek yolu işte amk] yaygın olması doğal olan) adlar içeren animelerin çıkmasını mı sağlıyor?" (Aynı zamanda hâlâ gelmiş geçmiş en iyi romantik komedi animelerinden biri olarak gördüğüm Tonikaku Kawaii'nin de düşen doğum oranlarına karşı çıkarıldığına dair bir komplo teorim var). O değil de eleman sırf kızı için endişeleniyor diye istilayı durdurdu amk wlalnslafılskçxz. Kızı için endişelenme sebebi ne? Kızının çok nazik olması. Harbi patladım amk. Anime süper lan bu arada.
Bir de hazır animelerden bahsediyorken dile getireyim: TRAnimeİzle'nin şu saçma sapan tanıtım (animenin ana sayfası) yazıları hakkında bir şeyler yapılması lazım. Normalde izleyeceğim animeyi de izleyesim gelmiyor bunlar yüzünden. Kardeşim ne diye benim isteklerim ve zevklerim hakkında varsayımda bulunuyorsun ki? Hem neden "genelde öyle isteyen" birine "bu anime onların aksine" diye bir öneri yapıyorsun? Tarafsız bir dille animeyi anlatsana amk. Direkt MAL'daki tanıtım/konu (Bunun bir adı vardı, neydi? Hah: "Sinopsis") yazısını çevir geç. O yazdıklarını illa yazmak istiyorsan o tanıtım yazısı altına yazarsın.
"Shibou Yuugi de Meshi wo Kuu." Akiba Meido Sensou'dan beri "hizmetçi manyaklığı" animelerine bir sempatim var. Bu arada uzak sahnelerdeki o "gözsüz, detaysız, sulu boyamsı geçiş"e bayıldım. Muhtemelen başkarakterin göz açıp kapama animasyonlarına tüm parayı harcadıkları için mecburen bulmak zorunda kaldıkları bir çözüm ama yine de tam yerinde kullanmışlar, sırıtmıyor. Tam aksine insanı havaya sokuyor, "burada normal animasyon/çizim kullansalar bu kadar etkili olmayabilirdi" dedirtiyor. Benzer bir "zorunluluktan kaynaklanan ama eseri olduğundan daha muhteşem hâle getiren" şey de sadece sevmediğim, çok büyük de saygı duyduğum Stardew Valley'in müzikleri ve geri kalan çoğu şeyi. İşte amına koyduklarım Negev'in yıldızını kaldırmak (Doll's Frontline), kızların göbeğini kapatmak (Mayonaka Heart Tune), Galadriel'in -Fëanor'un muadilini üretmeye çalışırken silmarilleri yapıp Orta Dünya'nın*, hatta tüm Arda'nın içinden geçtiği- saçını rastgele bir adama elletmek (Eru'nun belası Rings of the Powers) gibi saçmalıklar yerine böyle şeyler yaparsanız millet de itiraz etmez, hatta benim gibi öven bile çıkar. Bu arada bizim gümüş saçlı heterokromik MC'den bir "oyunun gizli/asıl yöneticisi" havası aldım, izlemek sıkıcı olduğundan kendi de dahil olmuş gibi (birkaç örnek verecektim ama hepsi -doğal olarak- "spoiler", o yüzden vazgeçtim). Zaten ölüm oyununa (gerçi hepsinin kurtulmasının teoride mümkün olduğunu söyledi ama pratikte olanı daha ilk bölümden gördük) 28 kere katılmak ne amk, orada mı yaşıyorsun? Bu arada bizim kızın bahis oranı bayağı düşüktür ha. 28 kere katıldıktan sonra bahisçilerde "Amk yine bu kazanacak zaten." şeklinde bir algı olma ihtimali yüksek. Gerçi hayatta kalır/ölür şeklindeyse "ölür" deyip de kazanana verilen para bayağı yüksektir. O değil de hem kanın dönüştüğü madde (MC "koruma işlemi" diyor) hem de geri dikilebilir uzuvlar... Lan kızları pelüş oyuncağa mı çevirdiniz? Ya da bunlar zaten pelüş de biz psikopat bir çocuğun oyununu mu izliyoruz? Bu arada zaten izleyecektim ama anime her sahnede gözümde de daha da büyüyor. Muhteşem lan. O değil de oyunun asıl/gizli yönetici havası hâlâ var ama MC'nin "28 kez oynadım" lafı bu turu, bu kişilerle oynadığı anlamına geliyor sanki? Tekrarlı sahnelerde öyle bir şey ima ettiler gibi geldi. Gerçi öyle olsa bu kadar soğuk olur veya hangi odadan nasıl çıkılacağını bulmakta bu kadar zorlanır mıydı ki? İkincisi oyunun asıl/gizli yöneticisi olma teorisi için de söylenebilir ama oda tasarımını kendi yapmıyorsa onun mantıklı bir açıklaması var. Birinci için de hep aynı karakterlerle ama farklı odada ihtimal var ama o ihtimal çok zorlama gibime geliyor. Bölüm sonunda her iki teori de güme gitti gibi oldu ama ben hâlâ asıl/gizli yönetici teorisini savunuyorum.
*Orta Dünya demişken, ne zamandır dile getirmek istediğim bir şeyi de dile getireyim: İskandinav mitolojisinde bizim yaşadığımız dünyaya/evrene ne ad veriliyor? Midgard (daha doğrusu Miðgarðr). Ne demek Miðgarðr? Orta Dünya. Mið: Orta, İngilizce "middle" ile aynı kökten. Gard/Garðr: Dünya. İngilizce "earth" ile aynı kökten.
Toumei Otoko to Ningen Onna: Sonouchi Fuufu ni Naru Futari. "Hehe, görünmez adam x kör kız. Süper lan." gibi bir şey yazacaktım ama yazdığım kadar coşkulu değilim çünkü üstümde hâlâ Shibou Yuugi de Meshi wo Kuu'nun ağırlığı var. O değil de Kikira aynı ben amk. Hep yorgun. Herif yorgun olarak doğmuş. Nasıl erkek MC görünmez adamsa bu da yorgun adam herhalde.
Champignon no Majo'yu izlemek istiyorum ama dram olması beni çok geriyor. "Dram" kelimesini duymak/okumak bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Bu arada konuyu okudum da -evet, izlemek istediğime daha konuyu okumadan karar vermiştim- Shinigami Bocchan to Kuro Maid'i andırdı. Onu bayağı sevmiştim. Bayağı güzel bu arada. Mohoutsukai no Yome'yi andırıyor, hafif bir Frieren hissi de var (hafif Frieren hissi hem animenin hem karakterin durgunluğundan kaynaklanıyor). O masalsı, hafif gerici, hatta kasvetli ama hafif de rahatlatıcı hava çok iyi olmuş. Zaten böyle olacağını tahmin ettiğim için daha konuyu okumadan izlemek istediğim animelerdendi ama dram kelimesini sadece duymak/okumak bile tüylerimi diken diken etmeye ve "Bir siktir git ya!" tepkisi vermeme yetiyor. O değil de bu kızdan bir Maomao benzerliği bekliyordum zaten (özellikle de konu ve giriş nedeniyle). Hatun zehirli mantarı aldı çiğ çiğ attı lan ağzına snlsfoşsd. Yalnız o kapaktaki sarışın kız kim, asıl onu merak ediyorum. Kapaktaki konumu -ve saçının olsun, kıyafetinin olsun renk seçimi- nedeniyle MC'nin "folyosu" gibi duruyor çünkü. O değil de erkek MC'ye (Erkek MC mi ki bu? Emin olamadım. Taglarda "romantizm" var ama...) "kadın konusunda zevksiz" dediler amk. Lan Luna gibi kız bulsam -kişiliğiyle olsun, görünüşüyle olsun- anında evlilik teklifi ederim, ne anlatıyor bu aveller? [İKİNCİ BÖLÜM SONU SPOILER] Aha hassiktir, erkek MC Henri değilmiş (biraz benziyor gerçi, o olma ihtimali düşük de olsa hâlâ var), anlatıcıymış. Vay anasının. Aaa, yok lan, kapaktaki sarışın o. Lan beni onu kız sanmıştım amk, erkekmiş. [İKİNCİ BÖLÜM SONU SPOILER BİTTİ]
29-sai Dokushin Chuuken Boukensha no Nichijou'yu -baba kız serilerini sevmeme rağmen- hiç izleyesim yoktu, ilk birkaç dakikadan da "Ya bir yürü git" deyip kapattım ama ilk bölümün sonuna dair bir "spoiler" alınca en azından ilk bölüme şans vereyim dedim. Yine de tatsız olacak gibi. O değil de MC'nin adı Japonca, hatta soyadı da var ama bu seri isekai değil ki amk. Eleman diyor ki "varoşlarda (bu evrenin varoşlarında) büyüdüm". Japonya'nın fantezi muadilinden falan değilse çok saçma lan. Niye Japonca? Niye soyadı da var? Gerçi meşhur maceracıların soyadı oluyormuş, Rirui öyle dedi. O değil de Rirui adı da Japonca gibi sanki ama tam değil gibi de. Bu evrende adlar genel olarak Japonca mı acaba? Öyle olunca bir mantığı var bak. Rirui bayağı eğlenceli bir karakter lan bu arada. Gerçi o aldığım "ilk bölüm sonu 'spoiler'ı" nedeniyle daha da eğlenceli hâle gelebileceği gibi "Siktir lan!" tepkisiyle animeyi hemencecik kapatmama da neden olabilir, sırf bana hangi tepkiyi verdireceğini merak ettiğimden ilk bölümü izlemeye başladım. Gerçi beşinci dakikada eğlenceli hâle geldi, ilk sahneleri atlatmam yeterliymiş. O değil de bizim eleman rahibeyle konuşurken tam olarak hangi lehçeyi kullanıyor? O konuştuğu şey gerçekten Japonca mı? "Us(su)" dışında kelime bile duyamadım amk. Ama rahibeyle değil de elf loncacıyla, küçük kızla, ne bileyim yaşlı uyuşuk muhafızla falan konuşurken ya da girişte çocukluğunu anlatırken ne dediği gayet anlaşılıyordu? Bu arada elemanı sırf büyücü ol(a)masın diye otuz değil de 29 yaşında yapmışlar (bunca anime muhabbetini buraya kadar okuyup da "30 yaşında bakir büyücü geyiğinden haberim yok" demeyin bir zahmet) amk. Böyle bir trollük olamaz ya. Lan eleman daha trol çıktı amk, hancı kıza "senin memeler de büyük ama onunla yarışamaz" deyip bir de kız "Ne?" deyince aynı yüz ifadesiyle tekrarlıyor amk slszfnoısldf. Bir de aynısını elf loncacıya da söyleyip soğuk bir tepki alınca "Tüh!" diyor. Amına koyduğumun yavşağı ya lksşmdşsf. Tamam, ilk bölümün sonuna da geldim ve... bunu izliyorum. Happy Sugar Life'ı, Netsuzou TRap'i, School Days'i (senin ben... neyse.) falan izlemiş adamım, bu kadarcık şeyden "kar taneliği" yapacak değilim.
Hell Mode'u da pek izleyesim yoktu* ama bir şans vereyim dedim (taglarda "komedi" olmayan isekai'lerden pek hoşlanmıyorum -tabii Re:Zero hariç, onun yeri ayrı- ama en azından "dram" da yoktu; ayrıca bkz. *) ve bayağı eğlenceli. Bu arada reis, kız -ki MC'nin müstakbel eşi olduğunu düşünüyorum- çok OP değil, sen gidip sikik derecede aşırı zorluk seçeneklerinin alayını seçtiğin için anlamsız derecede güçsüzsün. Hayatta kalman bile mucize. Onu bir bilmeni isterim. Yalnız o "yetenek töreni"nin sonucunu çok merak ediyorum, ya ikinci ya üçüncü bölümde olur muhtemelen, o olana kadar izleme motivasyonum o. Hayır çünkü -her ne kadar taglarda dram değil yalnızca "aksiyon" ve "macera" olsa da- Sistem "umutsuzluk" falan diyerek beni korkuttu (sanki bana Danganronpa amk). Bu evrende sihirdarlara iyi gözle bakmıyorlarsa, cadı avı benzeri bir olay varsa hiç şaşırmam. Bu arada herif isekai'lanmaktan hiç şikayetçi olmama sebeplerini öyle güzel saydı ki... Ben de yarın bir gün isekai'lanırsam muhtemelen tek pişmanlığım Ejderin Mührü'nün yenilenmiş ve düzeltilmiş hâlini yayımlatamamış olmak olurdu, onun dışında keyfime bakardım. Tabii burada Re:Zero veya Tate no Yuusha evreni gibi isekai'ler yerine en kötü KonoSuba ayarındaki bir isekai'e düşeceğimi varsayıyorum ama bendeki bu şansla olabilecek en berbat isekai'de olabilecek en berbat statlarla doğarım amk. Sikeyim böyle hayatı.
*Zamanında "shounen"lerden bıkma sürecimin bir benzerini de isekai'lar için yaşamaya başladım çünkü artık hepsi neredeyse tamamen aynı hâle geldi; hikaye akışı aynı, arketipler aynı, karakter tasarımları bile aynı. MC'lerin hepsi Kirito, Kirito olmayanlar da Rudeus. Arada -Isekai Nonbiri Nouka gibi- umut vadeden, az çok farklı bir kafası olan bir seri çıkınca da amına koyduğumun stüdyoları kaynak materyalin içinden geçip seriyi çöp ediyor. Halbuki bir Zero no Tsukaima olsun, bir Outbreak Company olsun, bir NGNL (üç bin beş yüz yıldır yeni sezonu gelmeyen lanet olası NGNL) olsun, bir "Gate: Jieitai Kanochi nite, Kaku Tatakaeri" olsun, bir Log Horizon olsun ne güzel serilerdi. Lan SAO'nun lanet olası Alfheim Online arkı bile günümüz isekai'lerini çoğuna bin basar. Nispeten yeni olanlar arasında da işte Hitoribocchi no Isekai Kouryaku (Animesi tamamen içinden geçmemiş bir seriydi, bu yüzden animesini ayrıca sevdim. Tabii hâlâ manganın kalitesine/zevkine yaklaşamıyor.), Isekai Nonbiri Nouka olsun (Animesi değil, mangası. Gerçi bunun mangası da son zamanlarda iyice boka sardı, amk çizeri zaten ayda yılda bir bölüm çiziyor, o da üç sayfa amk. Hareme yeni kız falan da gelmiyor ne zamandır, beş yıldır falan savaş turnuvası arkı okuyoruz. Sırf devam etmek için devam ediyorum. Hatta bırakmış bile olabilirim, onu bir kontrol edeyim.), son yılların en büyük fiyaskolarından (fiyasko TDK anlamı: "Bir girişimde başarısız sonuç") biri olan Isekai Mokushiroku Mynoghra (buna daha önce yeterince sövdüğüm için ek bir şey söylemiyorum), Tensei shitara Ken deshita falan var (MAL listemi bir kontrol ettim de yine düşündüğümden fazlaymış). Gerçi bu sezonki Yuukawa da bayağı iyi ama o aslen romantik komedi, isekai sadece bir çerçeve, bir arka plan, o yüzden onu saymıyorum. Yoksa onları sayacak olsam Slime Taoshite 300-nen'i (isekai'i çerçeveleme aracı, arka plan hikayesi olarak kullanan bir CGDCT), HameFura'yı (isekai'i çerçeveleme aracı, arka plan hikayesi olarak kullanan bir "shoujo"/otome parodisi -ki isekai içinde yepyeni bir alttür yarattı ve aynı Kirito/Rudeus çakması MC'lerin olduğu "klasik" isekailer gibi bu alttür de artık bıktıracak raddeye geldi-), Isekai Ojisan'ı (başlı başına bir isekai parodisi) falan da saymam gerekir.
Enen no Shouboutai'ın yeni sezonu (Pardon, partı. Bir de bu siki çıkardılar.) hakkında yazmayacaktım (aslında herhangi bir yeni sezon/part hakkında yazmayacaktım) ama "Hassiktir!"lerle başladı, ikinci sezonun sonlarında ve üçüncü sezonun ilk partında "Amk ben bıraksam mı bunu? İyice rezil, dandik, klişe bir 'shounen'e dönüştü -ki başlangıçta da zaten çok daha fazlası sayılmazdı..." diye düşündüğüm anime resmen gözümde devleşti. İliklerime kadar titredim, doppelganger dehşetini hissettim. Hele o bölüm sonu... Sırf bunun için bile üç sezon izlenir bu, bak o kadar diyorum. Gerçi ben aşırı derecede katlanılmaz hâle gelmediği (örn. SAO) veya ilk sezonu pek sevmeden, ittire kaktıra bitirmiş olmadığım (örn. Tate no Yuusha) sürece ilk sezonunu izlediğim animelerin sonraki sezonlarını da prensip olarak izliyorum ama bunda farklı. Gerçekten zevk aldım ve böyle devam ederse almaya da devam edeceğim.
Delinin teki. Aile evinde hayatta kalmaya
ve daha fazla acı çekmemek için umudu öldürmeye çalışıyor. Erdem Ö. Hayalî
mahlasıyla kitap* yazdı, şimdi de yayınevlerinin yamyamlıkları ve doğrudan
yayıncılık servislerinin onlardan da beter olması nedeniyle umarsızca bir çıkış
yolu arıyor. Sadece birini yayımlatabildiği, onun hakkında da "Yayımlatmaz
olaydım!" diye düşündüğü tüm kitaplarını yazdığı mahlası artık bloğunda da
kullanıyor.
*Ejderin Mührü (ALMAYIN! Benim yazdığım kitap değil bu, editörün kafasına göre yaptığı değişiklikler ve hatalarıyla dolu bir saçmalık sadece. Halihazırda aldıysanız, düzeltme işini yaptıktan sonra bir şeyler ayarlayacağım. Eposta atın.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder