#Zombie Sagashitemasu'yu izlemeye pek niyetim yoktu, sadece kapaktaki pembe saçlı kız için ilk bölüme bir bakayım demiştim (bu karakter bana tamamen farklı bir animeden başka birini hatırlatıyor ama kim olduğunu bir türlü çıkaramıyorum -ve hayır, kesinlikle Nakano Ichika'dan bahsetmiyorum-) ve... Hem kıyamet sonrası hikayelere hem de seyahat hikayelerine bayılıyorum ulan! "Kıyamet sonrası" hikayelerden de favorim saçma sapan bir şekilde zombi kıyameti hikayeleridir bu arada ama neden olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Bir de bu animenin kapağı tam bir komedi animesi kapağı gibiydi ama nedense taglarda "macera" ve "survival" yazıyor, tabii bu özünde bir "zombi kıyametinde dünyayı geziyoruz" hikayesi olduğundan bu durum normal. Normal olmayan şu ki taglarda bu ikisinden başka bir sikim yok. "Macera" ve "survival" animesinin kapağı öyle olmaz hacı, komedi animesi kapağı o*. Zaten eğer -Madoka'da** falan olduğu gibi- bizi bir noktada terse getirme niyetleri yoksa komedi seviyesi tam da beklediğim -ve istediğim- gibi. Bu sezon Koori no Jouheki'nin ikinci sezonu varken ve hayatım yeterince berbatken başka bir dram animesi falan kaldıramam ben, dolayısıyla komedi olmasa ya izlemeyecek ya da "planning to watch"a kaldıracaktım. Bu arada dünyayı insanlığın yerleşik hayata ilk geçtiği zamanlardaki gibi küçük ve etrafı dışında pek bir şeyden haberi olmayan köylerle dolu bir yere dönüştürmüş bir zombi kıyametinden sonra doğmuş insanların konserve yemeklere olan tepkisine patladım. Aki de beklediğimden daha eğlenceli bir karakter ama genel kişiliğini doğru tahmin etmişim (Neden? Saç rengi, saç şekli, kapakta metal bir beyzbol sopası tutarken zıplayıp gülümsemesi vs...). Bu arada bu "Aki'nin babası" muhabbetinin sırf karakterlerin dünyayı gezinmesi için bir bahane olma olasılığı yüksek ama bana nedense karakterle bir noktada zombi (veya "kairi") değil de canlı insan olarak karşılaşacağız gibi geliyor. Bu arada bu "kairi" kelimesine bir baktım, Jishoo.org da Gemini de bu animede zombi yerine kullanılabilecek bir anlam/bağlam vermiyor. Mangaka neresinden uydurmuş lan bu kelimeyi?
*Gerçi FX Senshi Kurumi-chan'ın kapağı da komedi, hatta direkt CGDCT kapağı ama ilk bölümden yürek dağlayan dramı ağzımıza yüzümüze boca ettiler. Öte yandan Reddit'te millet "bunun biraz melankoli içeren çılgın bir komedi olacağı vaat edilmişti" falan diyor ama MAL'daki taglarda "psikolojik" ve "adult cast" (yani tüm karakterler -veya en azından tüm ana karakterler- 20'lerinde, değilse bile en küçüğü 18 yaşında) var, başka da bir şey yok. Ha bir de seinen var ama seinen dediğin (hedeflenen) demografik gruptur, Evangelion da seinen CGDCT'lerin %80'i de SoL harem komedi isekailerin yarısından fazlası da. O hiçbir şeyi ifade etmez. Ben de dahil hemen hemen herkes "shounen"i "battle shounen"in kısaltması olarak kullanıyor ama o da aslında hiçbir şey ifade etmeyen bir demografik grup. Mangasına bayıldığım ama animesinden nefret ettiğim Horimiya da shounen mesela.
**Bu arada Madoka demişken, geçenlerde ("geçenlerde" dediğim de birkaç ay önce) şöyle bir şey fark ettim: Anime orijinal serilere cidden bayılıyorum lan! Bunun Madoka'yla ne ilgisi var? Çünkü Madoka da anime orijinal seri. Evet, mangası var ama animesi daha önce çıktı, yani uyarlama olan anime değil manga. Hah, neyse, anime orijinal serilere cidden bayılıyorum lan: Action Heroine Cheer Fruits, Akiba Meido Sensou, Akudama Drive, Angel Beats, Otogi Story Tenshi no Shippo, Animegataris, AnoHana, Apocalypse Hotel, Shiroi Suna no Aquatope, Birdie Wing, Blood+, BNA, Buddy Daddies, Charlotte, Code Geass, Cowboy Bebop, Darker than Black, Deca-Dence, Do It Yourself!!, Engage Kiss, Flip Flappers, HibiMeshi, Girls und Panzer, Great Pretender, Grow Up Show: Himawari no Circus-dan, "Ben bu kadar ağır drama gelemem hacı" deyip salmış olsam ve tarihin bir noktasında geri dönüp dönmeceğimi bilmesem de Jigoku Shoujo, High School Fleet (ki bu, bu listenin en kötülerinden biri, seviyeyi sen düşün), Irozuku Sekai no Ashita kara (bu animenin varlığını unutmuştum bak, bu listeyi TvTropes'tan çekerken iyi hatırladım; bu arada bu listede beni çok şaşırtanlar da oldu), Shuumatsu no Izetta, Yoru no Kurage wa Oyogenai, Jouran: The Princess of Snow and Blood, K, Koutetsujou no Kabaneri, KagiNado, her ne kadar iki kez izlemeye çalışıp ikisinde de üçüncü bölüme anca gelebilmiş, kim bilir ne zaman tekrar izleyip -umarım bu kez bölünmeden- bitirecek olsam da Kill la Kill, Kiznaiver, Lazarus, Little Witch Academia, LycoReco, Kimi no Na wa, Tenki no Ko, Mayonaka Punch, Nagi no Asu kara (ki bu listenin açık ara en kötüsü de bu, seviyenin nasıl Allah katında olduğunu siz düşünün), Evangelion, Odd Taxi, Panty & Stocking with Garterbelt, Sora yori mo Tooi Basho, Madoka, Tamako Market, Release the Spyce, Sonny Boy, TTGL, Zankyou no Terror, Shuumatsu Torein Doko e Iku?, Mahou Shoujo-tai Arusu, Vivy, Ano Natsu de Matteru, Nakitai Watashi wa Neko o Kaburu, tüm animenin puanını 0'a çeken rezalet finalini saymazsak Wonder Egg Priority, ZombieLand Saga, Serial Experiments Lain... (bunlardan bazılarının mangası falan var bu arada ama onlar hep anime tuttuğu için sonradan yapılmış şeyler, yani uyarlama olan animesi değil mangası, oyunu vs.). Hepsi muhteşemdi (gerçi şahsi olarak Code Geass favori animelerimden biri değildir, Panty & Stocking with Garterbelt'in iğrençlik dozu onu atlaya atlaya izlememe neden oldu, bazı bölümleri komple atladım, Kiznaiver de bana neredeyse nefret etme ölçüsünde kötü hissettiriyor ama bu durum animelerle değil, tamamen benim zevklerimle ilgili; mesela HibiMeshi, Yoru no Kurage ve LycoReco kendi sezonlarında açık ara favorilerimdi, ki Yoru no Kurage ile LycoReco için nispeten kolay olsa da HibiMeshi için hiç de kolay bir rekabet olmamıştı). Bunlar sadece benim izleyip sevdiğim "anime orijinal"ler bu arada ha, yoksa çok hayranı olmasına rağmen benim nefret ettiğim Darling in the FranXX (sondaki o saçma sapan "uzay gemisine dönüşüm" şeyi olmasa "ok, mid" deyip geçeceğim ama o son bildiğin saçmalık) ve Key animelerine benzerliği nedeniyle sevdiğim ama kesinlikle kötü işlenmiş olan Kamisama ni Natta Hi, ayrıca henüz izlemediğim (kim bilir ne zaman ama bir ara kesin izleyeceğim) Last Exile, Psycho-Pass falan da anime orijinal. Bir de Seikimatsu Occult Gakuin ve Shoujo-tachi wa Kouya wo Mezasu gibi izlediğim ama doğru düzgün hatırlamadığım animeler var (ilkini öyle hatırlamıyorum ki MAL'da puan bile vermemişim mk).
Aylardır yazmamamın önemli bir sebebi var: Hayatımda iyi ya da kötü hiçbir şey olmuyor mk. Hiçbir şey olmadıkça evden çıkasım da gelmiyor. Zaten normalde de evde kalmayı tercih eden biriyim ama en azından evde kalınca hiçbir sikim olmayacağını biliyorum. Dışarı çıksam ve yine her zamanki gibi hiçbir halt olmadan eve gelsem daha da çok sinirim bozuluyor. Sırf o yüzden akvaryumcuya gitmek yerine Trendyol'dan balık yemi söyledim mk. Ama KimiCon'a keşke gitseydim ya, "Lan gitsem de bir halt olmadan dönsem daha beter moralim bozulacak, hem zaten Bursa'da kalacak yerim falan da yok" diye düşünürken KimiCon geldi geçti. Seneye olursa ben de gidebilecek bir durumda olursam -ki bu "gidebilecek durum" sevgilim olmamasını da kapsıyor, benimki de hâlâ neyin umuduysa mk...- artık otel odası mı tutarım ne yaparım bilmiyorum ama kesin gideceğim.
Balık yemi demişken, UEDAŞ denen gavatlar haftada iki kez üç saatlik elektrik kesintisi yaptığı ve bunu da büyük bir özenle elimde Aquatan olmayan bir mevsim geçişine denk getirdikleri için akvaryumda şu an fitoplankton patlaması var. Neyse ki nasıl çözeceğim hakkında birkaç fikrim var. "Mevsim geçişinin ne gibi bir önemi var?" diye sorarsanız: Şöyle ki akvaryumun su sıcaklığı sabit değil, bu da mevsim geçişlerinin özel dikkat ve hassasiyet gerektiren zamanlar olmasına neden oluyor. Akvaryumun su sıcaklığının sabit olmamasının da iki sebebi var:
1. Pratik/teknolojik sebep: Akvaryum suyunun sıcaklığını sabit tutabilmek için aynı anda, aynı derecede ve devamlı çalışan bir ısıtıcı ve soğutucu (öyle fanlı soğutucuyla falan da olmaz o iş bu arada, direkt chiller) kullanmanız gerekir. Bu işin alternatifi de odayı her zaman çok soğuk tutup ısıtıcıyı devamlı çalışmaya zorlamak ama onun için de buzhane ortamı sağlayabileceğiniz güçte klima gerekiyor.
2. Teorik/biyolojik sebep: Akvaryumda lepistes ve albino çöpçü var, bu ikisi de oldukça geniş bir sıcaklık aralığında (18-28 C) yaşayabiliyor (ben mesela 21-24 C aralığı gerektiriyorum). Daha kısa bir aralıkta veya bu dönemde ısıtıcıyı çalıştırmaya ihtiyaç duyacağım bir sıcaklıkta yaşayan bir şey besleseydim su sıcaklığının dalgalanma aralığı da daha düşük olacağı için daha az sorunum olurdu.
Gelelim Paradox Interactive'e... Sizin ben kafanızı sikeyim kafanızı. Amk tek yapmanız gereken o sikik moderatörü kovup "Bilgimiz dahilinde olmadan hareket etmiştir, özür dileriz" diye bir açıklama yapmaktı. Lafı evirip çevirip sikindirik aklama işlerine kalkışma fikrini size kim verdi? Amk sorun elemanı banlamanız bile değildi lan, sorun moderatörünüzün yaptığı o sikindirik "Atatürk tartışmalı bir tarihî figür" yorumuydu. Niye sorunun kaynağını kestirip atmak yerine mal mal iş yapıyorsunuz? Bir de bunu internette en rahat organize olabilen milletin en hassas damarına karşı yapıyorsunuz. Türkler gerçek hayatta pek organize bir toplum değil, evet (2026 yılında hâlâ tamamen yerleşik hayata geçememiş/alışamamış olduğumuzdan olduğunu varsayıyorum) ama internette gayet toplaşıp anketleri falan sikertebilen bir milletiz yani, bu aklı size kim verdi? Türk düşmanlığından gözünüz dönmedi de dışarıdan akıl aldıysanız bunu diyenin iyiliğinizi isteyen biri olmadığı kesin çünkü.
TürkAnime yarrağımın başına dönmüştü iyice ama kapanması içimden bir şeyler kopardı lan. Bak yazarken gözlerim doldu, halbuki dünyada en nefret ettiğim anime sitesiydi kendisi. Animeleri kafasına göre saçma sapan geç yayınlar, yorum kısmını üç yılın ardından "istek üzerine" yeniler, sebebini bile söylemeden kafasına göre ban atar... Ama bu cümleleri kızgınlıkla değil, içimden bir şeyler koparan boşluklu bir nostalji duygusuyla yazıyorum. Gerçi ben 2010'ların o ayda bir format atmayı gerektiren, kasaları yan yatırılan, şu an kaldığım odanın yarısı boyutunda yer isteyen saçma sapan bilgisayarlarını ve her an her yerden pop-up çıkabilen, forumların hâkim olduğu internetini de özlüyorum. Ama en çok özlediklerim de Web Glass 2.0 (Frutiger Aero) ve Windows'un kişiselleştirilebilmesi. Word belgesinin ana arka planını siyah, yazı rengini de yeşil yapardım, kendimi "hacker" gibi hissedip coşkuyla yazardım; şimdi Word'e diyorum ki "Bundan sonra ana yazı tipin Times New Roman, yeni belge açışımda bu yazı tipiyle başlat", yeni bir Word belgesi açmaya kalkınca yine o iğrenç Aptos'u dayıyor pezevenk. Amk ben Calibri ile Arial'i beğenmiyordum, bu Aptos denen zerrece estetik anlayışı olmayan şeyden sonra o ikisi gözüme cennetten çıkma gibi görünmeye başladı. Frutiger Aero falan demişken, benim bu bilgisayarda ekran koruyucu var. Yani varmış, "Lan bu Win 11 denen orospu çocuğu* acaba ne kadar kişiselleştirilebiliyor, eskiden imlece saçma sapan şekiller falan veriyorduk" diye bakarken fark ettim. Neden? Çünkü o amk ekran koruyucusu olmasına ve ayarlanmasına rağmen ben onu bir kere bile görmedim de ondan. Anca ekran simsiyah kararıyor.
*Ben ne güzel Win 10'da kalacaktım, 11'e bildiğin silah zoruyla geçirildim. Bilgisayar saçma sapan hatalar vermeye, kulaklığı görmemeye falan başladı, kaşla göz arasında da kendini güncelledi. Amerika'ya gidersem Bill Gates'in evine bomba atacağım mk. Ted Kaczynski'ye çevirdi lan pezevenk beni.
"Kişiselleştirememe" demişken İnstagram denen orospu çocuğunun algoritmasına da laflarım var. Amk hayat görüşlerimle, inançlarımla (dinî inançtan bahsetmiyorum, zaten şu an "dinin ne?" diye sorsanız doğru düzgün bir cevap da veremem; yarı agnostik, Tengrici olmaya çalışmış ama tam da olamamış, İslam'dan çıkmış ama tam da çıkamamış, Satanizm'e bir eğilip nanik yapmış saçma sapan bir şeyim şu an) vs. en alakasız, en zıt sayfaların en beni sinir edecek paylaşımlarını nereden bulup getiriyorsun önüme mk? Hayır "bu sayfadan gönderi önerme" dediğim sayfadan ısrarla gönderi öneriyor bir de. O sayfaları direkt engellemememin tek sebebi engellemek için profillerine girmek zorunda kalmam, "bu sayfadan gönderi önerme"yi direkt ana ekrandan da seçebiliyorum ama orospu çocuğu algoritma nedense on defa "önerme ulan!" dediğim sayfalardan gönderileri ısrarla önermeye devam ediyor.
Kashita Maryoku wa Revo Barai de Kyousei Choushuu (derin bir iç çekme). "Partiden atılan OP destek büyücüsü" serilerinden cidden gına geldi ya. Hayır bu konuyu ilk çıkanlardan sonra doğru düzgün işleyebilen de olmadı ki amk, zaten ilk çıkanlar bile sırf "ilk çıkanlar" oldukları, yani orijinal oldukları, yani şimdi klişe olup yüz buruşturtan şeyleri ilk kez yaptıkları için sevildi, şimdi çıksalar onları da en iyi ihtimalle ortalama bulacağız. Ya hayır komedi olsa yine neyse de komedi de değil bu, o yüzden hiç izleyesim yok. Şu "şirin peri" muhabbeti nedeniyle ilk bölüme bir bakacağım ama... Bu saatten sonra "partiden atılan OP destek büyücüsü" serilerini ya aşırı derecede suyunu çıkaran, parodi seviyesinde bir komediyse (mesela isekai türü için Megami "Isekai Tensei Nani ni Naritai desu ka" Ore "Yuusha no Rokkotsu de" ve Hanaori-san wa Tensei shitemo Kenka ga Shitai, harem türü için Hyakkano, "battle shounen" türü için de Gintama seviyesinde) ya da elemanı ekipten atan sözde kahraman ve ekibinin anında belayı bulmasını görürsek izlerim. Ya da şu an aklıma gelmeyecek kadar orijinal bir şekilde işlerlerse*, ki bunun kapağı ve openingi bana istediğim seviyede olmasa da diğerlerine kıyasla daha yüksek orijinalliğe sahip olduğunu düşündürdüğü (ve o "şirin peri"yi cidden görmek istediğim) için ilk bölüme bakıyorum zaten. Yok aga, openingin bir kısmında -eski- grubunun elemana bir bakışı, onun da peşlerinden koşuşu var... Hele openingin sonraki kısmı? Terse yatırmayacaklarsa izlenmez bu mk. Yok yani, daha anime başlamadan bıraktım mk. Belki bir ara en rezil kısımlarına atlaya atlaya perinin geldiği kısma kadar gelirim de katlanması biraz daha kolay olur ama katlanmama ne gerek var, işte o bir soru işareti.
*Mesela "azize/kahraman çağırdık iki tane geldi, biz de çirkin olanı kovduk" temalı seriler için Suterare Seijo no Isekai Gohan Tabi: Kakure Skill de Camping Car wo Shoukan shimashita bahsettiğim şeye harika bir örnek. Bu anime zaten en başından "azize çağırma" kısmını öylece geçiştirerek benim ve bu sahneyi Seijo no Maryoku wa Bannou desu'dan beri elli defa görmüş herkesin kalbini kazanmıştı ama sonlara doğru yaptığı o altüst etmeyi hiçbirimiz beklemiyorduk, ayrıca Rin de tam bir "wife material" (ve evet, bu animeden sırf bunu diyebilmek için bahsettim): RPG seviyor, harika yemekler yapabiliyor, kamp seviyor, zeki, anlayışlı, neşeli, tomboyumsu ama aynı zamanda oldukça da kızsı, giyim tarzı muhteşem ve -tıpkı bu tür serilerin hepsinde olduğu gibi- aslında oldukça güzel (gerçi "diğer azize"yi hiç görmediğimiz için bir kıyaslama yapamıyoruz ve benim "average black hair enjoyer" olmam da bu düşüncemde epey etkili).
Marronnier Oukoku no Shichinin no Kishi'yi de aslında çok izlemeye niyetim yoktu, sadece ilk bölüme şöyle bir bakarım diyordum ama ilk bölümün direkt yaratılış destanıyla, masalsı bir havada ve belli ki animenin genelinden farklı bir çizim tarzıyla (Bunu nereden anlıyoruz? Kapaktan. İşte amına koyduğumun turistleri*, bu yüzden bir şeyi izlemeden önce kapağına ve özellikle de taglarına bir bakmalısınız.) açılması bu animeye daha az önyargılı, daha sabırlı ve daha olumlu bir tavırla yaklaşmamı sağlayacak. Bu arada "Baribara'nın yedi oğlu var" dendi ama o yediliden biri açıkça kız değil mi? Trap** de olabilir tabii, animelerde buna alışkınız sonuçta; aynı zamanda çeviri hatası da olabilir çünkü kurulan cümlede "musuko" (oğul) kelimesi geçmiyordu ama "kodomo" (çocuk) kelimesi de geçmediğinden bir türlü emin olamıyorum. Prenses kurtarma amacına da patladım bu arada. Ha o "kız" dediğim karakterin sesini duyduk şimdi, tamam, net trap. O ses tonunu tarif edemem ama anime karakterlerinin belli bir "kız gibi erkek sesi" tonu oluyor, o ton da trap karakterlerin en önemli "bak bu aslında erkek ama kız sandığın için seni yargılamıyoruz" belirteci oluyor. O değil de anime bütün o masalsı, rahatlatıcı ve huzur verici ("cozy") havası içinde araya Ortaçağ denge siyaseti dersi sıkıştırdı mk. İnsanın kafasına vurarak da değil üstelik, bayağı laf arasında geçiştirdiler, konuya zaten az çok hâkim olmasam fark etmezdim bile ama başka bir zamanda bu konu karşıma çıksa "Aaa, şu animede vardı" diye hatırlardım. Didaktik olacaksanız da böyle olun mk, mesajınızı insanın kafasına kafasına vurunca mesajdan da eserden de kendinizden de soğutuyorsunuz. Yalnız prensesle ormanda meşe palamudu toplamaya neden Hayvan Terbiyecisi yerine Üşüyen'i gönderdiklerini çok anlamadım, ilk karşılarına çıkan oydu herhalde ama ben olsam bu hikayeyi kesinlikle Hayvan Terbiyecisi üzerinden kurardım. Gerçi belki de tam olarak ilk akla gelen o olduğu için öyle yapmamışlardır. Bu arada animenin bu kısımda yaptığı şeyden sonra karakterlerin "bizi karakterlerimize en uygun ülkelere gönderirler herhalde" konuşmasının tam tersi şekilde gerçekleşeceğini ve karakterleri kendilerine uygun olanın tam tersi ülkelere (mesela Üşüyen'i Soğuk Ülke'ye) göndereceklerini düşünüyorum (bir diğer kanıtım da Ellie'nin babasının "yaptığımız doğru mu?" sorusu). Bu arada şimdi fark ettim, Amazon denen yarrak kafalılar ilk defa doğru bir şey yapmış. Gerçi The Boys'u da sonradan sıçırtmışlardı, başlarda gayet iyiydi. O zaman bunun da sonunu beklemek lazım. Gerçi bunu J.C. Staff yapıyor, Amazon sadece yayıncı/dağıtımcı ama J.C. Staff dediğin de anime dünyasının Amazon'u zaten mk (basit bir örnek: One Punch Man 3. sezon rezaleti bunların elinden çıktı).
*Bu arada turist "animeye yeni başlayan" demek değildir, "moda" olmasa asla anime izlemeyecek, hatta belki izleyenleri zorbalayacak olduğu hâlde anime izleyip gördüğü her şeyden şikayet eden, animeyi aslında hiç de sevmeyen biridir. Birini turist yapan ne izlediği veya izlemeye ne zaman başladığı değil, animeye (izlediği animeye değil, genel olarak "anime" denen kavrama) ne şekilde yaklaştığıdır. Seviyorsan? Eleştirilerinin dozu ne denli ağır olursa olsun -ki ben de burada yıllardır kaç tane animeyi ve klişeyi her fırsatta itin götüne sokup duruyorum- ne izlersen izle istiyorsan izlemeye dün başlamış ol, gerçek bir animecisindir. Düşmanca yaklaşıyor, şikayet edecek kusur arıyor, sevmediğin animeyi yasaklatmaya çalışmak gibi SJW işlerine girişiyorsan ve en önemlisi de 2020 civarında anime izlemek normalleşmeseydi izleyenlerle dalga geçeceksen, animenin Japonluğunu kabul etmeyip sikindirik Batılı woke standartlarına uydurmaya çalışan bir "westard"san o zaman turistsin.
**Bak mesela animelerde trap (bu arada trap kelimesi de anime karakterleri için kullanıldığında "yüz/vücut hatları kıza benzeyen erkek" ile doğrudan travesti arasındaki her şeyi kapsar ama genelde bir tür "crossdresser" oluyorlar) karakterler yüzyıllardır var, bu amk turistleri woke woke saçmalıklara girişmeden önce kimsenin de bu karakterlerle sorunu yoktu, anime dünyasının genelgeçer bir parçası olarak kabul edilen -ve siktiğimin turistlerinin de hepsinden nefret ettiği- tonlarca gariplikten sadece biriydi, hatta en sevilen karakterlerden bazıları trap'tir (mesela Fate'den Astolfo). Son zamanlardaki şu "Malfoid" olayında da benzer bir durum var bu arada, Rule 63 dediğin şey ta internetin ilk zamanlarından beri olan bir şey, bugüne kadar da en çok animeye veya animeyle bağlantılı şekilde uygulanıyordu.
Magical★Explorer... "Madem otome isekai var, eroge isekai neden olmasın?" sorusuyla yola çıkılarak yapılmış ve daha bölümün başında MC'nin "erogelerde mantık diye bir şey bulunmaz" tiradıyla (bu tirat bana Hikigaya'nın "nazik kızlardan nefret ediyorum" tiradını ve "ayı olmak istiyorum" kompozisyonunu hatırlattı bu arada) açılan bir anime. Muhtemelen izlerim ama dediğim gibi hiç dramı falan kaldırabilecek bir hâlde değilim, bu sezon için dram kotamı (ayrıca nefretlik karakter kotamı da) Koori no Jouheki dolduruyor, o yüzden ne yana gideceğine de bağlı. Mesela Otome Game Sekai wa Mob ni Kibishii Sekai desu da benzer bir soruyla, "otome dünyasında reenkarne olan kişi kadın değil erkek olursa ve aşk ilgisi yerine figüran olarak reenkarne olursa ne olur?" gibi oldukça ilginç ve iddialı bir soruyla yola çıkmıştı ama hem bunu pek de ilgi çekici işleyemediklerinden hem de komedi mi dram mı olacağına tam karar veremeyen bir anime olduğu için ikinci sezonu izlemedim bile. Hahahaha, Magical Explorer'daki eleman da -figüran olmasa da- "wingman" olarak oyunun içine düştü lkwanfslfas. Oyuncuların okul müdiresinin romantik seçenek olmaması ve hiçbir ara sahne eklenmemesi nedeniyle oyunun şikayet hattını doldurmasına ve bu dolduranlar arasında bizim MC'nin de olmasına patladım bu arada. Ayrıca onlara kesinlikle hak veriyorum.
Mezametara Saikyou Soubi to Uchuusenmochi Datta node, Ikkodate Mezashite Youhei toshite Jiyuu ni Ikitai. Benim "gereksiz isekai" dediğim bir tür var, openingden önceki sahneye bakınca tam da o türde bir animeymiş gibi duruyor. "Gereksiz isekai" dediğim şöyle bir şey: O anime isekai yerine düz fantastik/bilimkurgu olsa neredeyse hiçbir şey değişmeyecek, hatta ara sıra hatırlatılmazsa karakterin isekaijin olduğunu bile unuturuz ama nedense isekai (tabii Heroine? Seijo? Iie, All Works Maid desu (Hokori)! gibi kendini böyleymiş gibi gösterip sonrasında isekai olmasının aslında bir anlamı/önemi olduğunu ortaya koyan seriler de var). Bu "gereksiz isekai"lerle ilgili olan şey, isekai'in dinlerdeki "cennet" kavramı gibi bir noktaya konulması; "Eşşek gibi çalıştın, hiçbir şey de kazanmadın, ha bir de hiçbir kız hayatın boyunca sana bakmadı, 30+ yaşında bakirsin değil mi sen? Al bakalım, bunca çile çekmene rağmen hayattan vazgeçmeyip eşşşşek gibi çalışmaya devam etmenin ödülü." tadında sunuluyor. İsekai dediğin zaten en nihayetinde biraz fazla abartılı, otakular için düzenlenmiş bir cennet tasviridir (gerçi Outbreak Company ve Zero no Tsukaima gibi en eski isekai animelerinden bazıları şimdilerdeki bu klişe işini daha klişe bile olmadan ters çevirmişti ve Re:Zero'dan ya da Mushoku Tensei'in bazı bölümlerinden görebildiğimize göre o cennet tasviri bir anda cehennem tasvirine de dönebiliyor). Neyse, bu anime hem güzel başladığı hem de fantastik evren yerine bilimkurgu isekai'i (tabii bunda da elf vb. fantastik unsurlar var ama olur o kadar, zaten "elf" dediğin şeyin modern DnD versiyonu ile "uzaylı" dediğin şey arasında da o kadar büyük bir ontolojik fark yok*) hoş bir değişiklik olduğu için izleyeceğim. Bu animeden pek bir beklentim yok, tek umudum da boka sarmayıp başladığı gibi "ortalama, herhangi bir, izlenebilecek seviyede, sinir bozmadan ve uzalıp kısalmadan devam eden rastgele isekai" olarak devam etmesi. Bu animenin isekai olmasının şu an görebildiğim tek sebebi MC'nin uzay gemisi kullanmayı öğrenmekle uğraşması yerine zaten oyundan bildiği şeylerle bu angaryalardan kurtulması. Eh, iyi işlendiğinde gayet geçerli ve bana "Amk isekai olmasa hiçbir şey değişmeyecek lan" dedirtmeyecek bir sebep olabilir aslında ama bunu iyi işleyebilen bir anime gördüğümü hatırlamıyorum. Hatta Isekai Mokushiroku Mynoghra: Hametsu no Bunmei de Hajimeru Sekai Seifuku gibi aslında isekai olmasının gayet sebebi olan ve aslında elinde çok ilginç, çok güçlü bir fikir olduğu hâlde ilk üç bölümde geçiştirilmesi gereken şeyleri sündürüp durduğu için bunu son bölüme saklayan, yavaşlığı haricinde de rezalet bir işlenişe sahip olduğu için de asla ikinci sezonu falan gelmeyecek olan saçma sapan şeyler bile var. Mynoghra'ya daha önce de sövmüştüm ama hâlâ sövesim var. Çünkü bu amına koyduğumun serisi çok iyi olabilirdi, hatta efsane bile olabilirdi ama o asla ikinci sezonu gelmeyecek, merakta bırakan ama asla bağlanmayacak saçma sapan bir finale sahip, yayınlandığı dönemden sonra kimsenin dönüp de bakmayacağı bir saçmalık olmayı seçti. O animeye kızgın olma sebebim kötü olması değil, çok iyi olabilecekken bilerek unutulabilir, hatırlansa da nefretle hatırlanır bir saçmalık olmayı seçmesi (benzer ve aslında o rezalet finali olmasa gayet de iyi hatırlanacak bir vaka için bkz. Wonder Egg Priority). Aha bak, ikinci yıldız parantezinde dediğim şey: MezaMeza'daki MC şu an isekai'landığının farkında değil, rüya gördüğünü sanıyor. Ne yapıyor? Uzaygemisini uçurup akrobatik hareketler ve sonra da SİLAH SİSTEMLERİNİ DENİYOR! ÇÜNKÜ ORTALAMA ZEKAYA SAHİP HERHANGİ BİRİ KENDİNİ FAVORİ OYUNUNUN İÇİNDE BULDUĞUNDA İLK YAPTIĞI ŞEY NE YAPIP NE YAPAMAYACAĞINI TEST ETMEK OLUR AMK! Yeminle MC'nin düşünme tarzı ve aldığı aksiyonlar beni o kadar rahatlatıp mutlu etti ki mk... Bu ya, bu. Budur. Bu iş böyle yapılır. Bu arada elemanın kendini kandırdığının farkında olarak "olumlu düşün"mesi de acayip hoşuma gitti. O tarayanların korsan olduğunun gayet farkında ama "Belki de iyi niyetlilerdir" diyor salsfjlsd. Bu anime hakkında soru soranlara "Cowboy Bebop ama isekai" diyeceğim bu arada, ki anime de bu durumun gayet farkında gibi duruyor, ne olduğunu inkar etmiyor. Şimdiden beklentimin üstünde bir seri bu arada, tabii muhtemelen asla efsane olarak anılan bir anime olamaz ama ben vasata (bu kelimeyi burada normalde olduğu gibi "ortalama" yerine günlük hayatta genelde kastedildiği gibi "ortalamanın biraz altı" anlamında kullanıyorum bu arada) bile razıydım ama kesinlikle ortalamanın üstünde bir seri. uascsıafks, eleman da elfi görünce "bilimkurgu sandığım şeye fantastik ögeler sıkıştırmışlar" dedi lwqnlfws.
*Ama elflerin doğrudan ruh gibi bir şey olduğu İskandinav mitolojisinde ve DnD elflerinin de kökeni olsalar da İskandinav mitolojisindeki hâllerine hâlâ çok yakın oldukları, bir nevi yarı-tanrı oldukları Tolkien "mitopya"sındaki hâllerinde var mesela. Gerçi uzaylıyı da ruh, cin vb. diye yorumlayıp yine o noktaya kaydırmaman için hiçbir sebep yok. Anca uzaylılar gerçekten dünyaya gelip tam olarak ne olduklarını ve nasıl olduklarını vs. bize gösterirse öyle bir sebebin olur.
**Basit bir örnek: Bu amına koyduğumun MC'si en sevdiği oyunun içine isekailanmış olmasına rağmen "Lan ben neler yapabiliyorum acaba?" diye denememiş, ta son bölümde kendisinin de aslında bir şeyler yapabileceğini tamamen rastgele olarak öğrenip şaşırıyor. Lan isekai kavramını bilen ortalama biri en sevdiği oyuna isekailandığında ilk yaptığı neler yapıp yapamayacağını denemek olur lan! Neler yapabileceğini denemesi gerektiğini bile düşünemeyen bu gerizekalı, nasıl olup da bir strateji oyununun en iyi oyuncularından biri olabiliyor?
Tensei Goblin dakedo Shitsumon Aru? yeminle "TenSura v2" olarak başladı. Zaten bu da "ilk bölüme şöyle bir göz atarım" dediğim, aslında izlemeye pek niyetim olmayan serilerden biriydi ama ölürken -farkında olmadan- isekai için skill seçmeyi kaç kez gördük, yüz mü? Başta iyi bir fikirdi ama artık bunu kullanmayan tek isekai'ler, işi ölüm yerine ışınlanma mı ne olduğu belli olmayan bir şeyle başlatanlar, zaten bu dediklerimin çoğu da oyun-isekai. "TenGobu" bayağı eğlenceli ilerliyor bu arada ama daha önce bahsettiğim "isekailardan yılma" sürecim hemen hemen tamamlandığından izleyip izlemeyeceğimden emin değilim. Artık "battle shounen"leri çok çok güçlü bir sebep olmadıkça izlemiyorum mesela, ilk bölümlerine bakmak bile içimden gelmiyor. Bu arada "maou" ile olan sahneden sonra anime daha ilgi çekici hâle geldi.
Ojisan wa Kawaii Mono ga Osuki. yani Türkçesiyle "(Yaşlı) Amca Sevimli Şeyleri Seviyor", dolayısıyla animenin adını görür görmez "Adam aynı ben" dedim.
PSYЯEN aslında ilgi çekici bir konuya sahip ve gerilim animesi dediğin şey de en nadir şeylerden biri ama ben korku-gerilim seven biri olarak neredeyse hepsini izlediğim ve birçok korku/gerilim filmiyle dizisi de izlediğim için animenin başına "Öfff, kaç kez gördük lan bu tür başlangıcı? Elli bin mi?" diye tepki verdim. Hem kapağı (tagları okumasam "battle shounen" sanıp direkt görmezden gelirdim amk animeyi) hem de bu "Durarara çakması" giriş animeye karşı biraz önyargılı olmama neden oluyor ama aynı MezaMeza'da olduğu gibi bu animeden de beklentim çok iyi olması değil, sadece kötü olmaması, az çok ortalama olduğu sürece muhtemelen izlerim. "Buz Kraliçesi" de iyiymiş yalnız ha. Ayrıca bir itirafta bulunacağım: Bu animenin ilk bölümüne bir göz atıyor olma sebebim tamamen bu kız. Yoksa korku-gerilim falan olmasını da siktir edip (çünkü Japonlar nedense şu korku/gerilim işini animelerde bir türlü tutturamıyor, zaten toplam 10-15 tane var ama onların bile izlenebilecek kalitede olanları 3-4 taneden ibaret) yine hiç bakmayacaktım animeye.
Doumo, Suki na Hito ni Horegusuri wo Irai sareta Majo desu. daha taglarını ve adını okuyunca izlemeye karar verdiğim bir animeydi. Neden? Çünkü ormanın ortasında (gerçi burada teknik olarak göldeki küçük bir adada) tek başına yaşayan iyi niyetli cadılara (Champignon no Majo'daki kız olsun, Azusa Aizawa olsun, Monica Everett olsun...) bayılıyorum ulan! Yalnız eleman aşk iksirini tam olarak hangi sebeple, kimin için istiyor acaba? Bu konuda konuşan tek bir kişi gördüm, o da aynı benim gibi iksirin aslında bizzat Rose için olma ihtimali üzerinde durmuş (Bir diğeri de ortaya çok ilginç bir fikir atmış: "Eleman ya aşk iksirini kendi içip aşkı deneyimlemek istiyorsa?" O yöne gideceğini pek sanmıyorum gerçi ama gitse çok hoşuma giderdi.). Bu arada kızın bütün o malzemeleri teker teker verip elemanı devamlı adaya gelmeye zorlamasına koptum. Adam "Hepsi de çok zor bulunan malzemeler!" diyor bir de lewmld. Eee birader, aşk iksiri hazırlamak öyle kolay iş değil.
Genelde her sezon her şeyi koydukları bir gün olur, bu sezon da "kurban" olarak salıyı seçmişler (zaten genelde de ya pazar ya salı olur, çarşamba olduğuna denk gelmedim mesela, gelmişsem bile bir kere falan olmuştur ki hatırlamıyorum).
Kyouran Reijou Nia Liston: Byoujaku Reijou ni Tensei shita Kamigoroshi no Bujin no Karei Naru Musouroku isekailerin en sevmediğim tarafına dair büyük bir zıtlaşma niteliğinde, bu yüzden görür görmez ilgimi çekti. Nedir o "isekailerin en sevmediğim tarafı" peki? MC'nin karşısındakini hiç var olmamışçasına ezebilecek gücü olmasına ve bunun gayet de farkında olmasına rağmen bu gücü kullanmayıp pısırıklık yapması. Hitoribocchi no Isekai Kouryaku gibi bunu az çok mantıklı bir temele oturtan, insanı gıcık etmeden yapan isekailer de var ama aşırı derecede nadirler. Mesela Isekai Nonbiri Nouka'nın animesinde rezalet bulduğum bir sürü şey varken mangasında sadece iki durumdan şikayetçiyim: 1. Bu durum, gerçi adil olmak gerekirse MC de etrafındakiler de MC'nin gücünün tamamen farkında sayılmaz (yine de çoğu isekai'e göre çok daha yüksek farkındalıkları var, tam gücünün farkında olmayan karakterlere [örn. Cid Kagenou] bir şey dediğim yok zaten). 2. Mangakanın ayda yılda bir bölüm çizmesi, onun da 3 sayfa olması (Hitoribocchi no Isekai Kouryaku'da da aynı sorun var). Bak mesela daha bugün Mondaiji-tachi ga Isekai kara Kuru Sou desu yo?'yu bitirdim, "isekaijin" karakterlerin üçü de düşmanını ezip ibretialem olsun diye işi sonuna kadar götürmekten kaçınmıyor (OVA'da bu durum daha da bir belli). Mondaiji-tachi yeni de değil, 2013 yapımı (LN'si 2011'de başlamış), basbayağı en eski isekai'lerden biri yani (MAL'a göre en eski isekai olan Mahou Shoujo-tai Arusu 2004, ondan hemen sonra gelen Zero no Tsukaima 2006 yapımı, sonra Zero no Tsukaima'nın diğer sezonları var, onların ardından da hemen Mondaiji-tachi geliyor; yani basbayağı çıkan 3. isekai animesi bu). "Modern" isekailerde gözüme batan sorunların çoğu da bu seride ya bir mantığa oturtulmuş ya da güzelce kaçınılmış. Be amk serileri, ta 2011'de yazılan ve animesi 2013'te çıkan seri bile henüz klişe olmamış* şeylerden kaçınabiliyor da 2026'da niye önümüze klişeyi dayıyorsunuz lan? Neyse, Mondaiji-tachi'yi bırakıp Nia Liston'a dönelim: Gerçi bu tam olarak "isekai" sayılmaz, fantastik evrenden fantastik evrene reenkarne oldu (tam reenkarnasyon da değil gerçi de ayrıntı vermeyeceğim), hatta aslında aynı evrenin farklı bir yeri/zamanı olma olasılığı çok daha yüksek. skahıuasdkd hizmetçi dört yaşındaki veletten "erkekler düşüncesiz kadınlardan hoşlanmaz" diye bir şey duymayı beklemiyordu tabii lkwsmfjols. Bunu seveceğimi daha ismine baktığım anda anlamıştım ama kesinlikle çok eğlenceli lan. Kızın tuz takıntısına da patladım bu arada kjsnfslz. Oooo, evren inşasına da bayıldım bu arada (ve bu konuda da detay vermeyeceğim. Gidin izleyin kardeşim, mük seri lan).
*Zira ortada Shoujo-tai Arusu gibi modern isekailere hiç benzemeyen bir örnek ve "fantastik diyarda çift ay" gibi bugün bile birçok isekaide gördüğümüz şeyleri ilk kullanan, bugün "isekai" denince akla gelen şeyin anime ortamındaki yaratıcısı olan Zero no Tsukaima ve animesi yine Mondaiji-tachi gibi 2013 yılında çıkmış Outbreak Company dışında bir örnek bile yok. Amk NGNL (buradan da NGNL'nin 2. sezonu için hâlâ hiçbir atılımda bulunmayan stüdyoları kınıyorum) bile çıkmamış lan daha, 2014 yılında çıkacak.
Super Psychic Policeman Chojo çok eğlenceli başladı. "Chin"juku'ya da bayıldım klalnaslk "Sh"injuku olmasın? Yok, "chin"juku (tırnakları böyle kullanmamın özel bir sebebi var, onu da gidip Jishoo.org'a chin yazarak öğrenebilirsiniz; gerçi yeterince animeyi -olması gerektiği gibi Japonca olarak- izlediyseniz zaten fark etmişsinizdir). Cidden çok eğlenceli lan, gülmekten ölüyorum burada. "Semt" insanı yakuzanın getirdiği yıkım güllesinden çok bizim elemandan korkuyor lskajejlsf.
Shiotaiou no Satou-san ga Ore ni dake Amai gerek adıyla gerek kapağıyla gerek kapakta gördüğüm esas kızıyla bana Class de 2-banme ni Kawaii Onnanoko to Tomodachi ni Natta'yı hatırlattı. Sırf ismiyle taglarına bakarak bile izleyecektim zaten ama bunlar ekstra motivasyonlar sağlıyor. Ayrıca koyu saçlı, "wolf cut"lı, soğuk tavırlı (ama genelde aslında yalnızca çok gergin) anime kızlarına da bayılıyorum. "Sadece sana özel davranan buz kraliçesi"nin çekiciliğinde yanderenin çekiciliği ile aynı şey var: Bunun tamamen size özel olduğu gerçeği (yanderenin yönlendirdiği linkteki "why Yandere can be perceived as attractive" bölümünü okursanız ne dediğimi daha iyi anlayabileceğinizi umuyorum). Anime kesinlikle beklediğimden iyi, hatta istediğimden bile çok daha iyi. Romantik komediye bayılıyorum lan!
Sekai Saikyou no Majo, Hajimemashita evet, burada yine S (düz S de değil, SSS amk) seviyeyi düşük sanan ahrazlardan oluşan bir kurgu var. Ama hem bunun üzerinde durulmayıp o kısımlar iki dakikada geçiştirildiği hem de bu aslında bir çeşit "fantastik CGDCT" gibi göründüğünden izleyeceğim. Ayrıca mal (veya düşman) olmadıkları sürece (yukarıdaki yazdıklarımda mallığın seviyesinin nerelere çıkabileceğine dair bazı örnekler verip imalar da yaptım) "hile karakterleri"ne bayılıyorum (gerçi kişiliklerine bağlı olarak düşman hile karakterlerini de sevebiliyorum ama kişiliği azıcık bile ilgi çekici olsa sempati duyacağımızı bildikleri için olsa gerek alayını yazarın hayal gücünün yetebildiği kadar büyük bir OE ve sadece hayatta kalabilecek kadar zekaya sahip yapıyorlar). Özellikle de rahat rahat, kafalarına göre takılıyorlarsa (bkz. Hitoribocchi no Isekai Kouryaku, bkz. Cid Kageno, bkz. Mondaiji-tachi ga Isekai kara Kuru Sou desu yo?, bkz. Azusa Aizawa). Kızın yeteneğinin "internet" olması aslında ilk kez gördüğümüz bir şey değil, hatta günümüzde bir isekai karakterinin (gerçi bu isekai değil, dümdüz fantastik) internet erişimi olmaması daha nadir ama yine de "SSS seviye internet" becerisine patladım ya. Arada sırada giren "indie pixel oyun seçimleri ekranı"na da bayıldım ayrıca. Şu "durum bildirisi" ekranlarını sık sık görüyoruz ama bu "indie piksel oyun seçim ekranı" o kadar sık gördüğümüz bir şey değil. Oğlum çok eğleniyorum lan. Hayır zaten izleyecektim, o isim ve o kapakla beni zaten kazanmıştı ama bu da beklediğimden daha iyi. Bu ne, bu sezonda niye bu kadar beklenti üstü seri var? Tamam, bunların hiçbiri çok iyi sayılmaz belki ama bu durum beklediğimden çok daha iyi oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Kız "internet"ten korkmaya başladı oasfwaosk. Seni o kadar iyi anlıyorum ki. skjjfasfk internet yeteneği SSS seviye ama pop-up engelleyicisi veya antivirüsü yok lkesaoesfld. ekeskesed kız yeni sekme açmayı ve gizli sekmeyi öğrendi lkkqwnlefsd. hkawbuaw kız neden sıralamanın SSS>SS>S>A>B>C diye gittiğini anlayamadı jkewfsaıksf. Ama itiraf edeyim, bu gerçekten hiç bilmeyen biri için çok kafa karıştırıcı bir durum. ksbaksx hileci speedrunner "bir sürü şeyi mi atladım?" diye düşünüyor anwksfl. Yggdrasil'in sözlerine de vicdan azabıyla karşılık veriyor jksanhnsfazl. Tabii kız o kısımları direkt atladığından "lore" hakkında hiçbir fikri olmadan Yggdrasil'den dünyayı emanet aldı ewlsnfwlaked. O değil de kızın aslen bir oyun wiki'sinden bakıyor olmasına da patladım sdfnlkfeds. Bayağı oyun içinde bir NPC yani aslında. Hatta bence "evrenin en güçlü cadısı" (animenin resmî İngilizce adının çevirisi bu, Japonca adının çevirisi biraz daha farklı: "Dünyanın En İyi Cadısı(na)(,) Merhaba (deyin)" veya "Dünyanın En İyi Cadısı, Tanıştığımıza Memnun Oldum" falan diye çevrilebilir; "iyi" burada kişilik özelliği, nezaket vs. değil de bir işte iyi, usta olmak vb. anlamında) falan diye halihazırda lore'da kendine yer bulmuştur. jwfhjwfas kız ortalama RPG/FRP/MMO oyuncusunun matematik hesaplarına (gerçi CRPG'lerde ve MMORPG'lerde bunu oyun genelde kendi hesaplar, daha çok TTRPG'lere ve FRP'lere özgü bir durum) daldı: Dünya asası büyüye x2 veriyor, bilmem ne yeteneği de büyüye x1,3 veriyor, öbür yetenek hasara artı/çarpan veriyor, şu zaten böyle yapıyor lkwsaqıowfalws. Yalnız hesaplamakla uğraşmadı, "neyse, çok güçlüyüm işte" dedi geçti ıqwfeolswd.
Sasaki to Pii-chan'ın 2. sezonu hakkında da bir şeyler söyleyeceğim: Yani tamam, "Otonari-san"ın durumu birinci sezonda da az çok tahmin edilebilirdi ve bugüne kadar çok berbat anime ebeveynleri gördük ama bu kızın annesi olacak orospu işi bambaşka bir seviyeye taşımış amk. Lan orospu çocuğu psikopat yazar, bu seviyede berbat ebeveynlik nasıl aklına gelebildi lan? Yeminle Palu Ailesi'nden fırlamış gibi mk. Bir de 2. sezonun açılışını direkt böyle yaptık, lan biraz soluklanaydık. Gerçi önce komik sahneleri koyup sonra bunu koysalar daha beter olurdu.
Tetsuryou! Meet with Tetsudou Musume hakkındaki yorumum sanırım tahmin edilebilir: CGDCT varsa ben de varım aga. Bu arada daha önce hamster beslemiş biri olarak söylüyorum, MC'nin yakın arkadaşı haklı: Kız kesinlikle hamster'a benziyor lasdmnalsd.
Seitokai ni mo Ana wa Aru! gerek adıyla gerek tanıtım görselleriyle bana Seitokai Yakuindomo'yu anımsattı ve Seitokai Yakuindomo'ya cidden bayılmıştım. Şimdi izlersem o kadar sevip sevmeyeceğimden emin değilim (gerçi geçenlerde denk geldiğim birkaç sahne beni animeyi izlediğim zamanlardan bile daha fazla güldürdü) ama yine de o yüzden bu anime görür görmez ilgimi çekti. qwazuıs animenin açılışını Minamoto Sakura 2.0 ile yaptık kjasdznolzs. (Erkek) MC'nin mükemmel edebiyat notları vs. berbat fen notları yüzünden sınıfta kalmış olması lewsfowslf. Evet, bu animenin Seitokai Yakuindomo 2.0 olması konusunda cidden haklıymışım ve kesinlikle bayıldım. Rehber öğretmenin de konuşurken ayak tırnaklarını kesmesine ve elemanın ilhamdan mı yoksa disleksiden mi bahsettiği belli olmayan konuşmasını "Edebiyata gönül verince böyle oluyor." diye tamamlamasına yüz ifadesi ve ilgisiz ses tonu zerre değişmeden "Vay be, ben de dikkatli olsam iyi olur." diye tepki vermesine de patladım oıfsjofld. Reddit'te biri bunu "Sanki D-Frag ile Seitokai Yakuindomo'nun sapkın ve kaçık bir çocuğu olmuş gibi" diye tanımlamasını gördüm şwaapfsl ve %100 katılıyorum (gerçi o iki animenin çocuğu sapkın ve kaçık olmasa daha tuhaf olurdu, D-Frag'da bildiğin sadist bir ana karakter var amk). gasvuaws Tan'ın erkek olması hakkında Ume'nin yorumunun "Meme uçları televizyonda göründüğünde bu gayet belliydi, değil mi?" olmasına patladım lkwsfnesfld, eleman da "Ne televizyonu, ne oluyor amk?" demeden "Doğru ya." diyerek az önce balyozla girişilmiş dördüncü duvarın kalıntılarının üstüne işemiş oldu wopadmsşf. Elemanın "dil sevdası" nutkuna Tan "vay, cringe" diye tepki verdi şamşazd. Harbi bayıldım lan. jhsasj müzik kulübü "yakın temas" lafını duyunca kaçtı asljoawsdl ve animenin bana öğrettiği bir şey varsa o da müzik kulübünün bir pseudo-romantic frinedship yuvası olduğudur awkdjosl. Başkanın "beden eğitimi" çalışmasına da patladım jkqwandıaksd. Beden eğitimini öyle çalışıyorsa biyolojiyi düşünemiyorum lwqqanl. akjjhauıs "hafif müzik" (keyon>K-On) kulübünün çantasından tabii ki porno dergisi (kapağından lezbiyen porno dergisi diye düşünmüştüm ama belli ki düz porno) çıkıyor wkajaoızsld. Biri de müzik kulübü hakkında "en heteroseksüel anime kız grubu (girl band)" yazmış klsnfwolsd.
Toaru Anbu no Item -adından anlamadıysanız, ki böyle bir şey beklemiyordum ama Reddit'te birine denk geldim- Toaru serisinin yeni... bir şeyi. Hayır buna ne diyeceğimi de bilmiyorum ki aq. Railgun'la bağlantılı ama tam da değil. Spin-off denir mi ki buna? Railgun zaten Index'in spin-off'u, bu da Railgun'ın mı spin-offu? Bilemedim. Başında "yan hikaye" yazıyordu ama "spin-off"u mu yoksa "side story"yi mi öyle çevirdiklerinden emin değilim, o ikisi çok farklı şeyler. Tabii bir de İngilizcesinden de öte acaba Japonca orijinalinde ne yazıyordu? Crunchyroll denen gavatların yaptığı İngilizce çevirilerde bazen "Oha amk, onu niye öyle çevirdiniz? Mal mısınız?" dedirtecek kadar alakasız kelime seçimleri olabiliyor. Mugino eğlenceli bir karaktermiş bu arada, gerçi Toaru karakterleri genel olarak eğlenceli olur zaten. Toaru serisinden yeni bir şeyi "Öfff, yine mi ya?" diye geçiştirmek yerine izleme ve muhtemelen izlemeye devam edecek olma sebebim bu zaten. O değil de bak izledikçe ve Reddit'te ilk bölüm hakkındaki yorumları okudukça hatırlıyorum, ITEM diğer serilerde de vardı zaten aq. Ama o kadar uzun süre geçti ki neredeyse Misaki'yi bile tanıyamayacaktım, hatta Reddit'te Gekota kelimesini görene kadar o sıranın ne sırası olduğu ve Misaki'nin neden o sıraya girdiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu (ama Frenda'yı görür görmez tanıyıp "Aa bu şey değil mi, şey?" dedim, zaten çoğu kişinin fikri de "sadece Frenda için buradayım"). Bu arada Reddit'te bu animenin ilk bölümüne yorum yapanların yarısından fazlası [deleted] amk. Neden lan? Reddit modları denen gavatlar topluluğu yine kafalarına göre saçma sapan toplu adam mı banladı, ne yaptı? Ya da bir sebepten boykot moykot ayağına mı sildiler... Amk adam yorumu daha "3h ago" yazmış ama adı yerine [deleted] yazıyor. Bu ne saçmalık lan? Hesabı silineli daha 3 saat olmamış. Niye amk? Bu arada Academy City'yi cidden özlemişim ya. Toaru hiçbir zaman öyle aman aman sevdiğim bir seri olmadı, daima "izle geç işte" olarak gördüm ama Academy City'ye dönmek bana evimde gibi hissettirdi, ki bu gerçek dünyada neredeyse asla yaşamadığım, kurgusal dünyalarda da çok nadir yaşadığım bir histir.
Hotaru no Yomeiri aslında gerek kapağıyla gerek karakterleriyle biraz ilgi çekici duruyor ama hiç çekebilecek havamda değilim ya. "Plan to Watch"a ekleyip geçiyorum, bir ara izlerim. Muhtemelen.
Bu sezon daha bir şey çıkar mı, çıksa da izler miyim bilmiyorum ama pazartesi kontrol edip düzeltmeleri vs. yaptıktan sonra yayınlayacağım bunu. Hayır çünkü beklesem ta ayın ortasına kadar bile bekleyebilirim (gerçi ayın ortasına çok da kalmamış, şu an 9'u).
Kyoufu Collector. Pek fazla iyi örneği olmasa da korku filmlerine bayıldığımdan korku animelerine de şöyle bir göz atıyorum. MAL'daki puanı feci düşük (5 küsur) ama milyonuncu kez aynı karakterleri ve aynı olay örgülerini üstümüze fırlatan bir "battle shounen" olmayan her şey MAL'da sıfırdan tırmanmak zorunda kalıyor, o yüzden bunu pek takmıyorum. MAL'da puanı 7 mi 8 mi ne olup "Oha, bunun puanı niye bu kadar yüksek lan?" deyip izlemeye çalıştığım ama ilk bölümü bile tamamlayamadığım bir romantik dram da gördüm sonuçta. Ooo, "şehir efsaneleri" temalı/temelli bir de. Harbi bayılırım. Misal Supernatural'ın ilk üç sezonunu dördüncü ve beşinciden çok daha fazla sevmiştim, "şehir efsanelerini takip ediyoruz" teması o denli bayıldığım bir tema. Animenin "kızıl"lığını gözümüze sokmasına da bayıldım bu arada ya. Reddit'teki mallar animeye bir sürü laf etmiş ama aralarında anime zevkine güvendiğim tek bir kişi bile yok ve evet, gerçekten Reddit'te anime zevkine güvendiğim kişiler var, Reddit'ten haftalık anime yorumlarını takip etmeye başlayınca öğrendim (yukarılarda biri şöyle demiş vs. dediğim şeyler de hep Reddit'ten, orijinali İngilizce olan yorumlar zaten), izlediğim neredeyse her şeyde bu kişileri görüyorum ve ikisi hariç hepsinin yorumlarına %98 civarı katılıyorum, o diğer ikisinden birinin yorumlarına yaklaşık %50 (animesine göre aslında %40-60 ama sonuçta %50 yapıyor işte), diğerinin yorumlarına da maks %20 katılıyorum ama nedense izlediğim her animenin yorumlarında o maks %20 katıldığım, çoğu zaman hiç katılmadığım da var. Bunda o bile yok amk. Tabii animeden gecenin 3'ünde izlediğim için de bu kadar etkilenmiş olabilirim ama harbi ürkütücü lan. Ayrıca daha konunun başında söylediğim gibi ŞEHİR EFSANELERİ TEMALI YAPIMLARA BAYILIYORUM ULAN! Annenin umursamazlığı beni benden aldı bu arada ya... ama bu da korku janrının "gerekli kötülük"lerinden biri işte, mecbur katlanıyoruz. Yarrağımı gerekli yarrağımı! Sırf senaristin kafa patlatması gerekmesin, film/dizi/anime kendiliğinden uzasın diye bulduğu bir dalyaraklıktan başka bir şey değil lan bu. Bu arada eğer oralarda yazılarımı düzenli takip eden birileri varsa fark etmiş olsa gerek ki asıl büyük çıkışıp itin götüne soktuğum yapımlar, temalar vs. aslında sevdiğim yapımlar, temalar vs.dir. Gerçekten nefret ettiklerime sinir bozucu ama orada olması hakkında yapılabilecek bir şey olmayan bir böcek gibi davranıp büyük ölçüde görmezden gelirim.* Hassureee, o son neydi öyle? Uzun zamandır bir "abi-kardeş kapışması" görmemiştim, hatta "abi-kız kardeş" kapışması hiç görmemiş bile olabilirim. Bu arada... ah be Natsuna. Fedakarlığın unutulmayacak.
*Bir Kashita Maryoku wa Revo Barai de Kyousei Choushuu'nun paragrafına bakın bir de MezaMeza'daki dipnot yıldızlarına. Ön bilgi: "Partiden atılan OP destek büyücüsü" temasını hiç sevmiyorum ve Kashita Maryoku wa Revo Barai de Kyousei Choushuu'dan daha openinginin bitmesini bile beklemeden animeyi salacak kadar nefret ettim, "oyun-isekai"e ise bayılıyorum ve Mynoghra'nın çok küçük bir iki değişiklikle türünün efsaneleri arasına girebileceğine inanıyorum.
Delinin teki. Aile evinde hayatta kalmaya
ve daha fazla acı çekmemek için umudu öldürmeye çalışıyor. Erdem Ö. Hayalî
mahlasıyla kitap* yazdı, şimdi de yayınevlerinin yamyamlıkları ve doğrudan
yayıncılık servislerinin onlardan da beter olması nedeniyle umarsızca bir çıkış
yolu arıyor. Sadece birini yayımlatabildiği, onun hakkında da "Yayımlatmaz
olaydım!" diye düşündüğü tüm kitaplarını yazdığı mahlası artık bloğunda da
kullanıyor.
*Ejderin Mührü (ALMAYIN! Benim yazdığım kitap değil bu, editörün kafasına göre yaptığı değişiklikler ve hatalarıyla dolu bir saçmalık sadece. Halihazırda aldıysanız, düzeltme işini yaptıktan sonra bir şeyler ayarlayacağım. Eposta atın.)