Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

12 Ekim 2026 Pazartesi

Durum Raporu, Bu Sezonun Animeleri, Kafanı Sikeyim Paradox falan...

#Zombie Sagashitemasu'yu izlemeye pek niyetim yoktu, sadece kapaktaki pembe saçlı kız için ilk bölüme bir bakayım demiştim (bu karakter bana tamamen farklı bir animeden başka birini hatırlatıyor ama kim olduğunu bir türlü çıkaramıyorum -ve hayır, kesinlikle Nakano Ichika'dan bahsetmiyorum-) ve... Hem kıyamet sonrası hikayelere hem de seyahat hikayelerine bayılıyorum ulan! "Kıyamet sonrası" hikayelerden de favorim saçma sapan bir şekilde zombi kıyameti hikayeleridir bu arada ama neden olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Bir de bu animenin kapağı tam bir komedi animesi kapağı gibiydi ama nedense taglarda "macera" ve "survival" yazıyor, tabii bu özünde bir "zombi kıyametinde dünyayı geziyoruz" hikayesi olduğundan bu durum normal. Normal olmayan şu ki taglarda bu ikisinden başka bir sikim yok. "Macera" ve "survival" animesinin kapağı öyle olmaz hacı, komedi animesi kapağı o*. Zaten eğer -Madoka'da** falan olduğu gibi- bizi bir noktada terse getirme niyetleri yoksa komedi seviyesi tam da beklediğim -ve istediğim- gibi. Bu sezon Koori no Jouheki'nin ikinci sezonu varken ve hayatım yeterince berbatken başka bir dram animesi falan kaldıramam ben, dolayısıyla komedi olmasa ya izlemeyecek ya da "planning to watch"a kaldıracaktım. Bu arada dünyayı insanlığın yerleşik hayata ilk geçtiği zamanlardaki gibi küçük ve etrafı dışında pek bir şeyden haberi olmayan köylerle dolu bir yere dönüştürmüş bir zombi kıyametinden sonra doğmuş insanların konserve yemeklere olan tepkisine patladım. Aki de beklediğimden daha eğlenceli bir karakter ama genel kişiliğini doğru tahmin etmişim (Neden? Saç rengi, saç şekli, kapakta metal bir beyzbol sopası tutarken zıplayıp gülümsemesi vs...). Bu arada bu "Aki'nin babası" muhabbetinin sırf karakterlerin dünyayı gezinmesi için bir bahane olma olasılığı yüksek ama bana nedense karakterle bir noktada zombi (veya "kairi") değil de canlı insan olarak karşılaşacağız gibi geliyor. Bu arada bu "kairi" kelimesine bir baktım, Jishoo.org da Gemini de bu animede zombi yerine kullanılabilecek bir anlam/bağlam vermiyor. Mangaka neresinden uydurmuş lan bu kelimeyi?

*Gerçi FX Senshi Kurumi-chan'ın kapağı da komedi, hatta direkt CGDCT kapağı ama ilk bölümden yürek dağlayan dramı ağzımıza yüzümüze boca ettiler. Öte yandan Reddit'te millet "bunun biraz melankoli içeren çılgın bir komedi olacağı vaat edilmişti" falan diyor ama MAL'daki taglarda "psikolojik" ve "adult cast" (yani tüm karakterler -veya en azından tüm ana karakterler- 20'lerinde, değilse bile en küçüğü 18 yaşında) var, başka da bir şey yok. Ha bir de seinen var ama seinen dediğin (hedeflenen) demografik gruptur, Evangelion da seinen CGDCT'lerin %80'i de SoL harem komedi isekailerin yarısından fazlası da. O hiçbir şeyi ifade etmez. Ben de dahil hemen hemen herkes "shounen"i "battle shounen"in kısaltması olarak kullanıyor ama o da aslında hiçbir şey ifade etmeyen bir demografik grup. Mangasına bayıldığım ama animesinden nefret ettiğim Horimiya da shounen mesela.

**Bu arada Madoka demişken, geçenlerde ("geçenlerde" dediğim de birkaç ay önce) şöyle bir şey fark ettim: Anime orijinal serilere cidden bayılıyorum lan! Bunun Madoka'yla ne ilgisi var? Çünkü Madoka da anime orijinal seri. Evet, mangası var ama animesi daha önce çıktı, yani uyarlama olan anime değil manga. Hah, neyse, anime orijinal serilere cidden bayılıyorum lan: Action Heroine Cheer Fruits, Akiba Meido Sensou, Akudama Drive, Angel Beats, Otogi Story Tenshi no Shippo, Animegataris, AnoHana, Apocalypse Hotel, Shiroi Suna no Aquatope, Birdie Wing, Blood+, BNA, Buddy Daddies, Charlotte, Code Geass, Cowboy Bebop, Darker than Black, Deca-Dence, Do It Yourself!!, Engage Kiss, Flip Flappers, HibiMeshi, Girls und Panzer, Great Pretender, Grow Up Show: Himawari no Circus-dan, "Ben bu kadar ağır drama gelemem hacı" deyip salmış olsam ve tarihin bir noktasında geri dönüp dönmeceğimi bilmesem de Jigoku Shoujo, High School Fleet (ki bu, bu listenin en kötülerinden biri, seviyeyi sen düşün), Irozuku Sekai no Ashita kara (bu animenin varlığını unutmuştum bak, bu listeyi TvTropes'tan çekerken iyi hatırladım; bu arada bu listede beni çok şaşırtanlar da oldu), Shuumatsu no Izetta, Yoru no Kurage wa Oyogenai, Jouran: The Princess of Snow and Blood, K, Koutetsujou no Kabaneri, KagiNado, her ne kadar iki kez izlemeye çalışıp ikisinde de üçüncü bölüme anca gelebilmiş, kim bilir ne zaman tekrar izleyip -umarım bu kez bölünmeden- bitirecek olsam da Kill la Kill, Kiznaiver, Lazarus, Little Witch Academia, LycoReco, Kimi no Na wa, Tenki no Ko, Mayonaka Punch, Nagi no Asu kara (ki bu listenin açık ara en kötüsü de bu, seviyenin nasıl Allah katında olduğunu siz düşünün), Evangelion, Odd Taxi, Panty & Stocking with Garterbelt, Sora yori mo Tooi Basho, Madoka, Tamako Market, Release the Spyce, Sonny Boy, TTGL, Zankyou no Terror, Shuumatsu Torein Doko e Iku?, Mahou Shoujo-tai Arusu, Vivy, Ano Natsu de Matteru, Nakitai Watashi wa Neko o Kaburu, tüm animenin puanını 0'a çeken rezalet finalini saymazsak Wonder Egg Priority, ZombieLand Saga, Serial Experiments Lain... (bunlardan bazılarının mangası falan var bu arada ama onlar hep anime tuttuğu için sonradan yapılmış şeyler, yani uyarlama olan animesi değil mangası, oyunu vs.). Hepsi muhteşemdi (gerçi şahsi olarak Code Geass favori animelerimden biri değildir, Panty & Stocking with Garterbelt'in iğrençlik dozu onu atlaya atlaya izlememe neden oldu, bazı bölümleri komple atladım, Kiznaiver de bana neredeyse nefret etme ölçüsünde kötü hissettiriyor ama bu durum animelerle değil, tamamen benim zevklerimle ilgili; mesela HibiMeshi, Yoru no Kurage ve LycoReco kendi sezonlarında açık ara favorilerimdi, ki Yoru no Kurage ile LycoReco için nispeten kolay olsa da HibiMeshi için hiç de kolay bir rekabet olmamıştı). Bunlar sadece benim izleyip sevdiğim "anime orijinal"ler bu arada ha, yoksa çok hayranı olmasına rağmen benim nefret ettiğim Darling in the FranXX (sondaki o saçma sapan "uzay gemisine dönüşüm" şeyi olmasa "ok, mid" deyip geçeceğim ama o son bildiğin saçmalık) ve Key animelerine benzerliği nedeniyle sevdiğim ama kesinlikle kötü işlenmiş olan Kamisama ni Natta Hi, ayrıca henüz izlemediğim (kim bilir ne zaman ama bir ara kesin izleyeceğim) Last Exile, Psycho-Pass falan da anime orijinal. Bir de Seikimatsu Occult Gakuin ve Shoujo-tachi wa Kouya wo Mezasu gibi izlediğim ama doğru düzgün hatırlamadığım animeler var (ilkini öyle hatırlamıyorum ki MAL'da puan bile vermemişim mk).

Aylardır yazmamamın önemli bir sebebi var: Hayatımda iyi ya da kötü hiçbir şey olmuyor mk. Hiçbir şey olmadıkça evden çıkasım da gelmiyor. Zaten normalde de evde kalmayı tercih eden biriyim ama en azından evde kalınca hiçbir sikim olmayacağını biliyorum. Dışarı çıksam ve yine her zamanki gibi hiçbir halt olmadan eve gelsem daha da çok sinirim bozuluyor. Sırf o yüzden akvaryumcuya gitmek yerine Trendyol'dan balık yemi söyledim mk. Ama KimiCon'a keşke gitseydim ya, "Lan gitsem de bir halt olmadan dönsem daha beter moralim bozulacak, hem zaten Bursa'da kalacak yerim falan da yok" diye düşünürken KimiCon geldi geçti. Seneye olursa ben de gidebilecek bir durumda olursam -ki bu "gidebilecek durum" sevgilim olmamasını da kapsıyor, benimki de hâlâ neyin umuduysa mk...- artık otel odası mı tutarım ne yaparım bilmiyorum ama kesin gideceğim.

Balık yemi demişken, UEDAŞ denen gavatlar haftada iki kez üç saatlik elektrik kesintisi yaptığı ve bunu da büyük bir özenle elimde Aquatan olmayan bir mevsim geçişine denk getirdikleri için akvaryumda şu an fitoplankton patlaması var. Neyse ki nasıl çözeceğim hakkında birkaç fikrim var. "Mevsim geçişinin ne gibi bir önemi var?" diye sorarsanız: Şöyle ki akvaryumun su sıcaklığı sabit değil, bu da mevsim geçişlerinin özel dikkat ve hassasiyet gerektiren zamanlar olmasına neden oluyor. Akvaryumun su sıcaklığının sabit olmamasının da iki sebebi var:

1. Pratik/teknolojik sebep: Akvaryum suyunun sıcaklığını sabit tutabilmek için aynı anda, aynı derecede ve devamlı çalışan bir ısıtıcı ve soğutucu (öyle fanlı soğutucuyla falan da olmaz o iş bu arada, direkt chiller) kullanmanız gerekir. Bu işin alternatifi de odayı her zaman çok soğuk tutup ısıtıcıyı devamlı çalışmaya zorlamak ama onun için de buzhane ortamı sağlayabileceğiniz güçte klima gerekiyor.

2. Teorik/biyolojik sebep: Akvaryumda lepistes ve albino çöpçü var, bu ikisi de oldukça geniş bir sıcaklık aralığında (18-28 C) yaşayabiliyor (ben mesela 21-24 C aralığı gerektiriyorum). Daha kısa bir aralıkta veya bu dönemde ısıtıcıyı çalıştırmaya ihtiyaç duyacağım bir sıcaklıkta yaşayan bir şey besleseydim su sıcaklığının dalgalanma aralığı da daha düşük olacağı için daha az sorunum olurdu.

Gelelim Paradox Interactive'e... Sizin ben kafanızı sikeyim kafanızı. Amk tek yapmanız gereken o sikik moderatörü kovup "Bilgimiz dahilinde olmadan hareket etmiştir, özür dileriz" diye bir açıklama yapmaktı. Lafı evirip çevirip sikindirik aklama işlerine kalkışma fikrini size kim verdi? Amk sorun elemanı banlamanız bile değildi lan, sorun moderatörünüzün yaptığı o sikindirik "Atatürk tartışmalı bir tarihî figür" yorumuydu. Niye sorunun kaynağını kestirip atmak yerine mal mal iş yapıyorsunuz? Bir de bunu internette en rahat organize olabilen milletin en hassas damarına karşı yapıyorsunuz. Türkler gerçek hayatta pek organize bir toplum değil, evet (2026 yılında hâlâ tamamen yerleşik hayata geçememiş/alışamamış olduğumuzdan olduğunu varsayıyorum) ama internette gayet toplaşıp anketleri falan sikertebilen bir milletiz yani, bu aklı size kim verdi? Türk düşmanlığından gözünüz dönmedi de dışarıdan akıl aldıysanız bunu diyenin iyiliğinizi isteyen biri olmadığı kesin çünkü.

TürkAnime yarrağımın başına dönmüştü iyice ama kapanması içimden bir şeyler kopardı lan. Bak yazarken gözlerim doldu, halbuki dünyada en nefret ettiğim anime sitesiydi kendisi. Animeleri kafasına göre saçma sapan geç yayınlar, yorum kısmını üç yılın ardından "istek üzerine" yeniler, sebebini bile söylemeden kafasına göre ban atar... Ama bu cümleleri kızgınlıkla değil, içimden bir şeyler koparan boşluklu bir nostalji duygusuyla yazıyorum. Gerçi ben 2010'ların o ayda bir format atmayı gerektiren, kasaları yan yatırılan, şu an kaldığım odanın yarısı boyutunda yer isteyen saçma sapan bilgisayarlarını ve her an her yerden pop-up çıkabilen, forumların hâkim olduğu internetini de özlüyorum. Ama en çok özlediklerim de Web Glass 2.0 (Frutiger Aero) ve Windows'un kişiselleştirilebilmesi. Word belgesinin ana arka planını siyah, yazı rengini de yeşil yapardım, kendimi "hacker" gibi hissedip coşkuyla yazardım; şimdi Word'e diyorum ki "Bundan sonra ana yazı tipin Times New Roman, yeni belge açışımda bu yazı tipiyle başlat", yeni bir Word belgesi açmaya kalkınca yine o iğrenç Aptos'u dayıyor pezevenk. Amk ben Calibri ile Arial'i beğenmiyordum, bu Aptos denen zerrece estetik anlayışı olmayan şeyden sonra o ikisi gözüme cennetten çıkma gibi görünmeye başladı. Frutiger Aero falan demişken, benim bu bilgisayarda ekran koruyucu var. Yani varmış, "Lan bu Win 11 denen orospu çocuğu* acaba ne kadar kişiselleştirilebiliyor, eskiden imlece saçma sapan şekiller falan veriyorduk" diye bakarken fark ettim. Neden? Çünkü o amk ekran koruyucusu olmasına ve ayarlanmasına rağmen ben onu bir kere bile görmedim de ondan. Anca ekran simsiyah kararıyor.

*Ben ne güzel Win 10'da kalacaktım, 11'e bildiğin silah zoruyla geçirildim. Bilgisayar saçma sapan hatalar vermeye, kulaklığı görmemeye falan başladı, kaşla göz arasında da kendini güncelledi. Amerika'ya gidersem Bill Gates'in evine bomba atacağım mk. Ted Kaczynski'ye çevirdi lan pezevenk beni.

"Kişiselleştirememe" demişken İnstagram denen orospu çocuğunun algoritmasına da laflarım var. Amk hayat görüşlerimle, inançlarımla (dinî inançtan bahsetmiyorum, zaten şu an "dinin ne?" diye sorsanız doğru düzgün bir cevap da veremem; yarı agnostik, Tengrici olmaya çalışmış ama tam da olamamış, İslam'dan çıkmış ama tam da çıkamamış, Satanizm'e bir eğilip nanik yapmış saçma sapan bir şeyim şu an) vs. en alakasız, en zıt sayfaların en beni sinir edecek paylaşımlarını nereden bulup getiriyorsun önüme mk? Hayır "bu sayfadan gönderi önerme" dediğim sayfadan ısrarla gönderi öneriyor bir de. O sayfaları direkt engellemememin tek sebebi engellemek için profillerine girmek zorunda kalmam, "bu sayfadan gönderi önerme"yi direkt ana ekrandan da seçebiliyorum ama orospu çocuğu algoritma nedense on defa "önerme ulan!" dediğim sayfalardan gönderileri ısrarla önermeye devam ediyor.

Kashita Maryoku wa Revo Barai de Kyousei Choushuu (derin bir iç çekme). "Partiden atılan OP destek büyücüsü" serilerinden cidden gına geldi ya. Hayır bu konuyu ilk çıkanlardan sonra doğru düzgün işleyebilen de olmadı ki amk, zaten ilk çıkanlar bile sırf "ilk çıkanlar" oldukları, yani orijinal oldukları, yani şimdi klişe olup yüz buruşturtan şeyleri ilk kez yaptıkları için sevildi, şimdi çıksalar onları da en iyi ihtimalle ortalama bulacağız. Ya hayır komedi olsa yine neyse de komedi de değil bu, o yüzden hiç izleyesim yok. Şu "şirin peri" muhabbeti nedeniyle ilk bölüme bir bakacağım ama... Bu saatten sonra "partiden atılan OP destek büyücüsü" serilerini ya aşırı derecede suyunu çıkaran, parodi seviyesinde bir komediyse (mesela isekai türü için Megami "Isekai Tensei Nani ni Naritai desu ka" Ore "Yuusha no Rokkotsu de" ve Hanaori-san wa Tensei shitemo Kenka ga Shitai, harem türü için Hyakkano, "battle shounen" türü için de Gintama seviyesinde) ya da elemanı ekipten atan sözde kahraman ve ekibinin anında belayı bulmasını görürsek izlerim. Ya da şu an aklıma gelmeyecek kadar orijinal bir şekilde işlerlerse*, ki bunun kapağı ve openingi bana istediğim seviyede olmasa da diğerlerine kıyasla daha yüksek orijinalliğe sahip olduğunu düşündürdüğü (ve o "şirin peri"yi cidden görmek istediğim) için ilk bölüme bakıyorum zaten. Yok aga, openingin bir kısmında -eski- grubunun elemana bir bakışı, onun da peşlerinden koşuşu var... Hele openingin sonraki kısmı? Terse yatırmayacaklarsa izlenmez bu mk. Yok yani, daha anime başlamadan bıraktım mk. Belki bir ara en rezil kısımlarına atlaya atlaya perinin geldiği kısma kadar gelirim de katlanması biraz daha kolay olur ama katlanmama ne gerek var, işte o bir soru işareti.

*Mesela "azize/kahraman çağırdık iki tane geldi, biz de çirkin olanı kovduk" temalı seriler için Suterare Seijo no Isekai Gohan Tabi: Kakure Skill de Camping Car wo Shoukan shimashita bahsettiğim şeye harika bir örnek. Bu anime zaten en başından "azize çağırma" kısmını öylece geçiştirerek benim ve bu sahneyi Seijo no Maryoku wa Bannou desu'dan beri elli defa görmüş herkesin kalbini kazanmıştı ama sonlara doğru yaptığı o altüst etmeyi hiçbirimiz beklemiyorduk, ayrıca Rin de tam bir "wife material" (ve evet, bu animeden sırf bunu diyebilmek için bahsettim): RPG seviyor, harika yemekler yapabiliyor, kamp seviyor, zeki, anlayışlı, neşeli, tomboyumsu ama aynı zamanda oldukça da kızsı, giyim tarzı muhteşem ve -tıpkı bu tür serilerin hepsinde olduğu gibi- aslında oldukça güzel (gerçi "diğer azize"yi hiç görmediğimiz için bir kıyaslama yapamıyoruz ve benim "average black hair enjoyer" olmam da bu düşüncemde epey etkili).

Marronnier Oukoku no Shichinin no Kishi'yi de aslında çok izlemeye niyetim yoktu, sadece ilk bölüme şöyle bir bakarım diyordum ama ilk bölümün direkt yaratılış destanıyla, masalsı bir havada ve belli ki animenin genelinden farklı bir çizim tarzıyla (Bunu nereden anlıyoruz? Kapaktan. İşte amına koyduğumun turistleri*, bu yüzden bir şeyi izlemeden önce kapağına ve özellikle de taglarına bir bakmalısınız.) açılması bu animeye daha az önyargılı, daha sabırlı ve daha olumlu bir tavırla yaklaşmamı sağlayacak. Bu arada "Baribara'nın yedi oğlu var" dendi ama o yediliden biri açıkça kız değil mi? Trap** de olabilir tabii, animelerde buna alışkınız sonuçta; aynı zamanda çeviri hatası da olabilir çünkü kurulan cümlede "musuko" (oğul) kelimesi geçmiyordu ama "kodomo" (çocuk) kelimesi de geçmediğinden bir türlü emin olamıyorum. Prenses kurtarma amacına da patladım bu arada. Ha o "kız" dediğim karakterin sesini duyduk şimdi, tamam, net trap. O ses tonunu tarif edemem ama anime karakterlerinin belli bir "kız gibi erkek sesi" tonu oluyor, o ton da trap karakterlerin en önemli "bak bu aslında erkek ama kız sandığın için seni yargılamıyoruz" belirteci oluyor. O değil de anime bütün o masalsı, rahatlatıcı ve huzur verici ("cozy") havası içinde araya Ortaçağ denge siyaseti dersi sıkıştırdı mk. İnsanın kafasına vurarak da değil üstelik, bayağı laf arasında geçiştirdiler, konuya zaten az çok hâkim olmasam fark etmezdim bile ama başka bir zamanda bu konu karşıma çıksa "Aaa, şu animede vardı" diye hatırlardım. Didaktik olacaksanız da böyle olun mk, mesajınızı insanın kafasına kafasına vurunca mesajdan da eserden de kendinizden de soğutuyorsunuz. Yalnız prensesle ormanda meşe palamudu toplamaya neden Hayvan Terbiyecisi yerine Üşüyen'i gönderdiklerini çok anlamadım, ilk karşılarına çıkan oydu herhalde ama ben olsam bu hikayeyi kesinlikle Hayvan Terbiyecisi üzerinden kurardım. Gerçi belki de tam olarak ilk akla gelen o olduğu için öyle yapmamışlardır. Bu arada animenin bu kısımda yaptığı şeyden sonra karakterlerin "bizi karakterlerimize en uygun ülkelere gönderirler herhalde" konuşmasının tam tersi şekilde gerçekleşeceğini ve karakterleri kendilerine uygun olanın tam tersi ülkelere (mesela Üşüyen'i Soğuk Ülke'ye) göndereceklerini düşünüyorum (bir diğer kanıtım da Ellie'nin babasının "yaptığımız doğru mu?" sorusu). Bu arada şimdi fark ettim, Amazon denen yarrak kafalılar ilk defa doğru bir şey yapmış. Gerçi The Boys'u da sonradan sıçırtmışlardı, başlarda gayet iyiydi. O zaman bunun da sonunu beklemek lazım. Gerçi bunu J.C. Staff yapıyor, Amazon sadece yayıncı/dağıtımcı ama J.C. Staff dediğin de anime dünyasının Amazon'u zaten mk (basit bir örnek: One Punch Man 3. sezon rezaleti bunların elinden çıktı).

*Bu arada turist "animeye yeni başlayan" demek değildir, "moda" olmasa asla anime izlemeyecek, hatta belki izleyenleri zorbalayacak olduğu hâlde anime izleyip gördüğü her şeyden şikayet eden, animeyi aslında hiç de sevmeyen biridir. Birini turist yapan ne izlediği veya izlemeye ne zaman başladığı değil, animeye (izlediği animeye değil, genel olarak "anime" denen kavrama) ne şekilde yaklaştığıdır. Seviyorsan? Eleştirilerinin dozu ne denli ağır olursa olsun -ki ben de burada yıllardır kaç tane animeyi ve klişeyi her fırsatta itin götüne sokup duruyorum- ne izlersen izle istiyorsan izlemeye dün başlamış ol, gerçek bir animecisindir. Düşmanca yaklaşıyor, şikayet edecek kusur arıyor, sevmediğin animeyi yasaklatmaya çalışmak gibi SJW işlerine girişiyorsan ve en önemlisi de 2020 civarında anime izlemek normalleşmeseydi izleyenlerle dalga geçeceksen, animenin Japonluğunu kabul etmeyip sikindirik Batılı woke standartlarına uydurmaya çalışan bir "westard"san o zaman turistsin.

**Bak mesela animelerde trap (bu arada trap kelimesi de anime karakterleri için kullanıldığında "yüz/vücut hatları kıza benzeyen erkek" ile doğrudan travesti arasındaki her şeyi kapsar ama genelde bir tür "crossdresser" oluyorlar) karakterler yüzyıllardır var, bu amk turistleri woke woke saçmalıklara girişmeden önce kimsenin de bu karakterlerle sorunu yoktu, anime dünyasının genelgeçer bir parçası olarak kabul edilen -ve siktiğimin turistlerinin de hepsinden nefret ettiği- tonlarca gariplikten sadece biriydi, hatta en sevilen karakterlerden bazıları trap'tir (mesela Fate'den Astolfo). Son zamanlardaki şu "Malfoid" olayında da benzer bir durum var bu arada, Rule 63 dediğin şey ta internetin ilk zamanlarından beri olan bir şey, bugüne kadar da en çok animeye veya animeyle bağlantılı şekilde uygulanıyordu.

Magical★Explorer... "Madem otome isekai var, eroge isekai neden olmasın?" sorusuyla yola çıkılarak yapılmış ve daha bölümün başında MC'nin "erogelerde mantık diye bir şey bulunmaz" tiradıyla (bu tirat bana Hikigaya'nın "nazik kızlardan nefret ediyorum" tiradını ve "ayı olmak istiyorum" kompozisyonunu hatırlattı bu arada) açılan bir anime. Muhtemelen izlerim ama dediğim gibi hiç dramı falan kaldırabilecek bir hâlde değilim, bu sezon için dram kotamı (ayrıca nefretlik karakter kotamı da) Koori no Jouheki dolduruyor, o yüzden ne yana gideceğine de bağlı. Mesela Otome Game Sekai wa Mob ni Kibishii Sekai desu da benzer bir soruyla, "otome dünyasında reenkarne olan kişi kadın değil erkek olursa ve aşk ilgisi yerine figüran olarak reenkarne olursa ne olur?" gibi oldukça ilginç ve iddialı bir soruyla yola çıkmıştı ama hem bunu pek de ilgi çekici işleyemediklerinden hem de komedi mi dram mı olacağına tam karar veremeyen bir anime olduğu için ikinci sezonu izlemedim bile. Hahahaha, Magical Explorer'daki eleman da -figüran olmasa da- "wingman" olarak oyunun içine düştü lkwanfslfas. Oyuncuların okul müdiresinin romantik seçenek olmaması ve hiçbir ara sahne eklenmemesi nedeniyle oyunun şikayet hattını doldurmasına ve bu dolduranlar arasında bizim MC'nin de olmasına patladım bu arada. Ayrıca onlara kesinlikle hak veriyorum.

Mezametara Saikyou Soubi to Uchuusenmochi Datta node, Ikkodate Mezashite Youhei toshite Jiyuu ni Ikitai. Benim "gereksiz isekai" dediğim bir tür var, openingden önceki sahneye bakınca tam da o türde bir animeymiş gibi duruyor. "Gereksiz isekai" dediğim şöyle bir şey: O anime isekai yerine düz fantastik/bilimkurgu olsa neredeyse hiçbir şey değişmeyecek, hatta ara sıra hatırlatılmazsa karakterin isekaijin olduğunu bile unuturuz ama nedense isekai (tabii Heroine? Seijo? Iie, All Works Maid desu (Hokori)! gibi kendini böyleymiş gibi gösterip sonrasında isekai olmasının aslında bir anlamı/önemi olduğunu ortaya koyan seriler de var). Bu "gereksiz isekai"lerle ilgili olan şey, isekai'in dinlerdeki "cennet" kavramı gibi bir noktaya konulması; "Eşşek gibi çalıştın, hiçbir şey de kazanmadın, ha bir de hiçbir kız hayatın boyunca sana bakmadı, 30+ yaşında bakirsin değil mi sen? Al bakalım, bunca çile çekmene rağmen hayattan vazgeçmeyip eşşşşek gibi çalışmaya devam etmenin ödülü." tadında sunuluyor. İsekai dediğin zaten en nihayetinde biraz fazla abartılı, otakular için düzenlenmiş bir cennet tasviridir (gerçi Outbreak Company ve Zero no Tsukaima gibi en eski isekai animelerinden bazıları şimdilerdeki bu klişe işini daha klişe bile olmadan ters çevirmişti ve Re:Zero'dan ya da Mushoku Tensei'in bazı bölümlerinden görebildiğimize göre o cennet tasviri bir anda cehennem tasvirine de dönebiliyor). Neyse, bu anime hem güzel başladığı hem de fantastik evren yerine bilimkurgu isekai'i (tabii bunda da elf vb. fantastik unsurlar var ama olur o kadar, zaten "elf" dediğin şeyin modern DnD versiyonu ile "uzaylı" dediğin şey arasında da o kadar büyük bir ontolojik fark yok*) hoş bir değişiklik olduğu için izleyeceğim. Bu animeden pek bir beklentim yok, tek umudum da boka sarmayıp başladığı gibi "ortalama, herhangi bir, izlenebilecek seviyede, sinir bozmadan ve uzalıp kısalmadan devam eden rastgele isekai" olarak devam etmesi. Bu animenin isekai olmasının şu an görebildiğim tek sebebi MC'nin uzay gemisi kullanmayı öğrenmekle uğraşması yerine zaten oyundan bildiği şeylerle bu angaryalardan kurtulması. Eh, iyi işlendiğinde gayet geçerli ve bana "Amk isekai olmasa hiçbir şey değişmeyecek lan" dedirtmeyecek bir sebep olabilir aslında ama bunu iyi işleyebilen bir anime gördüğümü hatırlamıyorum. Hatta Isekai Mokushiroku Mynoghra: Hametsu no Bunmei de Hajimeru Sekai Seifuku gibi aslında isekai olmasının gayet sebebi olan ve aslında elinde çok ilginç, çok güçlü bir fikir olduğu hâlde ilk üç bölümde geçiştirilmesi gereken şeyleri sündürüp durduğu için bunu son bölüme saklayan, yavaşlığı haricinde de rezalet bir işlenişe sahip olduğu için de asla ikinci sezonu falan gelmeyecek olan saçma sapan şeyler bile var. Mynoghra'ya daha önce de sövmüştüm ama hâlâ sövesim var. Çünkü bu amına koyduğumun serisi çok iyi olabilirdi, hatta efsane bile olabilirdi ama o asla ikinci sezonu gelmeyecek, merakta bırakan ama asla bağlanmayacak saçma sapan bir finale sahip, yayınlandığı dönemden sonra kimsenin dönüp de bakmayacağı bir saçmalık olmayı seçti. O animeye kızgın olma sebebim kötü olması değil, çok iyi olabilecekken bilerek unutulabilir, hatırlansa da nefretle hatırlanır bir saçmalık olmayı seçmesi (benzer ve aslında o rezalet finali olmasa gayet de iyi hatırlanacak bir vaka için bkz. Wonder Egg Priority). Aha bak, ikinci yıldız parantezinde dediğim şey: MezaMeza'daki MC şu an isekai'landığının farkında değil, rüya gördüğünü sanıyor. Ne yapıyor? Uzaygemisini uçurup akrobatik hareketler ve sonra da SİLAH SİSTEMLERİNİ DENİYOR! ÇÜNKÜ ORTALAMA ZEKAYA SAHİP HERHANGİ BİRİ KENDİNİ FAVORİ OYUNUNUN İÇİNDE BULDUĞUNDA İLK YAPTIĞI ŞEY NE YAPIP NE YAPAMAYACAĞINI TEST ETMEK OLUR AMK! Yeminle MC'nin düşünme tarzı ve aldığı aksiyonlar beni o kadar rahatlatıp mutlu etti ki mk... Bu ya, bu. Budur. Bu iş böyle yapılır. Bu arada elemanın kendini kandırdığının farkında olarak "olumlu düşün"mesi de acayip hoşuma gitti. O tarayanların korsan olduğunun gayet farkında ama "Belki de iyi niyetlilerdir" diyor salsfjlsd. Bu anime hakkında soru soranlara "Cowboy Bebop ama isekai" diyeceğim bu arada, ki anime de bu durumun gayet farkında gibi duruyor, ne olduğunu inkar etmiyor. Şimdiden beklentimin üstünde bir seri bu arada, tabii muhtemelen asla efsane olarak anılan bir anime olamaz ama ben vasata (bu kelimeyi burada normalde olduğu gibi "ortalama" yerine günlük hayatta genelde kastedildiği gibi "ortalamanın biraz altı" anlamında kullanıyorum bu arada) bile razıydım ama kesinlikle ortalamanın üstünde bir seri. uascsıafks, eleman da elfi görünce "bilimkurgu sandığım şeye fantastik ögeler sıkıştırmışlar" dedi lwqnlfws.

*Ama elflerin doğrudan ruh gibi bir şey olduğu İskandinav mitolojisinde ve DnD elflerinin de kökeni olsalar da İskandinav mitolojisindeki hâllerine hâlâ çok yakın oldukları, bir nevi yarı-tanrı oldukları Tolkien "mitopya"sındaki hâllerinde var mesela. Gerçi uzaylıyı da ruh, cin vb. diye yorumlayıp yine o noktaya kaydırmaman için hiçbir sebep yok. Anca uzaylılar gerçekten dünyaya gelip tam olarak ne olduklarını ve nasıl olduklarını vs. bize gösterirse öyle bir sebebin olur.

**Basit bir örnek: Bu amına koyduğumun MC'si en sevdiği oyunun içine isekailanmış olmasına rağmen "Lan ben neler yapabiliyorum acaba?" diye denememiş, ta son bölümde kendisinin de aslında bir şeyler yapabileceğini tamamen rastgele olarak öğrenip şaşırıyor. Lan isekai kavramını bilen ortalama biri en sevdiği oyuna isekailandığında ilk yaptığı neler yapıp yapamayacağını denemek olur lan! Neler yapabileceğini denemesi gerektiğini bile düşünemeyen bu gerizekalı, nasıl olup da bir strateji oyununun en iyi oyuncularından biri olabiliyor?

Tensei Goblin dakedo Shitsumon Aru? yeminle "TenSura v2" olarak başladı. Zaten bu da "ilk bölüme şöyle bir göz atarım" dediğim, aslında izlemeye pek niyetim olmayan serilerden biriydi ama ölürken -farkında olmadan- isekai için skill seçmeyi kaç kez gördük, yüz mü? Başta iyi bir fikirdi ama artık bunu kullanmayan tek isekai'ler, işi ölüm yerine ışınlanma mı ne olduğu belli olmayan bir şeyle başlatanlar, zaten bu dediklerimin çoğu da oyun-isekai. "TenGobu" bayağı eğlenceli ilerliyor bu arada ama daha önce bahsettiğim "isekailardan yılma" sürecim hemen hemen tamamlandığından izleyip izlemeyeceğimden emin değilim. Artık "battle shounen"leri çok çok güçlü bir sebep olmadıkça izlemiyorum mesela, ilk bölümlerine bakmak bile içimden gelmiyor. Bu arada "maou" ile olan sahneden sonra anime daha ilgi çekici hâle geldi.

Ojisan wa Kawaii Mono ga Osuki. yani Türkçesiyle "(Yaşlı) Amca Sevimli Şeyleri Seviyor", dolayısıyla animenin adını görür görmez "Adam aynı ben" dedim.

PSYЯEN aslında ilgi çekici bir konuya sahip ve gerilim animesi dediğin şey de en nadir şeylerden biri ama ben korku-gerilim seven biri olarak neredeyse hepsini izlediğim ve birçok korku/gerilim filmiyle dizisi de izlediğim için animenin başına "Öfff, kaç kez gördük lan bu tür başlangıcı? Elli bin mi?" diye tepki verdim. Hem kapağı (tagları okumasam "battle shounen" sanıp direkt görmezden gelirdim amk animeyi) hem de bu "Durarara çakması" giriş animeye karşı biraz önyargılı olmama neden oluyor ama aynı MezaMeza'da olduğu gibi bu animeden de beklentim çok iyi olması değil, sadece kötü olmaması, az çok ortalama olduğu sürece muhtemelen izlerim. "Buz Kraliçesi" de iyiymiş yalnız ha. Ayrıca bir itirafta bulunacağım: Bu animenin ilk bölümüne bir göz atıyor olma sebebim tamamen bu kız. Yoksa korku-gerilim falan olmasını da siktir edip (çünkü Japonlar nedense şu korku/gerilim işini animelerde bir türlü tutturamıyor, zaten toplam 10-15 tane var ama onların bile izlenebilecek kalitede olanları 3-4 taneden ibaret) yine hiç bakmayacaktım animeye.

Doumo, Suki na Hito ni Horegusuri wo Irai sareta Majo desu. daha taglarını ve adını okuyunca izlemeye karar verdiğim bir animeydi. Neden? Çünkü ormanın ortasında (gerçi burada teknik olarak göldeki küçük bir adada) tek başına yaşayan iyi niyetli cadılara (Champignon no Majo'daki kız olsun, Azusa Aizawa olsun, Monica Everett olsun...) bayılıyorum ulan! Yalnız eleman aşk iksirini tam olarak hangi sebeple, kimin için istiyor acaba? Bu konuda konuşan tek bir kişi gördüm, o da aynı benim gibi iksirin aslında bizzat Rose için olma ihtimali üzerinde durmuş (Bir diğeri de ortaya çok ilginç bir fikir atmış: "Eleman ya aşk iksirini kendi içip aşkı deneyimlemek istiyorsa?" O yöne gideceğini pek sanmıyorum gerçi ama gitse çok hoşuma giderdi.). Bu arada kızın bütün o malzemeleri teker teker verip elemanı devamlı adaya gelmeye zorlamasına koptum. Adam "Hepsi de çok zor bulunan malzemeler!" diyor bir de lewmld. Eee birader, aşk iksiri hazırlamak öyle kolay iş değil.

Genelde her sezon her şeyi koydukları bir gün olur, bu sezon da "kurban" olarak salıyı seçmişler (zaten genelde de ya pazar ya salı olur, çarşamba olduğuna denk gelmedim mesela, gelmişsem bile bir kere falan olmuştur ki hatırlamıyorum).

Kyouran Reijou Nia Liston: Byoujaku Reijou ni Tensei shita Kamigoroshi no Bujin no Karei Naru Musouroku isekailerin en sevmediğim tarafına dair büyük bir zıtlaşma niteliğinde, bu yüzden görür görmez ilgimi çekti. Nedir o "isekailerin en sevmediğim tarafı" peki? MC'nin karşısındakini hiç var olmamışçasına ezebilecek gücü olmasına ve bunun gayet de farkında olmasına rağmen bu gücü kullanmayıp pısırıklık yapması. Hitoribocchi no Isekai Kouryaku gibi bunu az çok mantıklı bir temele oturtan, insanı gıcık etmeden yapan isekailer de var ama aşırı derecede nadirler. Mesela Isekai Nonbiri Nouka'nın animesinde rezalet bulduğum bir sürü şey varken mangasında sadece iki durumdan şikayetçiyim: 1. Bu durum, gerçi adil olmak gerekirse MC de etrafındakiler de MC'nin gücünün tamamen farkında sayılmaz (yine de çoğu isekai'e göre çok daha yüksek farkındalıkları var, tam gücünün  farkında olmayan karakterlere [örn. Cid Kagenou] bir şey dediğim yok zaten). 2. Mangakanın ayda yılda bir bölüm çizmesi, onun da 3 sayfa olması (Hitoribocchi no Isekai Kouryaku'da da aynı sorun var). Bak mesela daha bugün Mondaiji-tachi ga Isekai kara Kuru Sou desu yo?'yu bitirdim, "isekaijin" karakterlerin üçü de düşmanını ezip ibretialem olsun diye işi sonuna kadar götürmekten kaçınmıyor (OVA'da bu durum daha da bir belli). Mondaiji-tachi yeni de değil, 2013 yapımı (LN'si 2011'de başlamış), basbayağı en eski isekai'lerden biri yani (MAL'a göre en eski isekai olan Mahou Shoujo-tai Arusu 2004, ondan hemen sonra gelen Zero no Tsukaima 2006 yapımı, sonra Zero no Tsukaima'nın diğer sezonları var, onların ardından da hemen Mondaiji-tachi geliyor; yani basbayağı çıkan 3. isekai animesi bu). "Modern" isekailerde gözüme batan sorunların çoğu da bu seride ya bir mantığa oturtulmuş ya da güzelce kaçınılmış. Be amk serileri, ta 2011'de yazılan ve animesi 2013'te çıkan seri bile henüz klişe olmamış* şeylerden kaçınabiliyor da 2026'da niye önümüze klişeyi dayıyorsunuz lan? Neyse, Mondaiji-tachi'yi bırakıp Nia Liston'a dönelim: Gerçi bu tam olarak "isekai" sayılmaz, fantastik evrenden fantastik evrene reenkarne oldu (tam reenkarnasyon da değil gerçi de ayrıntı vermeyeceğim), hatta aslında aynı evrenin farklı bir yeri/zamanı olma olasılığı çok daha yüksek. skahıuasdkd hizmetçi dört yaşındaki veletten "erkekler düşüncesiz kadınlardan hoşlanmaz" diye bir şey duymayı beklemiyordu tabii lkwsmfjols. Bunu seveceğimi daha ismine baktığım anda anlamıştım ama kesinlikle çok eğlenceli lan. Kızın tuz takıntısına da patladım bu arada kjsnfslz. Oooo, evren inşasına da bayıldım bu arada (ve bu konuda da detay vermeyeceğim. Gidin izleyin kardeşim, mük seri lan).

*Zira ortada Shoujo-tai Arusu gibi modern isekailere hiç benzemeyen bir örnek ve "fantastik diyarda çift ay" gibi bugün bile birçok isekaide gördüğümüz şeyleri ilk kullanan, bugün "isekai" denince akla gelen şeyin anime ortamındaki yaratıcısı olan Zero no Tsukaima ve animesi yine Mondaiji-tachi gibi 2013 yılında çıkmış Outbreak Company dışında bir örnek bile yok. Amk NGNL (buradan da NGNL'nin 2. sezonu için hâlâ hiçbir atılımda bulunmayan stüdyoları kınıyorum) bile çıkmamış lan daha, 2014 yılında çıkacak.

Super Psychic Policeman Chojo çok eğlenceli başladı. "Chin"juku'ya da bayıldım klalnaslk "Sh"injuku olmasın? Yok, "chin"juku (tırnakları böyle kullanmamın özel bir sebebi var, onu da gidip Jishoo.org'a chin yazarak öğrenebilirsiniz; gerçi yeterince animeyi -olması gerektiği gibi Japonca olarak- izlediyseniz zaten fark etmişsinizdir). Cidden çok eğlenceli lan, gülmekten ölüyorum burada. "Semt" insanı yakuzanın getirdiği yıkım güllesinden çok bizim elemandan korkuyor lskajejlsf.

Shiotaiou no Satou-san ga Ore ni dake Amai gerek adıyla gerek kapağıyla gerek kapakta gördüğüm esas kızıyla bana Class de 2-banme ni Kawaii Onnanoko to Tomodachi ni Natta'yı hatırlattı. Sırf ismiyle taglarına bakarak bile izleyecektim zaten ama bunlar ekstra motivasyonlar sağlıyor. Ayrıca koyu saçlı, "wolf cut"lı, soğuk tavırlı (ama genelde aslında yalnızca çok gergin) anime kızlarına da bayılıyorum. "Sadece sana özel davranan buz kraliçesi"nin çekiciliğinde yanderenin çekiciliği ile aynı şey var: Bunun tamamen size özel olduğu gerçeği (yanderenin yönlendirdiği linkteki "why Yandere can be perceived as attractive" bölümünü okursanız ne dediğimi daha iyi anlayabileceğinizi umuyorum). Anime kesinlikle beklediğimden iyi, hatta istediğimden bile çok daha iyi. Romantik komediye bayılıyorum lan!

Sekai Saikyou no Majo, Hajimemashita evet, burada yine S (düz S de değil, SSS amk) seviyeyi düşük sanan ahrazlardan oluşan bir kurgu var. Ama hem bunun üzerinde durulmayıp o kısımlar iki dakikada geçiştirildiği hem de bu aslında bir çeşit "fantastik CGDCT" gibi göründüğünden izleyeceğim. Ayrıca mal (veya düşman) olmadıkları sürece (yukarıdaki yazdıklarımda mallığın seviyesinin nerelere çıkabileceğine dair bazı örnekler verip imalar da yaptım) "hile karakterleri"ne bayılıyorum (gerçi kişiliklerine bağlı olarak düşman hile karakterlerini de sevebiliyorum ama kişiliği azıcık bile ilgi çekici olsa sempati duyacağımızı bildikleri için olsa gerek alayını yazarın hayal gücünün yetebildiği kadar büyük bir OE ve sadece hayatta kalabilecek kadar zekaya sahip yapıyorlar). Özellikle de rahat rahat, kafalarına göre takılıyorlarsa (bkz. Hitoribocchi no Isekai Kouryaku, bkz. Cid Kageno, bkz. Mondaiji-tachi ga Isekai kara Kuru Sou desu yo?, bkz. Azusa Aizawa). Kızın yeteneğinin "internet" olması aslında ilk kez gördüğümüz bir şey değil, hatta günümüzde bir isekai karakterinin (gerçi bu isekai değil, dümdüz fantastik) internet erişimi olmaması daha nadir ama yine de "SSS seviye internet" becerisine patladım ya. Arada sırada giren "indie pixel oyun seçimleri ekranı"na da bayıldım ayrıca. Şu "durum bildirisi" ekranlarını sık sık görüyoruz ama bu "indie piksel oyun seçim ekranı" o kadar sık gördüğümüz bir şey değil. Oğlum çok eğleniyorum lan. Hayır zaten izleyecektim, o isim ve o kapakla beni zaten kazanmıştı ama bu da beklediğimden daha iyi. Bu ne, bu sezonda niye bu kadar beklenti üstü seri var? Tamam, bunların hiçbiri çok iyi sayılmaz belki ama bu durum beklediğimden çok daha iyi oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Kız "internet"ten korkmaya başladı oasfwaosk. Seni o kadar iyi anlıyorum ki. skjjfasfk internet yeteneği SSS seviye ama pop-up engelleyicisi veya antivirüsü yok lkesaoesfld. ekeskesed kız yeni sekme açmayı ve gizli sekmeyi öğrendi lkkqwnlefsd. hkawbuaw kız neden sıralamanın SSS>SS>S>A>B>C diye gittiğini anlayamadı jkewfsaıksf. Ama itiraf edeyim, bu gerçekten hiç bilmeyen biri için çok kafa karıştırıcı bir durum. ksbaksx hileci speedrunner "bir sürü şeyi mi atladım?" diye düşünüyor anwksfl. Yggdrasil'in sözlerine de vicdan azabıyla karşılık veriyor jksanhnsfazl. Tabii kız o kısımları direkt atladığından "lore" hakkında hiçbir fikri olmadan Yggdrasil'den dünyayı emanet aldı ewlsnfwlaked. O değil de kızın aslen bir oyun wiki'sinden bakıyor olmasına da patladım sdfnlkfeds. Bayağı oyun içinde bir NPC yani aslında. Hatta bence "evrenin en güçlü cadısı" (animenin resmî İngilizce adının çevirisi bu, Japonca adının çevirisi biraz daha farklı: "Dünyanın En İyi Cadısı(na)(,) Merhaba (deyin)" veya "Dünyanın En İyi Cadısı, Tanıştığımıza Memnun Oldum" falan diye çevrilebilir; "iyi" burada kişilik özelliği, nezaket vs. değil de bir işte iyi, usta olmak vb. anlamında) falan diye halihazırda lore'da kendine yer bulmuştur. jwfhjwfas kız ortalama RPG/FRP/MMO oyuncusunun matematik hesaplarına (gerçi CRPG'lerde ve MMORPG'lerde bunu oyun genelde kendi hesaplar, daha çok TTRPG'lere ve FRP'lere özgü bir durum) daldı: Dünya asası büyüye x2 veriyor, bilmem ne yeteneği de büyüye x1,3 veriyor, öbür yetenek hasara artı/çarpan veriyor, şu zaten böyle yapıyor lkwsaqıowfalws. Yalnız hesaplamakla uğraşmadı, "neyse, çok güçlüyüm işte" dedi geçti ıqwfeolswd.

Sasaki to Pii-chan'ın 2. sezonu hakkında da bir şeyler söyleyeceğim: Yani tamam, "Otonari-san"ın durumu birinci sezonda da az çok tahmin edilebilirdi ve bugüne kadar çok berbat anime ebeveynleri gördük ama bu kızın annesi olacak orospu işi bambaşka bir seviyeye taşımış amk. Lan orospu çocuğu psikopat yazar, bu seviyede berbat ebeveynlik nasıl aklına gelebildi lan? Yeminle Palu Ailesi'nden fırlamış gibi mk. Bir de 2. sezonun açılışını direkt böyle yaptık, lan biraz soluklanaydık. Gerçi önce komik sahneleri koyup sonra bunu koysalar daha beter olurdu.

Tetsuryou! Meet with Tetsudou Musume hakkındaki yorumum sanırım tahmin edilebilir: CGDCT varsa ben de varım aga. Bu arada daha önce hamster beslemiş biri olarak söylüyorum, MC'nin yakın arkadaşı haklı: Kız kesinlikle hamster'a benziyor lasdmnalsd.

Seitokai ni mo Ana wa Aru! gerek adıyla gerek tanıtım görselleriyle bana Seitokai Yakuindomo'yu anımsattı ve Seitokai Yakuindomo'ya cidden bayılmıştım. Şimdi izlersem o kadar sevip sevmeyeceğimden emin değilim (gerçi geçenlerde denk geldiğim birkaç sahne beni animeyi izlediğim zamanlardan bile daha fazla güldürdü) ama yine de o yüzden bu anime görür görmez ilgimi çekti. qwazuıs animenin açılışını Minamoto Sakura 2.0 ile yaptık kjasdznolzs. (Erkek) MC'nin mükemmel edebiyat notları vs. berbat fen notları yüzünden sınıfta kalmış olması lewsfowslf. Evet, bu animenin Seitokai Yakuindomo 2.0 olması konusunda cidden haklıymışım ve kesinlikle bayıldım. Rehber öğretmenin de konuşurken ayak tırnaklarını kesmesine ve elemanın ilhamdan mı yoksa disleksiden mi bahsettiği belli olmayan konuşmasını "Edebiyata gönül verince böyle oluyor." diye tamamlamasına yüz ifadesi ve ilgisiz ses tonu zerre değişmeden "Vay be, ben de dikkatli olsam iyi olur." diye tepki vermesine de patladım oıfsjofld. Reddit'te biri bunu "Sanki D-Frag ile Seitokai Yakuindomo'nun sapkın ve kaçık bir çocuğu olmuş gibi" diye tanımlamasını gördüm şwaapfsl ve %100 katılıyorum (gerçi o iki animenin çocuğu sapkın ve kaçık olmasa daha tuhaf olurdu, D-Frag'da bildiğin sadist bir ana karakter var amk). gasvuaws Tan'ın erkek olması hakkında Ume'nin yorumunun "Meme uçları televizyonda göründüğünde bu gayet belliydi, değil mi?" olmasına patladım lkwsfnesfld, eleman da "Ne televizyonu, ne oluyor amk?" demeden "Doğru ya." diyerek az önce balyozla girişilmiş dördüncü duvarın kalıntılarının üstüne işemiş oldu wopadmsşf. Elemanın "dil sevdası" nutkuna Tan "vay, cringe" diye tepki verdi şamşazd. Harbi bayıldım lan. jhsasj müzik kulübü "yakın temas" lafını duyunca kaçtı asljoawsdl ve animenin bana öğrettiği bir şey varsa o da müzik kulübünün bir pseudo-romantic frinedship yuvası olduğudur awkdjosl. Başkanın "beden eğitimi" çalışmasına da patladım jkqwandıaksd. Beden eğitimini öyle çalışıyorsa biyolojiyi düşünemiyorum lwqqanl. akjjhauıs "hafif müzik" (keyon>K-On) kulübünün çantasından tabii ki porno dergisi (kapağından lezbiyen porno dergisi diye düşünmüştüm ama belli ki düz porno) çıkıyor wkajaoızsld. Biri de müzik kulübü hakkında "en heteroseksüel anime kız grubu (girl band)" yazmış klsnfwolsd.

Toaru Anbu no Item -adından anlamadıysanız, ki böyle bir şey beklemiyordum ama Reddit'te birine denk geldim- Toaru serisinin yeni... bir şeyi. Hayır buna ne diyeceğimi de bilmiyorum ki aq. Railgun'la bağlantılı ama tam da değil. Spin-off denir mi ki buna? Railgun zaten Index'in spin-off'u, bu da Railgun'ın mı spin-offu? Bilemedim. Başında "yan hikaye" yazıyordu ama "spin-off"u mu yoksa "side story"yi mi öyle çevirdiklerinden emin değilim, o ikisi çok farklı şeyler. Tabii bir de İngilizcesinden de öte acaba Japonca orijinalinde ne yazıyordu? Crunchyroll denen gavatların yaptığı İngilizce çevirilerde bazen "Oha amk, onu niye öyle çevirdiniz? Mal mısınız?" dedirtecek kadar alakasız kelime seçimleri olabiliyor. Mugino eğlenceli bir karaktermiş bu arada, gerçi Toaru karakterleri genel olarak eğlenceli olur zaten. Toaru serisinden yeni bir şeyi "Öfff, yine mi ya?" diye geçiştirmek yerine izleme ve muhtemelen izlemeye devam edecek olma sebebim bu zaten. O değil de bak izledikçe ve Reddit'te ilk bölüm hakkındaki yorumları okudukça hatırlıyorum, ITEM diğer serilerde de vardı zaten aq. Ama o kadar uzun süre geçti ki neredeyse Misaki'yi bile tanıyamayacaktım, hatta Reddit'te Gekota kelimesini görene kadar o sıranın ne sırası olduğu ve Misaki'nin neden o sıraya girdiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu (ama Frenda'yı görür görmez tanıyıp "Aa bu şey değil mi, şey?" dedim, zaten çoğu kişinin fikri de "sadece Frenda için buradayım"). Bu arada Reddit'te bu animenin ilk bölümüne yorum yapanların yarısından fazlası [deleted] amk. Neden lan? Reddit modları denen gavatlar topluluğu yine kafalarına göre saçma sapan toplu adam mı banladı, ne yaptı? Ya da bir sebepten boykot moykot ayağına mı sildiler... Amk adam yorumu daha "3h ago" yazmış ama adı yerine [deleted] yazıyor. Bu ne saçmalık lan? Hesabı silineli daha 3 saat olmamış. Niye amk? Bu arada Academy City'yi cidden özlemişim ya. Toaru hiçbir zaman öyle aman aman sevdiğim bir seri olmadı, daima "izle geç işte" olarak gördüm ama Academy City'ye dönmek bana evimde gibi hissettirdi, ki bu gerçek dünyada neredeyse asla yaşamadığım, kurgusal dünyalarda da çok nadir yaşadığım bir histir.

Hotaru no Yomeiri aslında gerek kapağıyla gerek karakterleriyle biraz ilgi çekici duruyor ama hiç çekebilecek havamda değilim ya. "Plan to Watch"a ekleyip geçiyorum, bir ara izlerim. Muhtemelen.

Bu sezon daha bir şey çıkar mı, çıksa da izler miyim bilmiyorum ama pazartesi kontrol edip düzeltmeleri vs. yaptıktan sonra yayınlayacağım bunu. Hayır çünkü beklesem ta ayın ortasına kadar bile bekleyebilirim (gerçi ayın ortasına çok da kalmamış, şu an 9'u).

Kyoufu Collector. Pek fazla iyi örneği olmasa da korku filmlerine bayıldığımdan korku animelerine de şöyle bir göz atıyorum. MAL'daki puanı feci düşük (5 küsur) ama milyonuncu kez aynı karakterleri ve aynı olay örgülerini üstümüze fırlatan bir "battle shounen" olmayan her şey MAL'da sıfırdan tırmanmak zorunda kalıyor, o yüzden bunu pek takmıyorum. MAL'da puanı 7 mi 8 mi ne olup "Oha, bunun puanı niye bu kadar yüksek lan?" deyip izlemeye çalıştığım ama ilk bölümü bile tamamlayamadığım bir romantik dram da gördüm sonuçta. Ooo, "şehir efsaneleri" temalı/temelli bir de. Harbi bayılırım. Misal Supernatural'ın ilk üç sezonunu dördüncü ve beşinciden çok daha fazla sevmiştim, "şehir efsanelerini takip ediyoruz" teması o denli bayıldığım bir tema. Animenin "kızıl"lığını gözümüze sokmasına da bayıldım bu arada ya. Reddit'teki mallar animeye bir sürü laf etmiş ama aralarında anime zevkine güvendiğim tek bir kişi bile yok ve evet, gerçekten Reddit'te anime zevkine güvendiğim kişiler var, Reddit'ten haftalık anime yorumlarını takip etmeye başlayınca öğrendim (yukarılarda biri şöyle demiş vs. dediğim şeyler de hep Reddit'ten, orijinali İngilizce olan yorumlar zaten), izlediğim neredeyse her şeyde bu kişileri görüyorum ve ikisi hariç hepsinin yorumlarına %98 civarı katılıyorum, o diğer ikisinden birinin yorumlarına yaklaşık %50 (animesine göre aslında %40-60 ama sonuçta %50 yapıyor işte), diğerinin yorumlarına da maks %20 katılıyorum ama nedense izlediğim her animenin yorumlarında o maks %20 katıldığım, çoğu zaman hiç katılmadığım da var. Bunda o bile yok amk. Tabii animeden gecenin 3'ünde izlediğim için de bu kadar etkilenmiş olabilirim ama harbi ürkütücü lan. Ayrıca daha konunun başında söylediğim gibi ŞEHİR EFSANELERİ TEMALI YAPIMLARA BAYILIYORUM ULAN! Annenin umursamazlığı beni benden aldı bu arada ya... ama bu da korku janrının "gerekli kötülük"lerinden biri işte, mecbur katlanıyoruz. Yarrağımı gerekli yarrağımı! Sırf senaristin kafa patlatması gerekmesin, film/dizi/anime kendiliğinden uzasın diye bulduğu bir dalyaraklıktan başka bir şey değil lan bu. Bu arada eğer oralarda yazılarımı düzenli takip eden birileri varsa fark etmiş olsa gerek ki asıl büyük çıkışıp itin götüne soktuğum yapımlar, temalar vs. aslında sevdiğim yapımlar, temalar vs.dir. Gerçekten nefret ettiklerime sinir bozucu ama orada olması hakkında yapılabilecek bir şey olmayan bir böcek gibi davranıp büyük ölçüde görmezden gelirim.* Hassureee, o son neydi öyle? Uzun zamandır bir "abi-kardeş kapışması" görmemiştim, hatta "abi-kız kardeş" kapışması hiç görmemiş bile olabilirim. Bu arada... ah be Natsuna. Fedakarlığın unutulmayacak.

*Bir Kashita Maryoku wa Revo Barai de Kyousei Choushuu'nun paragrafına bakın bir de MezaMeza'daki dipnot yıldızlarına. Ön bilgi: "Partiden atılan OP destek büyücüsü" temasını hiç sevmiyorum ve Kashita Maryoku wa Revo Barai de Kyousei Choushuu'dan daha openinginin bitmesini bile beklemeden animeyi salacak kadar nefret ettim, "oyun-isekai"e ise bayılıyorum ve Mynoghra'nın çok küçük bir iki değişiklikle türünün efsaneleri arasına girebileceğine inanıyorum.

Delinin teki. Aile evinde hayatta kalmaya ve daha fazla acı çekmemek için umudu öldürmeye çalışıyor. Erdem Ö. Hayalî mahlasıyla kitap* yazdı, şimdi de yayınevlerinin yamyamlıkları ve doğrudan yayıncılık servislerinin onlardan da beter olması nedeniyle umarsızca bir çıkış yolu arıyor. Sadece birini yayımlatabildiği, onun hakkında da "Yayımlatmaz olaydım!" diye düşündüğü tüm kitaplarını yazdığı mahlası artık bloğunda da kullanıyor.

*Ejderin Mührü (ALMAYIN! Benim yazdığım kitap değil bu, editörün kafasına göre yaptığı değişiklikler ve hatalarıyla dolu bir saçmalık sadece. Halihazırda aldıysanız, düzeltme işini yaptıktan sonra bir şeyler ayarlayacağım. Eposta atın.)

28 Haziran 2026 Pazar

Needy Girl Overdose Anime Uyarlamasının Finali Hakkında (Bu da Bilimsel Makale Başlığı Gibi Oldu da Neyse) ve Ribsekai Hakkında Ufak Bir Şey

Bak, Needy Girl Overdose'un anime uyarlamasını burada çok övdüm, hâlâ da dediğim her şeyin arkasındayım ama 13. bölüm tüm animenin kalitesini düşürüyor. Yani tamam, iyi sonla bitirmek istemişler ama böyle bir anime kesinlikle kötü sonla, tüm karakterler mahvolup umutsuzluktan kırılmışken bitmeliydi. 12. bölümdeki "ima edilen iyi son"u kabul edebilirim; ama bu kadar doğrudan bir iyi son kesinlikle böyle psikopat bir VN'den uyarlanan (daha doğrusu "ilham alan", hikayeyi bu kadar değiştirince artık "uyarlama" olarak tanımlanamaması lazım) ve hikayeyi -mecburen- detaylandırıp değiştirse de psikopatlık düzeyinin hakkını verebilmiş bir animeye yakışmıyor. Zaten 12. bölümde de "Amk ne güzel yerde bitti işte, niye final değil ki bu?" demiştim. Henüz finali izlemeyi bitirmedim ama MAL'da verdiğim puanı 9'a, hatta duruma bağlı olarak 8'e çekebilirim. Bu amına koyduğumun Japonları niye iyi son yapmaları gereken Wonder Egg Priority gibi animelere rezalet kötü sonlar (kötü son koyacaksan da kaliteli bir kötü son koy amk) koyup bütün olayı psikopat bir VN'den uyarlanmak olan bir animeye bu kadar umutla ve iyimserlikle dolu, üstüne bir de komedi soslu iyi son koyuyor lan? Sizce bu amk animesini genel dünya görüşü iyimser olan kaç kişi izleyecek ki? Lan hedef kitleniz karamsarlar zaten, alo! Neyse, karakterlerin psikopatlık ve hayatı sorgulama düzeyi devam ediyor. "İyiyiz, rahatız artık yea"ya bağlamamışlar, karakterler hâlâ kendi çelişkilerini yaşıyor çok şükür. Daha hikaye bile tamamlanmadan o sona bağlayıp siktir olup gidenler de var sonuçta (seni unuttum sanmıştım, değil mi Urasekai Picnic denen şerefsiz?). Bu arada ilginç bir şey var, bunu zaten birinci bölümden beri düşünüyorum ama bu animenin başkarakteri KAngel değil lan. Hatta Ame bile değil. Başkarakter Kache. Onunla açıldı, onunla bitti. Garip. Bu arada bu finali bıçaklanmalarla, atlamalarla ve "Ne olabilirdi?" sorusunun ardından ikinci bir opening görevi gören bir tür kliple açtılar, o yüzden bu finali hazmetmem kolaylaşıyor. Böyle yapmayıp dümdüz komedi soslu aşırı optimistik iyi son yapsalar burada Yuukawa'ya sövdüğümden daha beter söver, animenin puanını da 10'dan 9'a (duruma bağlı olarak 8'e) çekmek yerine (gerçi çekmeyebilirim, hâlâ karar vermedim, bölüm bitene kadar da vermeyeceğim) 5'e hatta daha aşağı çekerdim.

Bu arada dur ben şu Needy Girl Overdose'un VN'sini bir oynayayım ya. Ne zamandır üşeniyordum, üşengeçliğimi atmam için böyle bir anime yapılıp böyle bir sonla bitmesi gerekiyormuş demek. Vay amk. Yalnız oyun Steam'de varmış ki buna şaşırdım ama daha da şaşırdığım şey ücretli olması (neyse ki indirime denk geldik).

Bak bu arada yukarıda "kitleniz karamsarlar zaten" dedim de tam olarak animenin kitlesi zaten umutsuz NEET'ler (buna da "Neni" mi ne saçma sapan bir çeviri yapmışlar) olduğundan da böyle bir sonla bitirmiş olabilirler. NHK ni Youkoso'dan beri Japon hükümetinin en büyük derdi hikikomoriler sonuçta. Niye? İş gücüne katılım lazım. Yani Türkçesi, patronlara köle lazım. Bir de Japon çalışma sisteminden bahsediyoruz amk, "çok çalışmaktan ölmek" ve "sınav stresinden intihar etmek" diye kavramların günlük hayatın bir parçası olduğu bir ülke. O yüzden zaten nerede Japon eğitim sistemi öven bir mal (Amk o kadar güzel özelliği olan ülkeden övmek için gidip en rezil unsurunu seçer mi bir insan?) görsem bir tarafımla gülüyorum.

Final bölümünün en sonunda tekrar toparlayıp umutsuzluğu iliklerime kadar hissettirdi de puan düşürmek zorunda kalmadım neyse ki. "Game Over" mavi ekranıyla bitmesine de bayıldım bu arada. Koca yazıyı da Needy Girl Overdose'a ayırmış olduk ama hak ediyor.

Sadece Megami "Isekai Tensei Nani ni Naritai desu ka" Ore "Yuusha no Rokkotsu de" hakkında bir şey diyeceğim: Beklediğimden katbekat güzel bir animeydi. Her bölümde absürtlük seviyesini bir üst katmana çıkardılar. Her evrenin sanat tarzının farklı olması gibi şeylere de bayıldım. Burada bir romantizm var işte (tanrıçayla MC arasındaki, tanrıçanın aşırılı tsundereliği yüzünden yarım kalan şeyden değil, "klasik romantizm"den bahsettiğimi anladığınızı varsayıyorum).

Delinin teki. Aile evinde hayatta kalmaya ve daha fazla acı çekmemek için umudu öldürmeye çalışıyor. Erdem Ö. Hayalî mahlasıyla kitap* yazdı, şimdi de yayınevlerinin yamyamlıkları ve doğrudan yayıncılık servislerinin onlardan da beter olması nedeniyle umarsızca bir çıkış yolu arıyor. Sadece birini yayımlatabildiği, onun hakkında da "Yayımlatmaz olaydım!" diye düşündüğü tüm kitaplarını yazdığı mahlası artık bloğunda da kullanıyor.

*Ejderin Mührü (ALMAYIN! Benim yazdığım kitap değil bu, editörün kafasına göre yaptığı değişiklikler ve hatalarıyla dolu bir saçmalık sadece. Halihazırda aldıysanız, düzeltme işini yaptıktan sonra bir şeyler ayarlayacağım. Eposta atın.)

17 Haziran 2026 Çarşamba

Durum Güncellemesi (Böyle mi Diyordum Lan Ben Bu Konudan Konuya Atlayıp Yarım Yılda Yazdığım Yazılara?): Marika-chan, Scary Movie, 2000ler ve MSN

Marika-chan no Koukando wa Bukkowareteiru'nun çıkacağını biliyordum halbuki. TRAnimeİzle'de olmayınca çıkmadığını varsaymıştım. Bu arada ben mangayı hiç böyle hatırlamıyorum lan, mangası da ecchi miydi bunun? Ecchi ise de bu kadar yoğun muydu?

Bugün (Tabii siz bu yazıyı kim bilir ne zaman okuyacaksınız? Yukarıdaki paragraf en az bir aylık.) Scary Movie'ye gittim. Aslında niyetim film gelir gelmez gitmekti, kimse bilmeyecek olsa da benim için sembolik bir anlamı vardı (taraf seçmekle ilgili bir şey) ama durmadan öksürdüğüm saçma sapan bir hastalık yaşadığımdan anca gidebildim... ve tam olarak beklediğim ve istediğim şeyle karşılaştım. Bu film, bana uzun zamandır zaten içten içe bildiğim iki gerçeği inkar edilemez biçimde fark ettirdi: İlki, 2000ler psikopat komedisine bayılıyorum ulan! Cücenin woke zenci kızı "Derdini sikeyim!" diye bıçakladığı sahnede koptum özellikle. Tuesday'in ("Wednesday değil, telif olmasın diye belirtmem lazım" osısfnıskfz) "Neyse, artık korsandan izleriz" dediği Michael Jackson filmi parodisine de ayrı patladım. Bir de Korkunç Bir Film serisinin popüler olduğu zamanlarda olmadığım şekilde Scream serisini izlemiş biri olarak filme gittiğimden benim için ekstra komikti. Ama tek pişmanlığım, keşke bu filme gitmeden daha önceki filmleri (Yönetmenlerin resmen görmezden geldiği 5. film dışında önceki filmler hakkında da bolca muhabbet vardı, meta-kurguyu bir üst aşamaya çıkarmışlar resmen. Bayıldım.) tekrar izleseydim. Ayrıca ListeList gibi Türkiye'ye SJW belasını getirenlerden oluşumlardan birinde ve Ekşi'de bu filmin açılışı rekorla yaptığından hiç bahsedilmemesine ve sloganı "Sınırlar Aşılacak" olan filmden (biraz daha aşmalarını isterdim aslında ama bu kadarı da gayet yeterli) "Aman ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey" tadında bahsedilip geçilmesine de hiç şaşırmadım. Yalnız yıllardır "Scary Movie dönerse ve tutarsa White Chicks 2'yi çekeceğim" deyip duran Keenen Ivory Wayans'a (Kaç kişi lan bu Wayans kardeşler? Filmde de muhabbeti geçti zaten) atılan disse de bayıldım (işin komiği adam bu filmin de senaristlerinden biri, yani aslında kendi kendine diss atmış oluyor lkekwnnfls). Bu arada ben filmin dublajlı olmasını bekliyordum ama altyazılıydı. Afişte veya sinemada buna dair hiçbir bilgi yoktu. Bunu bir de dublajlı izlemek lazım, tabii gelecekse. Neyse, bu filmin zaten farkında olduğum hâlde bana inkar edilemez biçimde fark ettirdiği ikinci şeye geliyorum: Tüm zevklerim, hatta kişiliğimin büyük bölümü 2000ler tarafından oluşturulmuş. Bunu "tomboyları sevmeye giden yol Buttercup'ın (Powerpuff Girls'teki. Daha doğrusu 98-2005 [TR'de 2002-2008] Powerpuff Girls'ündeki.) havalı olduğunu düşünmekle başlar" memini gördüğümden ve bizim zamanın eski çizgi filmlerini gerek nostalji gerek "ebeveyn bonusları" için izlemeye başladığımdan beri zaten seziyordum (örneğin hiç çekinmeden ve utanmadan Kim Possible'ın koca bir nesle kızıl saç fetişi aşıladığını iddia edebilirim) ama bu film bana bunu inkar edilemez biçimde fark ettirdi. Bu arada sırf Scary Movie'ye gideceğim diye çok övülen Obsession'a ya da internet kültüründen çıkma kolektif bir çalışma olduğu, yani "aslen internetteki herkesle birlikte inşa edilmiş bir şey" olduğu için apayrı bir sempatim olan Backrooms'a gitmedim. "Üzer mi?" diye düşünmüyor değildim, sonuçta bu çağda çok ileri gitmek zor ama film, 2026 yılında olabileceği kadar muhteşemdi. Aslında -dediğim gibi- daha da ileri gitmelerini isterdim yine beklediğimden çok daha fazla ileri gitmişler, ellerini korkak alıştırmamışlar. Umarım bu, 2000lerdeki özgür komedi ve sanat ortamının en azından bir nebze dönmesine yardımcı olur. "Özgür komedi ve sanat" demişken yine sadece filmi kendiniz izlerseniz anlayabileceğiniz bir gönderme yapayım: "Kitap Yasaklarına Hayır. Harry Potter Hariç." snaknfskl. Gerçi bunu anlamak için filmi izlemek de yetmiyor, "Tamam da neden Harry Potter hariç?" sorusunun yanıtını bilmek gerekiyor, onu bilmek için de kendisi SJWliği İngiltere'ye ithal edenlerin başında gelen Rowling ile diğer SJWler arasındaki "transfobi" dramasını bilmek gerekiyor. "Özgür komedi ve sanat" demişken Ghostface'in kendisine yapmaya çalıştığı her şeyi "ırkçılık" olarak nitelendirip ölmekten kurtulan adama da (Ray'di sanırım) ayrı patladım.

2000ler miki binler demişken, lan Microsoft, senin ben kafanı sikeyim. Bak MSN'yi hatırlayıp sinirlendim yine. Skype'ı alacağım diye MSN'yi iç ettin, sonra Skype'ı da öldürdün? Ne oldu şimdi, ikisi de siktir oldu gitti. Sizin ben kafanızı sikeyim. Bir Microsoft, bir Amazon. Bir tane "Yapacağın işi sikeyim" diyecek adam yok mu lan bu koskoca şirkette? Bu arada yıl olmuş 2026, Telegram'ından Whatsapp'ına en azından ucundan denemediğim çetleşme uygulaması kalmadı gibi bir şey, hâlâ hiçbirinde MSN'nin o muhteşem özelleştirme seçenekleri, her duyguyu ifade edebilen gifleri ve "smiley"leri (o zamanlar emoji yoktu) falan hiçbir uygulamada yok. İnsanla mı yazışıyorsun robotla mı belli değil, her şey tek tip. Gerçi internette artık her şey tek tip, o yüzden indie web falan diye hareketler var.

Bunu kendisi dışında kimse anlamayacak, zaten böyle de olması gerekiyor ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Vhjkk Bjfdf, teşekkürler. Zaten etmiştim ama bir de buradan etmek istedim. (Gerçi burada -her ne kadar bağlam olmadan pek bir şey ifade etmese de- bu adı vermek konusunda biraz kararsızım, silmemi istersen silerim).

Delinin teki. Aile evinde hayatta kalmaya ve daha fazla acı çekmemek için umudu öldürmeye çalışıyor. Erdem Ö. Hayalî mahlasıyla kitap* yazdı, şimdi de yayınevlerinin yamyamlıkları ve doğrudan yayıncılık servislerinin onlardan da beter olması nedeniyle umarsızca bir çıkış yolu arıyor. Sadece birini yayımlatabildiği, onun hakkında da "Yayımlatmaz olaydım!" diye düşündüğü tüm kitaplarını yazdığı mahlası artık bloğunda da kullanıyor.

*Ejderin Mührü (ALMAYIN! Benim yazdığım kitap değil bu, editörün kafasına göre yaptığı değişiklikler ve hatalarıyla dolu bir saçmalık sadece. Halihazırda aldıysanız, düzeltme işini yaptıktan sonra bir şeyler ayarlayacağım. Eposta atın.)

23 Nisan 2026 Perşembe

Kısır Döngü

 Saçma sapan bir kısır döngüye sıkıştım kaldım. Aile evinden bir an önce ayrılmam gerekiyor… ama aile evinden ayrılamamamın en önemli sebebi zaten aile evinde yaşıyor olmam. Neden? Çünkü bedenim zaten nispeten rahat olduğu için aile evinden ayrılmaya çabalamak için bir motivasyonu yok, zihnimse bu yaşta hâlâ aile evinde olmanın stresiyle boğuştuğu için gerçek fayda sağlayacak hiçbir şeyi düşünemiyor. Bir fikir bulsam veya görsem bile bu sefer de paranoyak doğam ve her şeyi, o şey yapılamayacak hâle gelene kadar detaylandırma eğilimim devreye giriyor. Hepsini aşıp bir işe el atmaya kalktığımda da hükümetin saçma sapan bir sebepten aldığı alakasız bir karar o şeyi yapmama engel oluyor. Ve böyle bir şey olmasa veya sonrasında o karardan dönülse bile bu sefer de aile evinde yaşadığım için zaten bir şeyleri yapmak için evdeki birilerinin bana sataşmayacağı veya beni bölmeyeceği bir zamanı beklemem gerekiyor. Öyle bir zaman geliyor mu? Gecenin üçü. En saçma sapan boğucu düşüncelerle boğuştuğum, parmağımı kıpırdatmaya motivasyonum olmayan, sadece yatakta boş boş yatıp ağlamak istediğim saatler. Tabii a… k… aile evinde olduğumdan ve Türkiye’de “ses yalıtımı” denen kavram bilinmediğinden ağlasam bile sessiz olmaya uğraşmam gerekiyor.

Ve bütün bunlarla boğuşurken de zaten hep en kötüsünü düşünmeye ayarlanmış gibi duran beynim aştığım, her nasılsa aşabildiğim her adımda “İyi de bunu yapsan ne olacak ki? Piyasada kiralık, satılık falan ev mi var? Diyelim var, bunlarla aile evinden ayrılacak kadar parayı ne zaman biriktirebilirsin ki? Tabii o da biriktirebilirsen…” gibi düşünceleri devamlı, devamlı, devamlı tekrarlıyor.

Bu evden ayrılmadan bu zihniyetten çıkabilmemin imkanı yok ama bu zihniyetten çıkıp bir şeyler yapmaya başlamazsam asla ayrılamayacağım. Orgonit gibi kerameti kendinden menkul -ve bir hafta önce varlığından haberim olmayan- şeylerden medet umar hâle geldim. Bazen kendimi iğrenç, zerrece komik olmayan, aşırı derecede de sıkıcı bir komedi filmindeki bir karakter gibi hissediyorum. Belki bu şekilde düşünmek biraz olsun rahatlamamı sağlıyordur. Gerçi ben pek görünür bir etkisini gözlemleyemedim, zaten henüz buna gerçekten inanacak kadar da delirmedim ama belki böyle düşünmek zihin yükümü biraz olsun azalttığından böyle düşünüyorumdur. Ya da diğer seçenek hayatı anlamsız bir dram olarak görmek olduğundan ve dramdan cidden nefret ettiğimden, özellikle de anlamsız ve gereksiz dramadan.

20 Nisan 2026 Pazartesi

Sezon Başı Animeleri

Ama önce Yuukawa'ya söveceğim. Ulan ne güzel başlamıştı halbuki. 11. bölümde başlayan o saçmalık 12. bölümde de artarak devam edince -ki 12. bölüme katlanamadım bile, atlaya atlaya izlemek zorunda kaldım- animeyi droplayıp gidip MAL'dan hem bölüme hem anime geneline 1 puan verdim. 13. (son) bölümün yorumlarına bir baktım, "belki biraz düzeltmişlerdir" diye ama aynı tas aynı hamam devam etmiş gibi duruyor. Beni uzun zamandır bu kadar kızdıran bir kadın MC olmamıştı, Yumemiru Danshi wa Genjitsushugisha'nın kadın MC'sinden bile bu kadar nefret etmiyorum. Hayır bir de 10 bölüm boyunca hiç böyle bir karakter değilken 12. bölümde bildiğin kahpeye dönüştü karakter mk. Böyle bir saçmalık mı var? Anime -hangi akla hizmetse- mangayı değiştirmiş bu arada, "mangada böyle olmuyordu, mahvetmişler" deniyor. Herhalde animenin yönetmeni kadın MC'den nefret ediyordu, bizim de nefret etmemizi istedi. Yoksa yani o anlatılan değişiklikler için en ufak bir mantıklı sebep yok. Wonder Egg Priority'nin finalinden daha rezilini görmem diye düşünürken çok yanılmışım amk. Böyle bir saçmalık olamaz.

Hazır Yuukawa'dan bahsetmişken önceki sezonun diğer animelerinden de kısaca bahsetmek gerekirse Jingai Kyoushitsu no Ningengirai Kyoushi muhteşem başladı, muhteşem bitti. Mirai'ın animeye sokuluşunun her şeyi bozacağından endişeleniyordum ama neyse ki öyle olmadı. Ayrıca Mirai'ın o olanları unutmadığı, Hitoma'ya "hiçbir şey olmamış gibi devam edelim" demesinin yalan olduğu çok belliydi zaten (anime bitmeden yazdığımdan bu cümleyi şöyle tamamlamıştım: "ama ben asıl MC'den nefret mi ediyor, MC'ye âşık mı yoksa başka bir şey mi var, onu merak ediyorum. Çünkü görsellerde Hitoma'yı görmese muhtemelen asla bu okula başvurmayacaktı." Bu soru da cevaplanmış, "muhtemelen" dediğim şey de Mirai'ın ağzından kanonik olarak onaylanmış oldu). Enen no Shouboutai'ın final sezonu harbi muhteşem. Bir de şu aralar Soul Eater izliyorum, onunla da birleşince (Arthur'un Excalibur'un "Baka!" deyip durmaya başlaması vs Soul Eater'daki Excalibur ve tabii ki ruh rezonansı! Tabii 13. bölümde başka bir ton detay da var ama hepsini teker teker saymayacağım.) tam "nerdgasm" oldu. Ha bak Soul Eater'ı izlememiş/izlemiyor olsam bu sona muhtemelen "Yani... en azından yarım kalmadı." gibi bir tepki verirdim. Chitose-kun wa Ramune Bin no Naka aslında güzel başlamıştı ama animenin yarısı bitmişken hâlâ ilk kızın olayının tam çözülmemesi -ki bunlar "ana çift" olacaksa buna da karşı değilim ama belli ki bundan sonra diğer kızların arkları olacak, animenin yarısından fazlasını bunun arkı kapsıyorsa diğerlerini neden ve nasıl umursayayım ki?- beni kanser ettiğinden bıraktım. Ikoku Nikki hakkında söylenecek fazla bir şey yok: Muhteşem başladı, muhteşem bitti. "Tamon-kun Ima Docchi!?" de aynı şekilde. Sondan bir önceki bölümdeki Utage'nin istifası animenin havasını biraz bozdu gerçi ama o olay olmasa Utage'nin kardeşleriyle tanışan Tamon görmek için yazar/mangaka muhtemelen pek bir bahane bulamazdı, hem zaten sonra tekrar işe girip anime bir nevi başladığı yere dönmüş (ama artık idol grubundaki bağlar öncekinden daha sıkı olarak, yani en azından artık bir bağ var) oldu, o yüzden sorun yok. Buna neden Yuukawa'nın sondan bir bölüm öncekine çok benzer bir şey yapmış olmasına rağmen sövmüyorum? 1. Utage zaten "Ben bir hayran olarak Tamon-kun'a bu kadar yaklaşırsam beni kazığa oturturlar, hatta ben bizzat kendimi kazığa oturturum!" zihniyetinde. Bunu ilk bölümden beri görebiliyoruz. 2. Gerçekçi. Ekipten birinin bildiğin yandere hayranları var, Utage'nin ve yine Tamon fan olan iki arkadaşının da hafif yandere eğilimlerini gördük. Bu durum zaten Japonya'da gerçekte de görülen bir şey. Yani Yuukawa'daki gibi "Bu adam şeytan kraldan daha güçlü, ben bunun arkasından iş çevirip 'kral emrediyor, zaten hemen reddedeceğim' bahanesiyle dükün tekiyle evlilik görüşmesi yapar, yetmeyip bir de randevuya çıkarsam ülkenin içinden geçse kral da ben de hiçbir mantıklı bahane bulamayız ama siktir et, ben orospunun teki olduğumdan böyle yapacağım" şeklinde bir saçmalık yok. Utage'nin onu niye yaptığını, özellikle Tamon'dan uzak durmaya çalışarak geçirdiği bölümde gayet net biçimde anlayıp karakterle empati kurabiliyorsun. Kaya-chan wa Kowakunai birkaç sezon daha devam eder diye bekliyordum ama tek sezonda bitti, devamı olmaz herhalde. Daha önce de dediğim gibi: Dark Gathering kafasındaki animelere bayılıyorum ulan! Ayrıca her şeyin çözüme ulaşması, olayın ardındaki tüm gerçekleri öğrenmemiz ve hiçbir "açık uç" kalmaması da ayrıca hoşuma gitti. Bazı animeler var, taglarda romantizm olmasına rağmen başkarakterler birlikte mi değil mi belli olmuyor mk. Bunda taglarda gizem var ama her şey çözüldü. Çözmeden de bırakabilirlerdi. Yarrak gibi, animenin tüm havasıyla uyumsuz bir son da yapabilirlerdi. Bunca yıllık anime izleyicisiyim ve şunu açıkça belirtiyorum ki Kaya-chan wa Kowakunai'ın sonu, şimdiye kadar gördüğüm en muhteşem, en harika, en güzel finallerden biri. Bunca yıllık anime izleyicisi olarak Japonların son yapamadığını çok iyi biliyorum çünkü. Finale kadar muhteşem devam eden seri finalde bir anda çöpe dönüyor mk. Hayır tamam, kendim de az buçuk yazıp çizen biri olarak final yazmanın hikayenin tamamını yazmaktan çok daha zor olduğunu ben de biliyorum ama "yarrak gibi final" dediğin olsa olsa %50 civarında olur. Eğer bu yarrak gibi finaller %90'lara, hatta daha yukarılara çıkıyorsa ben derim ki "Bu(nlar) final yazamıyor ulan?" Misal J.J. Abrams pezevengi (Niye durduk yere adama küfrettim? Buyurun: https://eksisozluk.com/yuzuklerin-efendisi-guc-yuzukleri--7145502?a=find&keywords=abrams Hatta: https://eksisozluk.com/entry/144323343), misal mangakaların alayı. Seihantai na Kimi to Boku için de en başında söylediğim her şeyin arkasında olmakla kalmıyor, hepsine +10 veriyorum. Net olarak sezonun en iyi romantizmiydi. Fumetsu no Anata e'nin 3. sezonuna gerek var mıydı bilemedim... Modern dünya işin içine girince bozdu bence. Epey bir izledim ama çok canımı sıktığı, ilk iki sezondaki orijinal evren inşasından da uzaklaştığı için bıraktım. Bu nasıl olabilirdi mesela? Fushi'yi alıp modern dünyaya bıraktığın, bocaladığı, daha komedi ağırlıklı bir spin-off olabilirdi örneğin ama 3. sezon olunca ve doğrudan hikayenin devamı olarak sunulunca beni biraz itti. "Keşke 2. sezon finali tam final olsaymış, buna ne gerek vardı ki?" dedirtti biraz. Ha çok güzel olsa muhtemelen demezdim ama bilemiyorum... 1. ve 2. sezonlardaki tadı asla yoktu. Hell Mode'u bir noktada "Ya yürü git" deyip bıraktım. O gün çok canım sıkkındı, olan Hell Mode'a oldu ama zaten dandik bir isekai olduğundan çok da umurumda değil açıkçası. Toumei Otoko to Ningen Onna: Sonouchi Fuufu ni Naru Futari de fantastik soslu isekai romantik komediydi. Türünün iyi örneklerinden sayılmaz ama kötü de değildi, akıyordu. Arne no Jikenbo da fantastik soslu dedektiflik animesiydi ve Toumei Otoko to Ningen Onna için dediklerim az çok bunun için de geçerli. Gerçi karakterleri sevmemiş olsam muhtemelen Toumei Otoko to Ningen Onna'ya devam edeceğim hâlde buna asla devam etmezdim, bu animeyi resmen karakterleri kurtardı. Özellikle kadın MC'nin tam bir vampir otakusu olması, ilk bakışta zombi sandığım necromancerın umursamazlığı ve "les yay" oluşturacak hareketleri ve animeye son bölümlerde girmiş olsa da spot ışığını çalan (keh keh keh) türden bir karakter olan "küçük kırmızı hırsız". 29-sai Dokushin Chuuken Boukensha no Nichijou beklendik şekilde başladı, beklendik şekilde bitti. Önereceğim bir anime mi? Değil. Ama izlerken gayet zevk aldım. Maou no Musume wa Yasashisugiru!! da muhteşem başlayıp (lan ne güzelmiş geçen sezon) muhteşem bitti. Bu arada şeytan kralın adının Ahriman olduğu ortamda Tanrı'nın (meleklerin kralı olarak işleyecekler herhalde ama pek ayrıntı vermediler) adının Ahura Mazda olmasına da zerre şaşırmadım. Mayonaka Heart Tune tam beklediğim gibi başladı ve beklediğim gibi gitti. Harem janrının iyi örneklerinden biri, hatta bence en iyi örneklerinden biri. Osananajimi to wa Love Comedy ni Naranai tam olarak dediğim gibi oldu: Kızların alayının çocukluk arkadaşı olduğu komediler hep yarrak gibi oluyor. Gerçi bu, kendi janrı (çocukluk arkadaşlarıyla dolu harem) arasındaki izlediğim en iyilerden biriydi ama yine de "Lan bir siktir git!" deyip droplamamı engellemedi. Kirei ni Shitemoraemasu ka. (evet, adında nokta var) da klasik, güzel, hafiften romantizm soslu bir SoL idi işte. Goumon Baito-kun no Nichijou da iyiydi işte, en başta zaten gerekli yorumları yapmıştım. Üzmedi. Champignon no Majo ilerledikçe biraz can sıkıcı olmaya başladı ama yine de güzeldi. Shibou Yuugi de Meshi wo Kuu. ne güzel başlamıştı ama bir noktada "Ne oluyor amk burada?" hissi dayanılmaz hâle geldi. MC'nin kaçıncı oyunu ne zaman o bile belli değil. Bir süre sonra sırf alışkanlıktan, "şimdiye kadar izledim, devam edeyim" hissinden izlemeye devam ettim.

Reincarnation no Kaben acayip başladı. MC'nin ilk bölümden psikopata bağlamasını beklemiyordum bu arada, o güzel bir atılım oldu. En sinir olduğum şey de ortalama bir insanın katliam yapmasıyla sonuçlanacak şeyler yaşamış MC'lerin (tabii bunun bahsettiğim karakterler kadar abartılı bir yaşanmışlığı yok) "Yok yea, ben kimseyi öldürmem." diye mal mal konuşması. Örnek? Naofumi olacak kavat! Gerçi ilk sezondan sonra izlemedim, belki düzelmiştir ama hiç sanmıyorum. Kadın MC'ye de ayrı bayıldım bu arada. Kişiliği (normal hâli umursamaz ve tamamen hedefe yönelik, "yetenekli" hâli savaş seven manyak) zaten muhteşem ama bu kadar hoşuma gitme sebeplerinden bir diğeri de ikisini de animelerden kaptığım iki fetişimi birleştirmesi olsa gerek: Moda asimetrisi ve zettai ryouiki.

Nigashita Sakana wa Ookikatta ga Tsuriageta Sakana ga Ookisugita Ken (ya da kısaca Nigetsuri... de bunun kısaltması nasıl Nigetsuri oluyor lan? Nigatsuri, hatta NigaTsuri olması gerekmiyor mu?) ne güzel başladı lan öyle. Mimi gibi karakterleri çok seviyorum lan. Aida gibi karakterleri de seviyorum ama Mimi gibi karakterleri daha çok seviyorum. Erkek MC'nin (Reddit'teki ilk bölüm yorumlarına baktığımda MAL'da öyle listelendiğini söylediler ama kendim kontrol etmedim) yanlış kızdan ayrılmasına patladım bu arada. Mimi prense "Önce doğru kızdan ayrıl amk!" deyip yumruğu geçirir diye bekliyordum ama Reddit'teki yorumlara bakarsanız da sıkça karşılaştırılan Scarlet'ten -ki ben bunun animesini izlemedim (hatta animenin adını bile hatırlamıyorum, şimdi MAL'dan baktım, kısaltması Saihito'ymuş) çünkü taglarında dram falan vardı (artık yok, olması gerektiği gibi "komedi" var) ama karşıma çok çıktığı ve Nigetsuri 'yi daha ilk bölümden sevip* "İzlerim ben bunu" dediğim, Loop 7-kaime no Akuyaku Reijou wa, Moto Tekikoku de Jiyuu Kimama na Hanayome Seikatsu wo Mankitsu suru'yu da güncelde izleyip sevmiş olduğum için bir ara izleyeceğim- daha çok özdenetimi varmış demek ki. Gerçi "Yanlış kızdan ayrılıyorsun, git bir gözlük al!" dedi qaNAKSLNNASLKD. Yumruk demişken Mimi'nin saçındaki toka niyetine kullandığı muşta da beni bitirdi. Animeye daha orada bağlandım zaten. Babasının oğlu olur olmaz Mimi'ye "Git evlen." demesi, Mimi'nin de hiç itiraz etmeden, üzülmeden direkt komşu krallıktaki akrabalarının yanına gidip ortama "Koca bulmaya geldim!" diye girmesi de ayrı patlattı. Bir de daha yeni doğmuş velede "Babanın, annenin, ablalarının (kaç kardeşler tam saymakla uğraşmadım ama bayağı bir kız kardeş, bir tane de en küçükleri olan erkek kardeş var; Mimi en büyük kardeş galiba çünkü oğul doğmadan önce vâris oymuş ama bölüm içinde o yönde kesin bir şey dediler mi hatırlamıyorum) sözünü dinle, tamam mı?" diye mektup yazması ksnlsafl. Adların ve soyadların her zamanki İngiliz (amk adı Elizabeth olan milyon tane karakter var) veya daha az ama yine de fazla alışıldık Fransız yerine İtalyan tınılı olması da hoş bir değişiklik olmuş. Bir dahakine de Alman/İskandinav tınısı bekliyorum akKNODIASLNASLDS. Gerçi kontrol ederken fark ettim, onu zaten Loop 7-kaime no Akuyaku Reijou wa, Moto Tekikoku de Jiyuu Kimama na Hanayome Seikatsu wo Mankitsu suru'da (Bu animenin niye kısaltması yok amk? İlla ya bu kadar uzatmamız ya da İngilizce resmî adıyla 7th Time Loop dememiz mi gerekiyor?) yapmışlar. Bu arada 2. bölümde anime daha da güzelleşti ve 1. bölümde de insanların "Şöyle mi acaba? Öyle olsa çok güzel olur ama değildir herhalde..." dediği şey de gerçekmiş, ki animenin çok daha güzelleşmesinin en önemli sebeplerinden biri bu. Yalnız Elonoara'yı (ya da artık adı nasıl yazılıyorsa) "arkadaş olduğunu inkar eden kaba arkadaş (tsuntsuna çok yakın bir tsundere)" yapacaklar diye bekliyordum ama 2. bölümden anlaşıldığı kadarıyla hakikatten animenin "kötü" karakteri olacak gibi. Böyle bir hikayenin "villain"a ihtiyacı var mı? Bence yok ama neyse. Gerçi 2. bölümün sonunda bir şey oldu ama yine de hâlâ "animenin ana kötüsü" olarak ortaya çıkma ihtimalini kafamdan çıkaramıyorum.

*Normalde bir animeyi sevip sevmediğinizi anlamak, izleyip izlemeyeceğinize kesin karar vermek için en az 3, tercihen 5 bölüm izlemeniz gerekir çünkü 1. ve 2. bölümler aslında prologdan, 3. bölüm de girişten ibarettir, hatta o yüzden artık ilk bölümü iki bölüm uzunluğunda animeler yapıp prolog işini tek bölümde çözüyorlar)

"Mata Korosarete Shimatta no desu ne, Tantei-sama". Açılışı "ayakkabısının bağı çözüldüğü ve önünden kara kedi geçtiği için vasiyet yazan dedektif" ve "âşık olduğu (bu sahneyi gördükten sonra beni kimse kadın MC'nin erkek MC'ye âşık olmadığına ikna edemez) dedektifin ceketini koklayan, bunu yaparken dedektife yakalandığında da asla umurunda olmadan işine devam eden asistan" ile yapmaları animenin adıyla (Japonca adının çevirisi tam aynı mı emin değilim -gerçi tamamen aynı değilse bile aynı kapıya çıkıyor- ama resmî İngilizce adının çevirisi "Yine öldünüz, dedektif") birleşince beni bağladı. Gerçi şu "kahramanın partisinden atıldım ve OP olduğum hakkında en ufak bir fikrim yok, kendimi güçsüzün teki sanıyorum" animelerinin kapaklarına benzeyen kapağı beni biraz korkutuyor ama olsun. Kadın MC bir de ceketi kokladığını (adam görmesine ve nedenini sormasına rağmen) inkar ediyor lksazdmnnlasfnas. Bayıldım lan. Bu arada bu kadın MC ve Reincarnation no Kaben'in kadın MC'si çok benziyor: İkisinde de moda asimetrisi, zettai ryouiki ve beyaz saç var. Ooo, bu animenin kadın MC'si kıskanç bir de. Her an yandereye bağlama potansiyeli var ama muhtemelen anime boyunca bağlamayacak. Gerçi animenin adını düşününce bağlayabilir de. Hatta daha ilk bölümden kısmen bağladı lwamlsad. Yalnız bölümün adından spo vermeleri hoş olmadı. Neden böyle diyorum? Çünkü açılışı "sadakatsizlik soruşturması" (işte herif karısını aldatıyor mu aldatmıyor mu) diye yaptılar ama sonra bölüm adı girdi: "Queen Irie'de cinayet soruşturması" (ya da öyle bir şey). Bölüm sonunda biraz "Hassirele?" oldum gerçi ama aslında bunun olacağını bekliyordum. Niye? Animenin adı yüzünden.

Mamonogurai no Boukensha: Ore dake Mamono wo Kuratte Tsuyoku Naru fena başlamadı aslında ve bölüm uzunluğu da 13 dakika ama... Yani... Bilemedim, çok sarmıyor. Şey de böyle mesela, Niwatori Fighter da böyle. Sırf mem olduğundan bir bakayım dedim, yapmaya çalıştıkları şeyi de anlıyorum ve kitsch-dark-absürt (üçü bir arada) komedi de severim aslında ama o da hiç sarmadı. Çok yavaş ilerliyor. Bu tür bir komedinin bu kadar yavaş olmaması lazım bence, canavar saldırısı sahnelerine de bu kadar fazla eğilmemesi lazım. Niwatori Fighter'ın ilk bölümünü bile tamamlayamamıştım, bunda da öyle olacak gibi. Ama Niwatori Fighter'ın aksine bunu "Ya bir git ya!" diye kapatmıyorum, sonra (yarın falan) tekrar bir şans verebilirim ama bu sezon -yine- çok fazla izlenecek planım olduğundan (bunların çoğu da Nisan'ın 2'sinde veya 3'ünde, yani bu animeyle aynı sıralarda çıktığından) muhtemelen salarım. Zaten normalde shounen, aksiyon vs. animelerinin puanlarının yüksek olduğu MAL'da 4.83 puanı var. CGDCT, SoL, isekai vs. puanları için MAL'ı çok baz almıyorum çünkü bunlar batıda küçümsenen, pek ana akım olmayan türler (Japonya'da ise ne kadar popüler olduklarını otomat olarak reenkarne olan ve otomat hâliyle harem kurmayı başarabilmiş adamın animesinin 3. sezonunun gelmesinden ve animelerin daha çok "aşırı büyük bütçeli bir reklam"dan ibaret görüldüğü, çoğu zaman kâr ettirmeyen, hatta genelde zarar ettiren bir çağda sonuna kadar uyarlanabilmiş, iki sezonu ve bir filmi olan K-On'dan anlayabilirsiniz) ama shounen, aksiyon vs. için düşük puan sorunu değil, tam tersine anlamsızca yüksek puan sorunu var. Dolayısıyla izlemeyeceğim.

Dorohedoro'nun 2. sezonunda şunu fark ettim: Bir sik hatırlamıyorum amk. Karakterleri aşağı yukarı hatırlıyorum, isimler de tanıdık ama kim kimdi, kim kimden neden taraftı, burada ne oluyor ne bitiyordu ve şu an ne oluyor ne bitiyor, asla hatırlamıyorum. Tabii yine de izleyeceğim. Psikopat korku-komedi seviyorum ama bunun çok fazla örneği yok, olanların da zaten çok azı Dorohedoro'nun kalitesine yaklaşabiliyor.

Saikyou no Shokugyou wa Yuusha demo Kenja demo Naku Kanteishi (Kari) Rashii desu yo?yu sırf devamlı düğmesi açılıp duran elf teyze ("Abla" diyecektim ama 50 küsur yaşında hatun. Gerçi normalde bir elf için çok genç bir yaş ama bu animede elfler insanlarla aynı/yakın ömür süresinde olabilirler, bilemeyiz.) ve openingde görülen siyah saçlı loli için izleyeceğim. Bence yeterli sebepler ve kimseye de kendimi açıklamaya çalışacak değilim. Bu arada abla/teyze, belli ki kıyafetlerinin göğüs kısmı dar geliyor (kjwdaabkadl), daha bol bir şey giymeyi mi denesen acaba aLKMSLAÇ? Bu arada "Lan bir yürü git!" deyip bıraktım. Çok büyük sıkıntıları olduğundan değil, herhangi bir isekai işte; ama bu sezon elli tane şey izlediğimden boş yere kalabalık yapıyordu.

Haibara-kun no Tsuyokute Seishun New Game sezonun "madem zaman yolculuğuyla okula döndüm, hadi harem kurayım" animesi. Bunlardan ara ara çıkıyor. En popüleri Bokutachi no Remake olsa gerek. Gerçi Bokutachi no Remake'in MC'sine biraz sinir olmuştum (Shino Aki'yi zerre umursamaması. Daha fazla spo vermeyeceğim, izleyenler tam olarak hangi kısımlardan bahsettiğimi anlamıştır diye düşünüyorum.) ama bu daha iyi bir tane gibi duruyor. Kendisine ölüp biten gül gibi kızları asla umursamayıp tek umurunda olan yaptıkları şey (Oyun mu yapıyorlardı? Onu tam hatırlamıyorum) olan o MC'dense buradakiyle çok daha kolay empati kurabiliyorum. Veeee tabii ki brocon kız kardeş (insan durduk yere abisinin "Cosplay mi yapıyorsun?" sorusuna kızarmaz, o yüzden brocon olma ihtimaline %80 veriyorum)... Bir haremin olmazsa olmazı. Ooo, sadece brocon da değil, ayrıca tsundere. Her 100 broconun 99'u gibi. Gerçi ben Suou Yuki ve Ashley Graves (hazır adı geçmişken şunu da belirtmek isterim ki Ashley dümdüz sosyopat ama Andrew büyük orrrrospu çocuğu) gibi daha "saldırgan" broconları daha çok seviyorum. O değil de çocukluk arkadaşı (Bir haremin asıl olmazsa olmazı. Brocon kız kardeşsiz de harem olur ama çocukluk arkadaşsız bir tane bile görmedim. Pardon, MakeIne var ama o zaten düz harem değil, bambaşka bir kafada, hafif parodimsi olduğundan sayılmaz.) ezdi geçti MC'yi. Kızım öyle ölmez, füze atsaydın? O değil de oha amk, herif sırf kilo verince lise kapısına giderken etkilenen dört kız oldu. İsimleri olan, tasarımları yapılmış karakterler de değil, bildiğin figüranlar aq. Abartma amk yazarı. Ama elemanın buna tepkisine ("Kilo vermiş de olsam hâlâ ucube gibi mi görünüyorum?") patladım. İşte Bokutachi no Remake'in adını hatırlamak için beynimi yorma zahmetine girmeyeceğim MC'sine sinir olup bununla çok iyi empati kurabilme sebeplerimden biri. Yalnız müstakbel kadın MC'nin (erkek MC'nin lisede âşık olduğu kız, o yüzden onunla biteceğini ve bu teknik olarak harem olsa bile esasen o kızın üstünden gideceklerini varsayıyorum) siyah saçlı arkadaşına harbi bayıldım jkswnkdswepsş. Elemanın liseye başlar başlamaz yaptığı tanıtım da niye lise yıllarını griye bulanmış hâlde geçirdiğini belli etti wnofladl. Ulan ya. Lan bu anime beklediğimden çok daha iyi lan. Zerrece beklentim yoktu, hatta çıkacağını bilmeme rağmen "beklediklerim" anketinde oy bile vermemiştim, "çıkınca bir bakarım" diye düşünüyordum sadece. Ama en iyileri de genelde bunlar oluyor. Bocchi the Rock da mesela asla beklemediğim, çıkacağından bile haberim olmayan bir animeyken daha ilk birkaç bölümden en sevdiğim animeler arasına, Bocchi de daha ilk sahnelerden en sevdiğim karakterler arasına girdi. Yıllarca sadık kaldığım Kuroki Tomoko'yu falan anında sattım, o kadar söyleyeyim. Neden? Çünkü Mexicans Love Speedy Gonzales (ironik olan Kuroki Tomoko'nun ilk waifu'm olmasının sebebinin de MLSP olması). Yalnız ikinci bölümden harem değil de düz romantik komedi olacak gibi -ki öyle olursa anime gözümde çok daha yüksek bir yere çıkar- ama bir yandan da bizimkinin çocukluk arkadaşı "Başka eleman hakkında bilgi almam lazım" derken elemanı çağırmasını da "randevu" olarak tanımlayıp harem kapısını açıkta tutuyor gibi... Toradora'ya bağlamasın bu? Ama esas kız harbi çok tatlı lan. Elemanın niye lisede bu kıza âşık olduğunu ve kaç yaşına geldiği hâlde unutamadığını, görür görmez de anında tekrar âşık olduğunu çok iyi anlıyorum. Gerçi ben hem görünüş hem kişilik açısından Yuino gibi karakterlere daha düşkünüm ama konu bu değil.

Maid-san wa Taberu dake için de bir yorum yapmak isterdim ama AitrVip de HexUpload da sorun çıkarıp durduğundan hâlâ izleyemedim. Başka yerde de yok ki amk. Nihayet izleyebiliyorum. Sevdiğim bir tür (çıktığı dönemdeki favorilerimden birinin Zatsu Tabi: That's Journey olduğunu tekrar belirtme ihtiyacı hissediyorum) ve eğlenceli bir MC. Benim bir animeden beklentim budur arkadaş.

Koori no Jouheki'nin henüz 1.40'ıncı dakikasındayım ve Koyuki haklı. Başka da yorumum yok. Ve kızın bakışlar... Tamam, anladım, Kimi ni Todoke kafasında bir iş bu. Birinci sezonuna bayılmıştım ama 2. sezon kanser etmişti, hatta Türkanime'ye "Lan siz bu sezonu sırf insanları kanser etmek için mi yaptınız?" diye yorum bile yazmıştım (o zamanlar kafalarına göre adam banlayıp asırlarca yorum seçeneğini kapalı tutmuyorlardı, güzel bir siteydi, zaten piyasada bundan ve Anizm'den başkası da yoktu). O yüzden bu anime de gittiği yere bağlı olarak çok güzel bir romantizm veya tam bir baş ağrısı olabilir; ama temel mantık biraz Kimi ni Todoke gibi. Orada Sawako'dan korkuyorlardı, burada da Koyuki'den korkuyorlar. Gerçi korkma sebepleri başka, Koyuki "Böyle arkadaşlık olacağına hiç olmasın diye iyi ulan!" diye özellikle kimseyle iletişim kurmuyor gibi ama Sawako sadece utangaçtı. Bu arada evet, Koyuki gerçekten kimseyle bilerek iletişim kurmuyormuş ama özellikle korkutmaya uğraşmıyormuş. Tamam ya, tam Kimi ni Todoke. Sadece MC "saf, korkak, utangaç bir içedönük" olmaktan ziyade kalbi kırılıp buz tutmuş bir tane. lkwnlkfqanqwlwa MC'ye bayıldım lan, milletin neden kendisinden korktuğu hakkında en ufak fikri yok. Bu animeyi birine önerecek olursam "Kimi ni Todoke gibi ama daha iyisi" diye önereceğim. Ooo, MC'nin popüler arkadaşı da çok iyiymiş. Çok klişe ve basmakalıp bir karakter gibi gelmişti ama bölümün yarısında varoluşsal krizler yaşamaya başladı kız jkwafsnklkfasnefls. Harbi bayıldım lan. Şu yukarıda bahsettiğim "MAL'daki düşük puan" olayı vardı ya, romantik animeler de genelde 6-7 bandında puan alır MAL'da ama bunun 7+ puanı vardı. Orada karşıma muhteşem bir şey çıkacağını anlamam gerekirdi.

Kirio Fanclub'ın girişi bir garipti, o yüzden MAL'daki konusunu okudum. Nereye gideceği hakkında zaten bir fikrim yoktu, artık daha da az var ama klasik bir romantizmden çok (zaten ilk bölümün başından romantizmi siktir edip yan konuya indirgediler) "Food Court de, Mata Ashita." -ki animeye bayılmıştım (çünkü aşırı ciddi bir konudan bahsedilirmiş gibi yapılan geyik muhabbetini dinlemeyi/izlemeyi çok seviyorum, örn. Cenk & Erdem)- kafasında bir seri olacak gibi. İzler miyim? En azından birkaç bölüm şans veririm. Sonra izler miyim? Muhtemelen ama "Bir yürü git lan!" deyip bırakma ihtimalim de animenin belli ki yapımcıyla yönetmenin (ve mangakanın çünkü bu anime orijinal seri değil, bir uyarlama) bile emin olmadığı yönü de önemli. Ya bu arada bu sessiz erkeklerden hoşlanan kızlarla ben niye tek bir kez bile karşılaşmadım? Hayır tamam bu anime, kurgusal bir şey farkındayım da Twitter'da falan da var sessiz erkek, geek/nerd adam falan övücüler. Benim niye karşıma bir tane bile çıkmadı? Hadi şu an evden çıkmıyorum ama üniversitede, lisede falan da hiç yoktu ki bunlardan. Gerçi o dönemde Twitter'da, İnsta'da, şurada burada o tür erkek övenler de yoktu galiba. Amk yerinde ya çok erken ya çok geç yaşıyorum, bir türlü şimdiki zamanı tutturamadım. Yeter lan. O değil de o en başta gösterdikleri Kirio-kun değilmiş lan mwaşowsfafmjowıfls, patladım. Kirio-kun hentai MC imiş... vay anasını. Şaşırtmadı ama. Gerçi bu seri aynı zamanda vulgar komedinin sınırlarında geziniyor ve vulgar komediden cidden nefret ediyorum, bu yüzden salma ihtimalim de yüksek. Saldım bu arada. Elemanın "Vücudundaki benleri hiç saydın mı?" sorusuna dayanamadım.

Bu başlık altında yeni sezonlardan genelde bahsetmiyorum ama Otonari no Tenshi-sama ni Itsunomanika Dame Ningen ni Sareteita Ken'in 2. sezonu tam da kendimi yarrak gibi hissettiğim bir zamanda çıktı. Lanet olsun, bu tatlılık seviyesi kalbime indirecek! Lan insafsız mangaka, bu kadar tatlış bir çift yazılır mı? İnsan mısın lan sen? Okurların canına mı kastın var! İlk sezon da zaten tatlılıktan ölüyorlardı ama bu sezon resmî çift de olduklarından (ve TRAnimeİzle yorumlarında görebileceğiniz, çoğunluğun pek hoşuna gitmemiş* olan değişiklilerden) artık ben onların tatlılığından öleceğim! O kadar tatlılar ki dişim ağrımaya başladı!

*Benim hem hoşuma gitti hem gitmedi. Şöyle ki tamamen aynı kalsa da izler ve tatlılıklarından erirdim, o yüzden bazı şeylerin değişmesine hiç gerek yoktu. Ama bu değişiklilerle de herhangi bir sorunum yok, gördüğünüz gibi yine animenin tatlılığından ölüyorum. Mahiru'nun saçları da açık kumraldan karamel rengine çevirmişler, tam olmuş!

Jishou Akuyaku Reijou na Konyakusha no Kansatsu Kiroku. Sezonun "akuyaku reijou" animesi. Yani Katharina Claes'in "soyundan gelenlerden" bir diğeri daha. Bu tür animeler bozmaya çok yatkın oluyor ve iyi bir hikayesi olanlar da mecburen birbirinin aynı oluyor ama iyi bir ana karakterleri varsa bir şekilde izleniyor. İyi bir MC'si var mı? Muhteşem bir MC'si var. Kız daha çocuk hâliyle kendini "kötü kadın" olarak tanıtıp prense "görevim esas kızla aranızı bozmak" dedi ıoasnoseflaopşsf. Bu arada "kiroku" kelimesinin sonundaki nokta animenin adının parçası. Bak asıl MC "(sözde) kötü kadın" değil de prensmiş. Bu da hoş bir değişiklik oldu. Oooo prens "hayatı aşırı sıkıcı bulan psikopat dâhi*" çıktı. Severiz. İlginç ve eğlenceli bulduğu tek şey kadın MC çünkü hiçbir şekilde ne yapacağını öngöremiyor ve dediklerinin tek kelimesini bile anlayamıyor wmlaawfsnl. Kadın MC'nin (otome dünyasındaki) babası da ayrı psikopat çıktı jaslnfkslafşsp. Bu arada bunlar yaklaşık kaç bölüm böyle çocuk kalacaklar acaba? Çünkü kapakta yetişkin hâlleri var (gerçi muhtemelen tam yetişkin değil de liseli olarak işlerler). Oha azize (evren-içi otomenin kadın MC'si) de reenkarne (son sahne bunu ima ediyor, açıkça söylemediler ama açıkça söylemiş kadar oldular). Bak bunu asla beklemiyordum.

*Bu arada bu kelimeye her seferinde "Bile anlamına gelen mi yoksa deha anlamına gelen mi şapkayla yazılıyordu, birinde  birinde Î mi vardı, nasıl kelimelerdi lan bunlar?" diye bakmam gerekiyor, biraz canımı sıkıyor.

Nerede Needy Girl Overdose'un VN'sini oynayan Youtuber görsem izlediğim için animesinin çıkacağını öğrenir öğrenmez izlemeye karar vermeme ihtimalim yoktu tabii. Bakalım nasıl olacak? Hangi rotayı, psikopatlık sınırını ne kadar aşarak işleyecekler? VN'de olmayan şeyler ekleyebilirler, zaten VN'de çoğu şey açıkça anlatılmıyor -anlatıldığı bir rota varsa bile benim izlediklerim asla o rotaya girmediler- büyük ölçüde imayla teoriyle işler yürüyor, o yüzden eklemeleri mantıklı da olur ama nereye neyi ne kadar ekledikleri, bu eklemelerin hikayeye olumlu mu olumsuz mu katkısı olduğu yoksa çıkarsan hiçbir şeyin değişmeyeceği tamamen gereksiz sahneler mi olacağı önemli. Oooo... Arkadan kızın VTuber görüntüsünü görüyorken aynada gerçek görüntüsünü görüyoruz... Böyle hikayeyi mala anlatır gibi insanın kafasına vurmayan anlatımı seviyorum. Tabii oyunla da ilişkilendirdiğimden bu kadar hoşuma gitti. Bak bu arada bu animede CGI dans sahnesi beni rahatsız etmedi ilginç bir şekilde. Karakter zaten VTuber olduğundan ve o görüntü gerçek görünüşü değil de avatarı olduğundan olsa gerek. Yalnız animeyi bildiğin o "sahneye çıkma" sahnesinde otakular gibi elimi kolumu sallayarak, içimden haykırarak (aile evinde zor tabii dışından bağırmak) izliyorum aq. Needy Girl Overdose'u bir ara kendim oynamaya niyetliydim ama hiç fırsat bulamadım, onun için olsa gerek. Bu arada şarkı söylerken sesi çok tanıdık geldi, seiyuusu kim diye baktım, MAL'da bilgi yok amk. Şarkı söylerkenki sesi inanılmaz tanıdık ama ya... Bildiğim bir seiyuu olduğuna neredeyse eminim ama MAL'da bilgi yok. Hayatımda böyle bir şey görmemiştim amk. Aynı soru başkalarının da aklına gelmiş ve belli ki kesin bir yanıt yok (muhtemelen asla da olmayacak ve herkes en öne çıkan teoriyi [Sally Amaki] kabul edip geçecek). Ooo, anime bunu teknoloji temelli distopya olarak işlemeye karar vermiş. Böyle psikopatça bir VN'nin "(mecburen) genişletilmiş evren"ine de bu yakışırdı zaten. O mavi-kırmızı "ışıklı" sahneler arasındaki geçişlere, özellikle kırmızı ışıktaki sürrealist sahnelere bayıldım lan. VN'yi hiç değiştirmeden doğrudan uyarlasalar da severdim ama LOTR filmlerini izlerken yaşadığım hissi yine yaşıyorum: "Hikayeyi değiştirip götünüzden sahne ekleyecekseniz de böyle yapın orospu çocukları, bak demek ki ana hikayenin/evrenin içinden geçmeden de yapılabiliyormuş bu iş." Ha LOTR filmlerinde The Scouring of the Shire'ın çıkarılması büyük rezalet tabii, o ayrı. LOTR film(ler)i hakkındaki tek memnuniyetsizliğim bu: Kalan her şeyi hazmedebilirim ama o lanet olası Shire'ın "temizlenişini" koymalıydınız! Ooo, animeye dönelim: Vitrin mankeni figüranlar. Harbi bayıldım lan. Bak kolay kolay bir animeye bitirmediğim (veya yarım bırakmadığım, yani sonuçta benim için bitmediği) sürece puan vermem ama buna daha ilk bölümü bitirmeden bastım 8 ("very good") puanı. Devamında azalabilir veya artabilir (örneğin ilk bölümden puan versem 7-8 vereceğim Yuukawa'ya söve saya 1 puan vermiş ve son bölümü izlemeye bile zahmet etmemiş olmam), onu bilemem. Lan animenin her sahnesini ayrı övesim geliyor, iki dakikada bir durdurup buraya dönüyorum. Bu hissi de kolay kolay yaşamam ha: Serial Experiments Lain'de -ki o da son derece psikopatça ve aşağı yukarı aynı konuları, daha bu konular ayyuka çıkmadan çok önce işleyen bir animedir- ve Sousou no Frieren'de* yaşamıştım, bir de Shoujo Shuumatsu Ryouko'da hafif yaşar gibi olmuştum**. Siz toptan övdüm sayın. Yalnız Kangel'i doğrudan "yayıncının" avatarı olarak değil de Gumi'nin yine kişilik bölünmesi, sosyal izolasyon gibi konuları (söz konusu Vocaloid, Gumi olunca şaşırmıyoruz tabii) işleyen, bir oyunda oynattığı bir valkür karakterini konu alan bir şarkısı vardı (Şarkının adını hatırlayamıyorum diye ne kastım be... Hayır Google'a da baktım çıkmadı, en son Gemini'ye soracağım, o olacak. Sordum, o da bilemedi ama yine de şarkıyı buldum: Turnover Game.), onun gibi "ikinci kişilik", "alter ego", "tamamen farklı karakter olarak sunulan kişi" vs. şeklinde işliyorlar/işleyecekler galiba. Böyle yapacaklarsa animede hoşuma gitmeyen bir karar olmuş bu. Gerçi "iç ses" olarak işlemeleri aslında VN'ye uygun sayılır ama yine de ayrı karakterler yerine tek bir karakter olarak işlemelerini tercih ederdim. Ve yine hiçbir sorunu kendinde aramayan, direkt "yeni nesil bitmiş" muhabbeti yapan geri zekalı yetişkinler. Bu animeyi Sümerlerden beri devam eden bu soruna parmak bastığı için de ayrıca tebrik ediyorum. KAngel'le röportaj sahnesindeki diyaloglar ve görüntü yönetmenliği... Bunun puanını 10'a yükseltiyorum ben bu arada. Bu animenin yorumlarına bakmayacağım bu arada. Herhangi bir şeyi anlaması için kafasına kafasına vurulması gereken, saçma salak "shounen"lerden başka bir şey izlememesi gerektiği hâlde ısrarla SoL izleyip "Yea bir şey olsun yea" gibi yorumlar yapacak zeka seviyesindeki*** salakların saçma sapan yorumlarını hiç çekemem. 3. bölümdeki "dönüşüm" kısmına (daha doğrusu kısımlarına; bir bölümün başlarında, sonrasındaki sahnelerle paralelliğe çevirdikleri, bir de bölümün sonlarında bir "bak bu kişiyle bu aynı kişi" demedikleri kalan gerçek döşüm kısmı var) bayıldım bu arada. Yalnız KAngel'in gerçek kimliğini bu kadar erken ifşa etmeleri?.. Bilemedim. Yani, oyunda zaten başından beri belliydi ve oyundan haberi olmayıp bu animeyi izleyecek, izlese de neler döndüğünü anlayıp sevecek kaç kişi olur meçhul ama bana çok daha uzun süre saklayacaklar gibi gelmişti. Doğru mu yanlış mı, sevdim mi sevmedim mi ayırt edemediğim bir karar olmuş. Ama emin olduğum bir şey var: Ame'nin annesine çok pis sinir oldum. Sonra "bu kız niye böyle oldu?"

*Frieren ve Serie, hem Tolkien'in İskandinav kökenli elflerine hem de PJ'in Tolkien'den ve İskandinav mitolojisinden zaten pek fazla sapmamış, hemen hemen aynı olan elflerine Amazon'un rezalet dizisindeki tüm elflerden daha yakın amk. Bu yıldızı da sırf ne zamandır söylemek isteyip söyleyemediğim bu cümleyi yazabilmek için koydum. 

**Anime muhteşem ama ben o türde türün ilki olan bu animeden önce bir sürü anime izlediğim ve o sırada güncel olarak da bir tanesini izliyor olduğum için fikir, benim için orijinalliğini kısmen kaybetmişti. Bununla alakalıdır diye düşünüyorum.

***Ulan bu tiplerden kaçmak için Türkanime'yi bıraktım, TRAnimeİzle'ye de geldiler. Siktirip gitsenize. Ya da en azından taglara bir bak amk, SoL'den niye "bir şeyler olmasını" bekliyorsun amına koyduğumun geri zekalı ChronosMyWorld'ü? Herif beni kanser ettiği ve TRAnimeİzle'de adam engelleme seçeneği de olmadığı için açık açık rumuz veriyorum artık amk.

Ghost Concert: Missing Songs'un ilk beş dakikası Do It Yourself! gibi tatlış 20 dakikada gelecek kurgusu gibi ilerledi, belli ki ilk bölüm bir süre daha böyle ilerlemeye devam edecek ama taglardan, kapaktan, animenin adından ve girişteki "Bu, nasıl bir hayalet olduğumun hikayesi." cümlesiyle açılıştan ve hissettiğim o tekinsiz histen sonra bunun "yaz manyaklığı" animesi olacağını tahmin ediyorum. Hani gündüz ağustos, gece cırcır böceği sesleri eşliğinde milletin psikopatça şekillerde öldüğü animelerden biri. Mesela Higurashi gibi, mesela Summertime Render gibi, mesela C Danshi gibi, ki üçü de böyle tatlış animeler gibi başlar ama o tekinsiz hissi daha bölümün başından size verir. Asıl merak ettiğim: O manyaklık kısmına ne zaman geçecekler? Madoka üç bölüm sonra psikopatça olan kısma geçmişti (sık sık dediğim "animenin gerçek birinci bölümü 3. bölümdür, ilk ikisi sadece prologdur" olayı) ama günümüz seyircileri o kadar sabırlı değil. Bu tür bir şeyi anca ilk bölümün sonuna kadar saklayabilirler, ikinci bölüme veya daha da sonrasına saklarlarsa normalde izleyecek olan izleyicinin de çoğunu kaybederler. Ben bile ilk bölümün sonunda asıl açılışı yapmazsa animeyi salmayı düşünüyorum (belki daha sonra izlemek için listeye eklerim) çünkü bu sezon zaten -yine- hayvan gibi izleyeceğim şey var. Sadece çıkanlar değil, henüz çıkmayıp beklediklerim de var. Gerçi onları bir ara kontrol etmem lazım çünkü hangisi ne zaman çıkacak ezberimde tutmuyorum. Oooo, o "park etme 4 dakikayı geçerse ekstra ücret alırım ha"dan sonra hafif bir distopiklik bekliyordum ama insanların müzikle ilgili dinlemek dışında yaptığı/yapabileceği her şey yasak. O işi tamamen YZ'ye vermişler. Gerçi karakter "buralarda" dedi, yani dünyanın başka yerlerinde yasak olmayabilir? Çeviri hatası da olabilir tabii, cümlenin Japoncasını tam anlayamadığım için "buralarda" gibi bir kelime gerçekten geçiyor mu bilemiyorum. Heeeh, "virüs insanlara şarkı söylediğinde bulaşıyor, değil mi?" cümlesi ve MC'nin koşarak kaçması. İlk bölümün sonuna bile bırakmadılar, belli ki bu kısımdan sonra manyakça olan "asıl anime" başlayacak. Veeee 10. dakika olmadan başladı bile. Yanılmadığıma sevinmeli miyim, yoksa göz devirip "Klişe!" diye bağırmalı mıyım, emin olamıyorum. Ooo, MC şaman çıktı. Ruh falan kanallıyor (gerçi pek de "istemli" gibi görünmüyor ama neden bahsettiğimi anlamanız için verebileceğim tek link bu). Beklediğim manyaklık seviyesine değil, "shounen"e bağladı. Gerçi tagları ilk gördüğümde böyle olacağını düşünmüştüm, animeye başlamadan "yaz manyaklığı" olayı aklımın ucundan bile geçmemişti. İzler miyim? Belki. Belki izlenecekler listesine koyarım, belki de tamamen siktir ederim. En azından bir birinci bölüm bitsin de. Bu arada böyle arkadaşlar da olmaz olsun amk. Kız kurtuldu bence. Bu arada anime -en azından çeviri- "şaman" yerine "medyum" terimini tercih ediyor. Bölümün sonunda "shounen"den yine yaz psikopatlığına (ama bu kez distopik) döndüler.

Kanan-sama wa Akumade Choroi türünden animelere de ayrı bir sevdam var. Gerçi geçen sezonki Yuukawa rezaletinden sonra ilk bölümden bunu demek beni biraz korkutuyor ama olsun. O değil de eleman "deriyi soymak, sertleştirmek, yalayıp yutmak" falan derken yanlış anladı amk jkwöesnlkfsx. Kız gerçekten yemekten bahsederken bizimki kızarıyor. Gerçi bu bir romantik komedi ve bu da erkek MC, o yüzden zaten kızarması gerekiyordu lkwçmaşlsd. Yalnız Beelzebub (kadın MC'miz Kanan'ın babası ve evet, oburluk şeytanı olan Beelzebub) haklı, bu konuya Koufuku Graffiti'de de parmak basılmıştı, yalnız yemek yemenin birçok avantajı olsa da özünde tatsız bir şey. Hatta ben de dahil belli bir yaşın altındaki çoğu kişinin video izlemeden yemek yiyemez hâle gelmesini de parasosyal etkileşime, yani beynin/bilinçaltının videodaki insanla gerçekte yanında duran insanı ayırt edememesine (daha fazla bilgi için: anime kızları neden bilimsel olarak çekicidir?) ve böylece o tatsızlığın, o huzursuzluğun biraz bastırılabilmesine bağlıyorum. Ahahahaha eleman açıkça "cosplay sex" dedi aq jkswansflswfs. Kızın kafasında milyon tane soru işareti oluştu... ama yavrum sen de örnek öğrenci olmaya harcayacağın çabanın bir kısmını da insan etkileşimlerine ayırsaydın keşke lkazmlaşsd. "Yiyip bitirmek lafını duyup nasıl cinselliğe yorar bu herif?" diyor bir de akldmalsapfasşxz. Oha eleman atik çıktı, direkt soyunuyor. Ya benim bu sezon beğenesim var, çok büyük sıkıntıları olmayan animeleri direkt beğeniyorum ya da gerçekten bu sezon cevherlerle dolu. Gerçi bu anime çok beklenen, çok istenen, duyurulur duyurulmaz "Hassireleee! Geliyor mu lan sonunda?" diyenleri sokağa döken (keskabakf) bir seriydi, o yüzden muhtemelen gerçekten cevherlerden biri. Liseli elemanın karşısında kıpkırmızı olan bin yaşında bakire şeytan lkewfjoılfws. Alelade bir şeytan da değil, Beelzebub'un* kızı. Basbayağı prenses yani. Eveeet, erkek MC'nin miko çocukluk arkadaşı da geldi. "Elemana âşık mı ki?" diye düşünmüştüm ama sevgili bulmasına adamın kendisinden fazla sevindi asldfjewlfs. Anime her sahnede daha da güzelleşiyor. hasjbdjasz bu sefer de kız yanlış anladı, eleman ilk buluşmadan bahsediyor, bizimki direkt sekse yordu kwjqsnoefsl. Gerçi eleman "park" diyene kadar ben de sevişmekten bahsettiğini düşünüyordum. Eleman da bahane arıyor amk, çaktı hemen "o zaman el ele tutuşalım"ı aılsdaolsfnodls. Aaaa animede "unprotected handholding"den de bahsettiler ajkdnsfaklwıoafsl. PuhıAKHASDKZ mazoşist piç ya. O'l'm bu kadar klişe(leşmiş) bir konuyu nasıl bu kadar güzel işleyebildiniz siz, hikayenin bütününden daha güzel olan karakterler nereden aklınıza geldi lan? Alooo mangaka, sana diyorum. O değil de animenin aşırı açık sözlü olmasına da bayıldım. Cosplay sex, petplay, "el ele tutuşursak hamile kalırım!" ve asla kelimeleri sansürlemeden. Eveeet, eleman sadece mazoşist değil, en sapığından "nerd" çıktı. Kroketlerin neden çok iyi olduğunu görmek için birkaç tanesini (tek bir tanesini de değil, "birkaç" tanesini) parçalarına ayırıp et ve patates oranını ve şeklin ovalliğini analiz etmiş. Sonuç? 1:1,618. Yani? Altın oran. lıalnaldsz. Ulan ya. Gerçi aslında bunu beklemem gerekirdi.

*Bu animede "şeytan kral" olarak mı yoksa "cehennem lordlarından biri" olarak mı işlerler bilmem ama sıradan, öylesine bir şeytan olarak işlemeyecekleri kesin. Tahtı, şarap doldurmaktan başka iş yapmayan tavşan kulaklı hizmetçisi/asistanı falan var.

Bak bu arada MAL'ı kontrol ettim ve evet, bu sezon daha beklediğim animelerden de bir sürü var. Ne varsa bahara koymuşlar amk. Ama hep böyle yapıyorlar zaten. Neden acaba?

Eveeeet, Liar Game. Milyar yıldır beklenen seri. Bölümün başları bana herhangi bir "psikopat ölüm oyunu" animesi gibi geldi -ki teen slashera bayılan biri olarak sadece öyle olsa bile izlerdim- ama bu anime bu kadar beklendiğine, istendiğine göre sıradan psikopat ölüm oyunundan çok daha fazlası olacak demek ki. Yoksa psikopat ölüm oyunu animesi dolu zaten, bunun bu kadar "hype"lanması saçma olurdu. Yalnız hoca zerre güven vermiyor lan. Hayatımda bu kadar "tekinsiz" ("uncanny"nin tam bir çevirisinin olmayıp en yakın kelimenin "tekinsiz" olması her seferinde patlatıyor) hissettiren bir karakter görmemiştim. Yalnız kızım bu saflıkla adamın seni yatırıp... öhöm, neyse. Bu arada bu "slasher" tarzında değil de daha çok psikolojik gerilim tarzında olacak anladığım kadarıyla. Böyle olursa izlemeyecek miyim? İzleyeceğim. Gerçi neden bu kadar beklendiğini artık anlayabiliyorum: Psikolojik gerilim animeleri çok nadir. Korku/gerilim animeleri zaten en az üretilen türlerden biri ve olanların da tamamına yakını doğaüstü.

Witch Hat Atelier. Çok popüler olmasına rağmen stüdyoların "Bu manganın sanat tarzı efsane, biz bunu uyarlamaya kalksak rezil ederiz." -ki gerçekten manganın her bir sayfası ayrı bir sanat eseridir- diyerek 4 yıldır kaçındığı seri. "Anime Fantasy Trifecta"nın üçüncüsü (diğer ikisi de Frieren ve Dungeon Meshi). Ama 4 yıl beklemeye değmiş: Arka plan detaylarına gösterilen özen muhteşem. Mangada da her sayfanın her köşesi inanılmaz detaylı ve hoş bir sanat tarzıyla çizilmişti, hatta şimdi gidip rastgele bir sayfa açsam o sayfayı daha önce okurken asla görmediğim, fark etmediğim en az on detay bulacağımdan eminim. Ama Coco'nun saç renginin bu kadar yeşil olmasını pek sevmedim. Tamam, mangada da dümdüz sarı değildi, yine biraz yeşile çalıyordu -hatta bazı renklendirmelerde sarıdan çok maviye çalan bir açık yeşildi- ama yine de animede kızın saçları dümdüz limon yeşiline boyayıp geçmişler. Çok daha açık ve çok daha sarı bir renk olması gerekliydi. Bence. Mangayı zaten bilen biliyor, anime de gördüğüm kadarıyla olabildiğince doğru düzgün uyarlayıp işlemeye çalışmış, o yüzden buna daha fazla bir yorumum yok. Yalnız Tetia'nın ne kadar eğlenceli bir karakter olduğunu unutmuşum (manganın çevirisi bir ara çok bekletti, ben de o ara bıraktım), hatırlamak iyi geldi.

Ponkotsu Fuuki Iin to Skirt-take ga Futekisetsu na JK no Hanashi. Adı nedeniyle "ecchi" olduğunu düşündüğüm ama nedense hiçbir yerin taglarına "ecchi" koymadığı bir anime. Animenin başında biraz "Öffff, 'herkes istediğini giyer' diye kamu spotu mu olacak bu?" diye düşündüm ama disiplin kurulu başkanının (bunu "sınıf başkanı" diye çevirmişler ama bence yanlış çeviri, tabii kelimeyi tam duyamadım, o yüzden doğru da olabilir) "daha açık olayım: süper seksiydiler" cümlesi ve ardından kadın MC olan gyarudan yediği yumruk beni animeye biraz bağladı. Yumruk sahnesinde karakaleme geçilmesi de hoşuma gitti. Zeki gyaru vs matematikten anlamayan öğrenci kurulu (Bu daha mantıklı sanki? "sınıf başkanı" diye çevirdiklerini düşünürsek... Gerçi bu geleneksel olarak farklı bir şekilde çevriliyordu ama nasıl çevrildiğini kesinlikle hatırlamıyorum.) başkanı kjsndslkd. İşte bana bunlarla gelin. Vay arkadaş... "Üç cümleyle gyaruyu nasıl kendine âşık edersin?" dersi verdi herif. Tabii önce önümüzde nazik türden (Amk anime sektöründe nazik türden olmayan gyaru mu kaldı? En kötüsü Nagatoro işte.) ve aptal olmayan (ama Animeland'de nazik gyaruların çoğu pek zeki olmuyor, bu da bir gerçek) bir gyaru olması gerek. Puhahaha kızın adı Poem ndslafnlsz. Yine çocuğunun sonrasında ne yaşayabileceğini zerre düşünmemiş bir ebeveynle karşı karşıyayız. Animenin adından baktım, evet, "disiplin kurulu başkanı" olarak çevrilmesi gerekiyormuş. Amk Gemini'si "fuuki"ye yok bitki yok bir şey diye saçmaladıktan sonra "fuuki iin"i sorunca bir de bana link veriyor. Amk Google sonuçlarını AI modunu açmadan da görebiliyorum zaten, alt alta beş tane link atacaksan ne sikime yarıyorsun? Normal arama sonuçlarında zaten onlar vardı? Ahahaha tamamen duyarsızca gyaruyu utançtan kızartmak. Bu sahneden asla bıkmayacağım. Veeee daha kızın kendisi anlayamamışken arkadaşlarının (Animeland'de gyarular hep 3'lü 5'li gruplar hâlinde geziyor. Gerçi ben lisedeyken gerçekten neredeyse tüm kızlar aynı şeyi yapardı, o yüzden bu aslında anime gyarularına özgü olmasa gerek.) âşık olduğunu fark edip destek çıkması. Poıasfnhps beta çiftimiz de şimdiden çıktı. Daha çok çete üyesi gibi görünen sağlık kurulu başkanı X kadın MC'nin gyaru arkadaşlarından biri. Yalnız animelerin bana öğrettiği bir şey varsa o da okul müdürlerinin sıkıcı konuşmalarını sonsuza dek uzatmalarının evrensel bir sorun olduğudur arkadaş. Biz lisedeyken, ortaokuldayken falan da böyleydi, yıl olmuş 2026, lise animesi izliyorsun, yine böyle. 

Replica datte, Koi wo Suru. hakkında çok karmaşık hislerim var. Bir yandan dram olduğu için asla izlemek istemiyorum, bir yandan da konusu bana fazlasıyla Key animelerini -ve biraz da en sevdiğim romantik dram olan Isshuukan Friends'i- anımsattığından izlersem seveceğimden eminim. Şimdilik izleme listeme ekleyip geçeyim en iyisi.

Megami "Isekai Tensei Nani ni Naritai desu ka" Ore "Yuusha no Rokkotsu de"nin konusunu okur okumaz bir gülme geldi. Konuları destan uzunluğunda yazıp neresi sinopsis neresi yorum olmadığı belli olmadığından TRAnimeİzle'den değil, MAL'dan okuyorum bu arada. En azından "sinopsis:" falan diye neresi asıl konu, neresi sizin üstüne yazdığınız (bunların da YZ'ye yazdırıldığı hissine kapıldım tam şu an nedense ama neyse) kısım gösterin lan. Neyse, animenin daha 1. dakikasında bile değilim ama isekai'a getirilen "açık arttırma" mantığı benim bu animeyi sevmeme yeterli arkadaş. Konudan da anlaşıldığı kadarıyla daha bol bol absürtlük göreceğiz. Biraz da şey gibi, otomat isekai tutunca "Ben daha saçmasını yaparım ulan!" diye yola çıkılmış gibi, ki buna saygı duymaktan kendimi alamıyorum. asjvuasj düz memeli tanrıçaya göğüs ölçülerini (aslında "surii saizu" ["three size"] dedi yani göğüsten fazlasını soruyor ama "göğüs" diye çevirmişler) soran MC kjwvafnwkfs. O değil de biz sadece Truck-kun'u ve meteoru görmüştük ama eleman bir türlü ölmediğinden eceli gelince artık meteor göndermek zorunda kalmışlar sjkfanewksaf. Yalnız diğer isekai'lara olan göndermeler ("bir tanrıça konumunu bırakıp gitmiş, reenkarnasyon yarım kaldı" Allah Allah, kim acaba? Mesela... Adı Latince "su" anlamına gelen bir su tanrıçası olmasın? Ve bir de "kalkan kahramanının düşüşü" bhwjIEWSKX) beni bitirdi. O değil de ben olsam kahramanın kaburgası değil penisi olmak isterdim amk (böylece kahramanın haremindeki kızlarla çok daha yakından ve "içten" [askjnekas] bir biçimde alakadar olursun), gerçi bu da animenin türünü absürt komediden hentaiye çevirirdi ama olsun. Yalnız neler yaşandığını tanrıçayla birlikte izleyip elemanın tanrıça nezdinde bize de açıklaması fikrine de bayıldım. Lan acaba bu sezon gerçekten çok mu iyi yoksa benim mi beğenesim var lan? Ayrıca tanrıçanın donuk ve tamamen gerçekçi tepkilerine de bayıldım. Gerçi tanrıçaya genel olarak bayıldım -ki MC de öyle yaptı- ama konu bu değil.

Class de 2-banme ni Kawaii Onnanoko to Tomodachi ni Natta bu sezon kısmen beklediğim animelerden biriydi. Yani şöyle: Bekliyordum ama daha birinci bölümden "Lan bir siktir git!" deyip salma ihtimalimi de en başından kabul ediyordum. Tamam, izleyeceğim. Neden? Kız muhteşem ve eleman aynı ben. İronik olarak da söylemiyorum bu arada; hiç sevgilim olmamış olabilir ama bu durum her 10 kızdan 10'unun beni arkadaş olarak görmesinden kaynaklanıyor (Ağlayacağım lan şimdi. Yazmadan önce bu kadar kötü gelmiyordu.). Aha eleman B sınıfı gerilim (gerçi "gerilim" diye çevirmişler ki gerçekten eleman da o şekilde çevrilmesi daha uygun olacak bir kelime kullanıyor ama saydıklarına bakınca daha çok "korku" diye tanımlamak gerekiyor) filmi seviyor. Hakikatten aynı ben lan. Yalnız kadın MC'nin o sarışın arkadaşıyla aynı karakterde olacağını beklemiştim (tabii "bak erkek MC ile aynı şeyleri seviyor" ipucunu verdiler, hatta ne ipucu vermesi, bir açık açık söylemedikleri kaldı ama...) ama kişilik olarak belli ki bizim MC'ye çok daha fazla benziyor. Bunu "sınıfın en güzel kızı"ndan daha çok sevdim ki zaten mangaka da daha çok seviyormuş ki kadın MC birinci olan o sarışın yerine 2. olan bu mavi (mangakaya sorsak muhtemelen siyah olduğunu iddia eder ama o mavilikler gözümden kaçmadı) saçlı. En önemli yan: Bu anime harem falan değil dümdüz iki kişilik romantik komedi olduğundan mavi saç lanetine uğrama ihtimali yok! Yeeey! Gerçi mavi saç kendi başınayken de tehlikeli ama çocukluk arkadaşıyla birleşince ölümcül oluyor, çocukluk arkadaşı değilken tek başına o kadar ölümcül değil. Animeye şimdiden bayıldım ama aklıma şöyle bir soru geldi: "Bunu ne kadar ilerletebilirler?" Çünkü taglarda SoL yok. SoL olsa ilerletmelerine falan takılmayıp izleyip geçeceğim ama taglarda tek bir şey var, o da romantizm. Dolayısıyla 12, 24, artık kaç bölüm olacaksa bu şekilde devam ettir(e)meyecekleri belli. Gerçi BokuYaba için de benzer bir yorum yapmıştım ama sonradan "Romantik komedi böyle yazılır amklarım" dersine dönüşmüştü (böyle yazınca sanki olumsuz bir şey söylüyormuşum gibi geliyor ama övgüydü bu aslında). Kızın hafiften trol ("Teasing master". En ünlü örneği Takagi. Hatta "trope" adı bile Takagi'nin mangasından geliyor.) olmasına da bayıldım. ajdUDAJUIDWSA annesi elemanın arkadaş edinip dışarı çıkacak olmasına zar zor inandı, bir de üstüne o "arkadaş"ın müstakbel gelini olduğunu öğrenince/öğrenirse ne tepki verecek acaba wqkalmqolasç? Bak, bölümün sonundaki o yüz ifadesi. O lanet olası bölümün sonundaki o yüz ifadesiyle bitiremezsin! Kızın "Üzgünüm, sevdiğim biri var" diye çizilmeye bile zahmet edilmemiş senpai'i reddetmesi gerek! Cidden mi? İlk bölümün sonunda kazık atmak niyetinde misiniz? Bu ne saçmalık? 2. bölüm retle başlamazsa anında bırakırım animeyi. Böyle bir şey yok amk. Kızın erkek MC'yi randevuya davet etmesinin ardından bunu koyup o yüz ifadesiyle bitiremezsiniz! Bu arada bir yorum gördüm, direkt kopyala yapıştır yapıyorum: "başlardaOtonari no Tenshi-sama gibi olacak vibe verdi ama sonradan Jaku-chara Tomozaki -kun olacam ben diye devam etti o havada ilerleyecek gibi seri." O yüz ifadesinden beni korkutan en önemli şeylerden biri buydu. Jaku-chara Tomozaki-kun en nefret ettiğim harem-komedi animelerinden biri, hatta direkt en nefret ettiğim bile olabilir. İkinci bölüm kısmen istediğim gibi başlasa da her saniyede afakanlar basıyor. Bu bölüm, bu lanet olası animeye devam edip etmeyeceğimi belirleyecek. Daha doğrusu bunun lanet olası bir saçmalık olup olmadığına bu bölümde karar vereceğim. Tabii o boğucu havaya bölümün sonuna kadar katlanabilirsem. Katlanamazsam da siktir edeceğim. Amk böyle çakma işler yapacaksanız 2000'lerin sonuyla 2010'ların başı (çeviri: 2005-2015) arasındaki romantik komedilerin çakmasını yapın lan bari. Hazır bahsetmişken şu "meme"in de konusunu bir açmak istiyorum:

Taşındığının ikinci haftası pencereden kız (genelde melek veya uzaylı ama başka herhangi bir doğaüstü/bilimkurgu varlığı olabileceği gibi dümdüz insan da olabilir) giriyor, öyle bir ortam. Gerçi onun için liseli (~15 yaş anlamında), maks. ünili (>25 yaş anlamında) olmak lazım, bizden geçti artık. Benim bu yaşımda anca "isekai" şansım var. Şu "madem çakma yapacaksanız onları geri getirin amk" dediğim neredeyse her harem komedi animesi (ve birçok iyi hentai de) tam olarak bu binada geçer. Class de 2-banme ni Kawaii Onnanoko to Tomodachi ni Natta'ya dönersek, şimdi de Nisekoi'e bağladı. Bahsettiğim dönemin en rezil harem komedisi. Üçüncü bölümde salmıştım amk, öyle berbat bir şey (gerçi ben o zamanlar "shounen"ci bir maldım ama animeyi oldukça iyi hatırladığım için özgüvenle söylüyorum ki şimdi izlemeye kalksam muhtemelen ilk bölümü bile bitiremem). Son zamanlarda nostalji falan diye övüldüğünü gördüm, yapmayın. O dönemin güzelliğini bitirip bizi bugünkü saçmalıklara mahkum edenlerden biri de Nisekoi ve lanet olası popülerliğiydi. Nisekoi'e bağladıktan sonraki sahnede düzelip en başta "böyle olursa izlerim, şöyle olursa salarım" dediğim "böyle"ye döndü ama yine de sarışının numarasını elemana vermesi belli ki işleri karıştıracak. Neden amk neden? İşler karışmasa, tatlış tatlış takılsalar olmuyor mu? Niye illa lanet olası işlerin lanet olasıca şekilde karışması gerekiyor ki? Tamam, kızın hamburgercideki tavırları beni animeye yeniden bağladı. Belli ki bu animeyle çekişmeli bir ilişkim olacak: "Lan bir siktir git, bir sonraki sahnede de bu saçmalık devam ederse salıyorum artık!" diye diye son bölüme kadar geleceğim. Tsuihousha Shokudou e Youkoso! ile de böyle bir ilişkim vardı ama bittiğinde ondan nefret ettim ve "Keşke hiç izlemeseydim amk! Tam bir zaman kaybıydı!" diyorum, bunuysa muhtemelen nispeten iyi hatırlayacağım. Tabii hangi yöne gideceğine, ne bok yiyeceğine de bağlı. Özellikle Tsuihousha Shokudou e Youkoso!'dan ve Yuukawa'dan sonra benim çok fazla müsamaham ve sabrım kalmadı. Neyse ki 2. bölümün sonu iyi yerde bitti de birinci bölüm gibi çıldırmadım ama bu kez de üçüncü bölümün başının çıldırmalık olma ihtimali var. Neyse artık...

Tadaima, Ojamasaremasu! hakkında tek diyeceğim şu: "SoL romantik komediye bayılıyorum lan!" Gerçi kapaktan anlaşıldığı kadarıyla bu bir "reverse harem" olacak ama onlar da eğlenceli oluyor zaten. O değil de "iş yaptıkça daha çok iş verilmesi" sorununun da evrensel bir sorun olması her seferinde patlatıyor ya. Hayır The Office falan izlememiş olsam bunun doğuya, Asya'ya özgü bir sorun olduğunu düşüneceğim ama belli ki evrensel bir sorun. Yalnız kızın sağ komşusu da fırsat arıyor amk, hemen "sevgilinmiş gibi yaparsam..." diye başladı. Bizim kız da 24 yaşında ama ayrı bir saf. La kızım adam babaannen gibi davranmıyor, bildiğin sana yazıyor işte. Bu arada otaku vekillerine de bayılıyorum... ama zaten bu tamamen otakular bayılsın diye üretilen bir arketip olduğundan sanırım çok da şaşırtıcı değil. Yalnız Satsuki'nin (bizim kızın elemanın kendisine yazılmalarını "ninem gibi naziksin" diye geçiştirdiği eleman) odası tam "aşırı düzenli psikopat seri katil" odası ha. Az önce iki cesedi asitte eritip her yeri çok yüksek pH seviyesine sahip sıvılarla temizlemiş, belli. Tabii ki bu, bu tür bir anime olmadığından böyle bir şey de görmeyeceğimiz kesin. jadnqadl kız anca bölümün sonunda anlayabildi elemanın ona yazıldığını jkewslfws. Bu arada "reverse harem"lerde genelde taraf tutmam, belli bir karaktere daha yakın olmam (istisna olarak bir tek ilk izlediğim "reverse harem"lerden biri olan Watashi ga Motete Dousunda var ama onda biraz yuri fanlığım, biraz da tomboy sevdam işin içine giriyor) ama bunda açıkça mangakayı tutuyorum. Aşırı düzenli psikopat seri katildense CGDCT çizen kaba mangakayı yeğlerim amk. Yalnız "erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer"i de uygulamalı olarak işlediler, mangaka bildiğin evlenme teklifi etti amk lkeknolewfs. Bak bu arada bu "aşırı düzenli psikopat seri katil" olayına Reddit'te de dikkat çekmişler. Yalnız olmadığıma sevindim. Bu arada 2. bölüm kızın hayranı olduğu çocuk kitabıyla açıldı ve bilin bakalım bu kızın haremindeki 2 kişiden hangisinin ne işle uğraştığını henüz bilmiyoruz?

Otaku ni Yasashii Gal wa Inai!? hakkında tek diyeceğim: Bu sezon da iyi gyaru yaptı ha. baJHBADJM gyaru "dolap otakusu" çıktı lkwssamlksf. Bu arada ben bunu harem diye bekliyordum -ki konu gyaru haremiyse adı Imaizun-chi diye başlayıp giden hentai bu işin en üst noktasıdır; bak düşün, neredeyse ortalıkta normal gyaru haremi animesi bile yokken yapılan bir hentai ama hâlâ hepsinden iyi- ama normal romantik komedi olacak galiba. Normal romantik komedileri de sevdiğim -hatta haremden daha çok sevdiğim- için bu, benim için bir sorun değil tabii. Bu arada evet, taglarda harem yok, manganın kapağında da "gyaru" deyince ilk akla gelen daha klasik olan değil de duruma bağlı olarak "gyaru" diye bile tanımlanmayabilecek o "dolap otakusu" var. Gerçi anime kapağında ikisi de var ve verdikleri poz da tam harem animesi pozu (erkek MC'yi kalp içine almışlar). Yine de animenin taglarında da harem yok. Öte yandan animenin ikinci sekansının açılışını "klasik" gyarunun "bu bir harem animesi, ben de bu elemanın aşk ilgilerinden biriyim" hareketleriyle başlattık. Oğlum tamam, haremse de değilse de izleyeceğim zaten ama bir karar verin de bize de söyleyin lan.

Bu kısımda illaki bahsetmem gerekmiyorsa yeni sezonlardan pek bahsetmiyorum ama Re:Zero için bir istisna yapacağım: Shaula geliyor be! Sırf bunu yazmak için bu paragrafı başlattım. Coşkumu yeterince ifade edemedim ama SHAAAAAAUUUUULAAAA diye uzatmak dışında aklıma hiçbir şey gelmediğinden geçiyoruz.

Awajima Hyakkei türünden animeleri seviyorum. Mesela? "Hana wa Saku, Shura no Gotoku". Ama hem "dram" kelimesine duyduğum tiksinti hem de bu sezon elli bin tane şey izleyecek olduğumdan (Geçen MAL'dan baktım, ayın 16'sında çıkan anime var aq. Bu da benim bu yazıyı anca bu ayın sonunda yayınlayabileceğim anlamına geliyor.) şimdilik "plan to watch"a ekleyip (MAL hesabı açmak işimi çok kolaylaştırdı) geçiyorum.

Himekishi wa Barbaroi no Yome bu sezon beklediğim serilerdendi. Bu arada animede "batılı, düzenli toplum bakış açısı" vs. "barbarın bakış açısı"nı çok iyi yansıtmışlar. Ben bizim barbar reisin ne amaçla bunu yaptığını hemen anladım ama kız "Beni acaba tarlalarda falan mı çalıştıracaklar? Yok, önce bilgi almak için işkence ederler." falan diye düşünüyor. Maks batılı amk. Barbar kız da "Ne istihbaratı? Ne saçmalıyo'n amk?" dedi geçti. Barbarın umurunda mı istihbarat falan? Zaten güzel bir hatun olmasan barbar reis esir almak yerine kesip geçecek veya "Siktir git, bir daha da buraya gelmeyin." deyip çekip gidecekti. Kostüm tasarımlarına da bayıldım bu arada. Tabii tamamen gerçekçi değiller, bu farklı bir dünyada/evrende geçen bir anime olduğundan bizim dünyamızdakine tamamen uyumlu olmalarını da zaten beklememek lazım ama batılı eserlerin çoğunda olan "Barbar dediğin ayı postunu üstüne alıp geçer amk." mantığından çok daha gerçek "barbar" (Türk-Moğol, Slav/Rus, Hun/Macar, Viking...) kıyafetlerine yakınlar. Özellikle mavi renginin bu yoğun kullanımı epey hoşuma gitti. O değil de kızın iç düşüncelerindeki neredeyse her cümlesine "maks batılı amk" diyorum ya... Japonlara hem "barbar" hem "düzenli" bakış açılarını bu kadar iyi anlayıp yansıttıkları için de bir teşekkürü borç bilirim. Bu arada barbarların isimleri Slav ve Viking isimlerine yakın. İskandinav mitolojisinde veya bir Rus masalında "Veor" adlı bir karakter görseniz şaşırır mısınız? Ben şahsen şaşırmam. "Düzenli/batılı" (anime içinde de batılı) isimlerde de Latinceyi çakıp geçmişler; çünkü odak barbarlarda. Animenin en hoşuma giden yanlarından biri de bu zaten. Genelde bu tür topluluklar -dost bile olsalar- odağa konulmaz, "sınır bölgesindeki tuhaf tipler" olarak işlenir. Gerçi kızın halkı için bu animede de öyleler -ki gerçek hayatta olsalar yine öyle olurdu- ama işte önemli olan hikayenin odağı. Maks batılı yeminle ya. "Kurban ritüeli" falan diyor... Reis ve hizmetçisi olan kız şaşırdı, Serafina'ya "Ne kurban ritüeli aq?" diye açık açık sorma gereği duydu qkaklfsal<dç. Reis çaktı "Batıda durum öyle olabilir ama bizim töremiz bu değil, gayet düşmanımızla da evleniriz"i. Tabii barbarlarda da kız kaçırma âdeti varmış ama Reddit'ten kopyalayıp yapıştırdığım ve Türkçeye çevirmeye zahmet etmeyeceğim gibi: "And as big said, there's no torture or sacrifices so I bet Sera will find that all those "kidnapped women" are actually happier with the supposed barbarians." ve buna yanıt olarak "Honestly yeah, she's likely to get more independence as a Barbarian Queen than a married Noblewoman". Bu arada Google Translate'in "söylenen" diye çevirmesi gereken şeyi ısrarla "sözde" diye çevirmesi beni sinir ediyor. Amk "Kaçırıldığı söylenen" ile "sözde kaçırılmış" arasında dağlar kadar fark var siktiğimin mal Google'ı. O değil de bana bizim kız Prenses Wysteresia'yla barbarların arasında hâlinden gayet memnun bir biçimdeyken karşılaşacakmış gibime geliyor. Hatta belki Veor'un anası, ninesi falan bile olabilir. qjhajbqdk o sonu asla beklemiyordum lan. Veor'un muzu da muzmuş ha... Bu arada ben barbarcıyım arkadaş. Niye? Şuradaki "alternatif bir görüşle bitirelim" kısmından dolayı. O değil de TvTropes'tan karakterlere bakınırken spo yedim aq. Gerçi zaten tahmin ettiğim, hatta direkt buraya da yazdığım bir şeydi ama yine de...

Kamiina Botan, Yoeru Sugata wa Yuri no Hana hakkında yalnızca zaten beklediğim serilerden biri olduğu ve çıktığı dönemdeki favorilerimden birinin HibiMeshi, en sevdiğim romantik komedilerden birinin de Osake wa Fuufu ni Natte kara olduğu bilgilerini vermekle, aynı zamanda dejenere bir yuri-ota olduğumu hatırlatmakla yetineceğim.

Kill Ao... Lan niye bu sezon her şey bu kadar güzel? Olayların saçmalık seviyesine bayıldım. Gerçi bunu izlemeye devam etmeme ihtimalim de var, olayların saçmalık seviyesine bayıldım ama genel konu ve bütüncül hikaye o kadar hoşuma gitmedi. O yüzden salabilirim de. Ya da belki bu sezon milyon tane şey izlediğimden ve beklediklerim arasından hâlâ çıkmamış (bunu yazdığımda ayın 12'si) olanlar (evet, çoğul) olduğundan bazılarını salmaya bahane arıyorumdur. Sonuç olarak bıraktım. Neden? Nedeni yok. Canım sıkkındı, olan Kill Ao'ya oldu. Pişman mıyım? Pek değil... Belki Face'te falan (bu arada Face demişken) sahnelerini görürsem olurum ama şimdiye kadar görmediğime göre daha da pek görmem gibi.

Kuroneko to Majo no Kyoushitsu yine çıkmadan önce beklediğim serilerden biriydi. Sevimli cadılara karşı bir zaafım var.

Aishiteru Game wo Owarasetai çıkacağını bildiğim ama direkt "Tamam, bu sezon izlerim bunu" demediğim bir animeydi çünkü nasıl bir şey olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Ama bölümün başındaki şekilde devam ederse kesin izlerim. Tamam, henüz 6. dakika ve kararımı verdim: İzlerim bunu. Hem çocukluk arkadaşı romantizmi hem de Kaguya-sama kafası. İki bayıldığım şey bir arada. kjsbfask tam Kaguya-sama kafası lan. sdsbdsk eleman "shoujo" manga ile çalışıyor lkjqannwfls ve sırf kız sevdiğini söylediği için lwewsşapsş. Oğlum niye bu sezon her seri bu kadar güzel lan? Yalnız şu alakasız CGI'lar hiç mi hiç hoşuma gitmedi. Muhtemelen bütçe eksikleri falan olduğundan böyle yaptılar çünkü insan durduk yere sohbetteki el hareketini CGI yapmaz.

Delinin teki. Aile evinde hayatta kalmaya ve daha fazla acı çekmemek için umudu öldürmeye çalışıyor. Erdem Ö. Hayalî mahlasıyla kitap* yazdı, şimdi de yayınevlerinin yamyamlıkları ve doğrudan yayıncılık servislerinin onlardan da beter olması nedeniyle umarsızca bir çıkış yolu arıyor. Sadece birini yayımlatabildiği, onun hakkında da "Yayımlatmaz olaydım!" diye düşündüğü tüm kitaplarını yazdığı mahlası artık bloğunda da kullanıyor.

*Ejderin Mührü (ALMAYIN! Benim yazdığım kitap değil bu, editörün kafasına göre yaptığı değişiklikler ve hatalarıyla dolu bir saçmalık sadece. Halihazırda aldıysanız, düzeltme işini yaptıktan sonra bir şeyler ayarlayacağım. Eposta atın.)