Öne Çıkan Yayın

Beni Her Yerde Bulun (BU YAZI BAŞA İLİŞTİRİLMİŞTİR)

İletişim için: semender101@gmail.com Şahsi blog: E, burası zaten. ~Gerektikçe güncellenecektir.~

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Vücut temizliği bağımlılarına doğada hayatta kalma kılavuzu

El sabunu: El sabunu yerine, kül ya da kömür tozu kullanabilirsiniz. İkisinin de mikrop öldürücü etkisi vardır. Ayrıca, külleri; deterjan yerine de kullanabilirsiniz. DİKKAT! Kömürü asla deterjan olarak kullanmayın!

Şampuan: Yumurta... Çiğ yumurta. Evet, yumurta. Yumurta; saçı canlandırır, yağlarını emer, kepekleri önler. Üstelik; balıklar için de yem olur.

Duş jeli: Vallahi doğada bunun nasıl olduğunu ben de bilmiyorum. Ama bir ihtimal; hareketsiz durursanız balıklar üzerinizdeki kirleri yiyecektir.

Kese: Sünger... Süngeri hadi survival'da bulmak ayrı dert, çıkarmak ayrı dert, kurutmak ayrı dert, kullanmak ayrı dert... Ama alternatifi yok mu hiç? Var tabii ki! Kedi dili, harika bir kesedir. Pürtüklü yüzeyiyle kirleri temizler, tükürüğündeki maddelerle mikrop öldürür. DİKKAT! Kedinin dilini koparmayın! Kendinizi ona yalatın! Aksi halde pek bir işe yaramaz. Nasıl mı yalatacaksınız? Gayet basit: Kendinizi ona sevdirin! Ha; kedileri sevmiyor ya da huylanıyor musunuz? Başka alternatifler de var. Mesela irice, alt yüzeyi düzümsü bir taş. Keskin kenarlı daha iyi olur. Bu taşı tuza ya da küle yatırın, ardından arıttığınız suyla iyice yıkayın ve sonra yine arıtılmış suyla iyice kaynatın. Suyu çekilene kadar. Ardından kullanabilirsiniz. Sivr kenarlarıyla kaşıntıları giderecek, kirleri çıkaracak, bir kese işlevi görecektir.

Diş fırçası (Kendinden macunlu): Misvak çalısının dalları... Bulamazsanız (ki çölde değilseniz muhtemelen bulamayacaksınız) söğüt ağacına bir oyuk açın. Daha sonra iç yüzeyinden çubuk ya da istediğiniz şekilde şeyler yapın. İşte size diş fırçası, hem de kendinden macunlu.

22 Mayıs 2015 Cuma

ST. Kampı Kamp Alanı İncelemesi

Bu metinde geçecek olan terimimsiler:
Yöre: Kamp alanını da içine alan çamlığı, köyü, mezarlığı, tarlaları ve barajın etrafını içine alır.
Bölge: Kamp alanının da içinde bulunduğu çamlığı ifade eder.
Alan: Kamp alanı tayin ve tahsis edilmiş alanı işaret eder.
Civar: Bölge dışında ama Alan'a yakın yerleri ve ayrıca göletin çevresini ifade eder.
BİTKİLER
Yörede 5 çeşitten fazla ısırgan yetişmesine rağmen bölge ve civarda yoktur. Yine dik akyonca da yörede bolca yetişmesine rağmen civar ve bölgede pek yoktur. Karahindiba ve sütlü hindiba yörede
                                                                                                     (Yenilebilir)      (Zehirli, sütle-
                                                                                                                                ğen yerine kul-
                                                                                                                                lanılabilir)
çok bol olarak var olsa dahi bölgede nadiren bulunur. Bölge'de gürgen, meşe ve çamlar vardır; özellikle Alan'da bolca gürgen bulunur. Gürgen fıstığı, meşe palamudu, çam sakızı bu bitkilerden gelen gıda maddeleridir. Ayrıca civarda kuşburnu ağaçları da vardır. Bölge ve civar'da olmasa da Yöre'de "acı elma" olarak geçen yabani elma bolca yetişmektedir. Ayrıca bölgede "karamık" olarak geçen böğürtlen ve "dağ çileği" olarak geçen yabani çilekler vardır. Ayrıca yörede "sıçanotu" olarak geçen ballıbaba'lar da bolca bulunur.
HAYVANLAR
Yöre, bölge, alan ve civarda iki yenilebilir kertenkele vardır: Gökyeşil ve yeşilbaş. Gökyeşil derisi ve ısırığı zehirli ama eti yenilebilir bir kelerdir (Lacerta viridis). Diğer kelerlere oranla daha kısa ama daha tombuldur. Yeşilbaş ise İstanbul kertenkelesi (Podarcis sicula), Duvar kertenkelesi (Lacerta muralis) gibi görünüşü birbirine -ve gökyeşile- benzeyen yenilebilir ve zararsız bir kaç kertenkelenin ortak adıdır. Civar'da yeşil su yılanlarına (Natrix tessellata) rastlamak mümkündür. Gölet ve nehirde ise alabalık (Salmo trutta), sazan (Ciprinus spp.), tatlısu kefali (Leuciscus cephalus), yayın (Siluridae), renkli sazan (Carassius auratus x Ciprinus; Carassius carassius; Carassius auratus x Carassius spp.; Carassius cyprinus etc.) ve panga balığı (Pangasius spp.) başlıca türlerdir. Bu türlerin hepsi yenilebilir olup renkli sazan japonbalığı ve sazan kırmasıdır. Dişileri erkek sazanlarla çiftleşip soyunu devam ettirebilir; erkekleri de çok verimli olmasa da döl üretebilir. Renkli sazan çok kılçıklıdır ve sazandan farklı olarak her yeme atlamaz. Ayrıca ova kurbağası (yenilebilir)(Pelophylax ridibundus) ve parlak yeşil çizgili ova kurbağası (zehirli)(Pelophylax ridibundus greenstrip) civar ve göletteki başlıca kurbağa türleridir.
Panga balığı ve yayın balığında yanılma payı vardır.
SONRADAN EKLENEN NOTLAR
Yörede en az üç çeşit labada olmasına rağmen civarda sadece "ekşi ot" denen labada benzeri bir ot çeşidi bulunmaktadır, o da nadirdir.
Yöre ve bölgedeki başlıca tehlikeli hayvanlar köpek, yaban domuzu, ayı, sansar ve yörede "gelinkadın" olarak geçen gelinciktir. Bunlardan gelinciğin ve sansarın eti ve ayı pençesinin çorbası yenir.Ancak bölge ıslah edilmiş olduğundan; bölgede ayı ve domuz izlerine rastlanılmamıştır.
Yörede ayrıca sincap, uçan sincap, fındıkfaresi, yediuyur, cüce avurtlak, tarla faresi, yabani kobay, ev faresi, sıçan gibi kemiriciler bulunup; bunların bölge, alan veya civarda olup olmadığına dair bir kanıt yoktur.
Ayrıca bölgede geniş yapraklı, ateş düşürücü etkisi olan ve sıtma ilacı olarak kullanılan geniş yapraklı bir bitki de vardır. Bu bitki yenmeyip, vücuda sarılmak suretiyle kullanılmaktadır.
Göletteki bitkiler ise kızıl sarmaşık (Althernanthera reineckii), elodea, süslü kabomba, kütükler, yosunlardır. Ayrıca bölgede bolca karayosunu ve liken bulunur.
Yörede yetişen pek çok mantar vardır ama bunların mevsimi genelde sonbahardır. Mutbaşı gibi bazıları ya da diken mantarları, ilkbaharda da çıkar. Ayrıca nadiren yazın da melki ve "gızili" olarak geçen yabani kültür mantarı bulunabilmektedir.
Yörede ayrıca tilki ve kurtlar da yaşıyor olup; iki tür de ömrü-hayatım boyunca tarafımdan görülmemiştir.
Ayrıca yörede üç çeşit yabani nane olup bunlara "eşek nanesi", "köpek nanesi" vs. denir. Bunlardan en az bir çeşidi alanda da bulunmaktadır. Bu yaban nanelerinin tadı naneden ziyade naneli sakıza benzer.
BÖRTÜ BÖCEK
Börtü ile kastım, böceğe benzeyen ama böcek olmayan örümcek, solucan gibi hayvanlar. Neyse... Bu başlıkta genel olarak hepsine "böcek" diyeceğim. Yöredeki başlıca tehlikeli böcekler karınca, çıyan, karadul (örümcek), yaban arısıdır. Başlıca yenilebilir böcekler ise Anadolu tarantulası, salyangoz, çekirge, cırcır böceğidir. Ayrıca bölgede kurtçuk, larva ve nimfalar (özellikle de patates böceği nimfleri) bulunmaktadır. Bununla birlikte; yörede oldukça fazla solucan çeşidi yaşayıp, bazıları Bilecik'e özgüdür.
SONRADAN EKLENEN NOTLAR2
Yörede ayrıca karga, kırlangıç gibi kuşlar yaşayıp; bunlar az vardır.
Yörede pek çok yulafımsı ve çavdarımsı olmasına rağmen, bölgede çok azı vardır.
Ayrıca Alan'da olmasa da bölgede çok fazla eğrelti vardır.
Ayrıca bölge ve civarda küçük böğürtlen (yer böğürtleni, gece kilidi) (aşırı zehirli, diline değdiği an zehirlemeye başlıyor)(rubus sanctus/rubus canescens/rubus discolor) de bulunur.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Evrim Geçirmiş Kelimeler

Canlılar için evrim var mıdır yok mudur bilmiyorum ama kelime ve diller için kesinlikle vardır.

Mäñ: Önce Mäng'e, sonra Mən'e, en son da Bən'e dönüşmüş. (Ä harfi A'ya yakın bir E sesidir. ə harfi de A'dan çok E'ye benzeyen bir A sesidir)
Pençşenbe: Perşembeye dönüşmüş zamanla. Ama bu kelimeyle ilgili şöyle bir şey var: Osmanlı'da çoktan "perşembe"ye dönüşmesine rağmen Osmanlı alfabesi (Arap alfabesinden farkı: Bazı ek harfler. Pe, Çim, Nef, Gef. Ayrıca bazı harflerin şekli de biraz değişik) ile yazılırken "pençşenbe" gibi yazılır.

Pezemeñ: Bu kelime olarak adaptasyon, anlam olarak evrim geçirmiş. Önce pezebeng'e, sonra da başka bir kelimeye dönmüş. Ama anlamı; Pezemeñ kelimesinin asıl anlamı iş adamıdır. Muhtemelen günümüzdeki anlamı için argo olarak, gönderme olarak kullanılıyordu muhtemelen.
Xa: (Buradaki x "ks" olarak değil, gırtlaktan bir H sesi olarak okunur.) Bu kelime hem anlam, hem de kelime evrimi geçirmiş. Xa kelimesinin asıl anlamı "evet". Evet sonradan uydurulmuş veya başka bir dilden geçmiştir bu arada, kesinlikle Türkçe'de olan bir kelime değildir. Xa önce Ha'ya (Türkçe'de daha sonra etkileşimlerle bildiğimiz normal H sesi çıkmıştır. Özünde sadece X vardır. Ama onda da günümüzde tamamen H'ye dönüşmüştür), sonra Hay'a (Bu arada Japonca'daki "evet, tamam" vs. anlamlarına gelen Hai kelimesi de "hay" olarak okunur. Buradan da ayrıca bkz. Japonca ve Türkçe'nin Aslında Aynı Dil Olduğuna Dair Kanıtlar serisi), daha sonra da Hayır'a dönüşmüş. (Muhtemelen önden bir "hayyığa" evresi atlatmış) İşte, sonra da kim "evet"i uyurduysa bu kelimenin bahtına da zıttı düşmüş. Ha, o zaman hayır'a ne diyorlardı diyorsanız; "yok" ya da "yo" diyorlardı. Günümüzde de "yo" kelimesi hala hayatımızdadır.

Öğgü: İşte zamanla "öwgü"ye dönüşmüş. (La bu w, x, ä, ñ filan ne diyorsanız sizi şuraya alalım)
Teñri: Önce Tengri'ye, sonra Tenri'ye, en son da kalınlaşarak Tanrı'ya dönüşmüş.

Eb: Ev'e dönüşmüş.

Ha, bu arada; Türkçe "Otağ" ve Japonca "Otaku" kelimeleri aynı kökten gelir. İkisi de evi işaret eder. Ayrıca Otağ'ın Otak, Otuw gibi de telaffuz edilmesi destekler nitelikte.

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Nerdeydin La Onca Zaman? Diyenlere

Siz burada asosyal asosyal yazı beklerken ben hayalimin fragmanını yaşıyordum. Köydeydim. Civciv kümesi yaptım, kamp alanını inceledim (ST. Kampı, gelmek isteyenlere kapımız açık)... Yazacak yazılar buldum. Salçadan ketçap çıkardım, çeşit çeşit yiyeceği odun ateşinde yaptım; ip, yay yapma ve bıçak fırlatma başarımlarını kazandım. Bir de dav evi yapmaya çalışırken iki tahtayı birbirine çakamadığımı öğrendim. (Kazma olduğumu zaten biliyordum da...)
Civcivler:

Sarı olanın ismi Yukino, tavuk diye aldığımız ve asosyal olduğu içim öyle koydum. Horoz çıkarsa Hikigaya olarak değiştireceğim. (Ama hikki x yui'ciyim ben) Kızıl olana Chocolat (Tabii ki Japonca telaffuzu: Shokora) diyorum, tüy rengi onun saçına benzediği için. (Chocolat NouCome'den bir karakter) Kahverengi kırçıllı olanın adı Izaya. Evet, Durarara'dan. Önce "kaçak"tı ama Izaya daha iyi oldu. Beyaz tüylü siyahınsa henüz adı yok.
Çakamadığım tahtalar:

Ketçap tarifi:
Salçayı alın, biraz şeker, aynı miktarda tuz, sirke ve az sarımsak koyun. İyice karıştırıp eritin. Ketçabınız hazır, hadi afiyet olsun.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Türkiye'den Neden Otaku Çıkmaz?

Biz anime-severler genelde kendimizi "otaku" olarak tanımlasak da anime izlemek ve sevmek otaku'luk için yeterli değil. Türkiye'de otakuluk imkansızdır, görüşünü savunanlar var; ama ben onlara katılmıyorum. Benim görüşüm, Türkiye'den otaku çıkar ama zenginse... Ama yine de kendimi otaku olarak tanımlamaya devam edeceğim.

Öncelikle, "Otaku" nedir?

Tek otaku çeşidi anime otaku'lar değil. Otaku kelimesi o-taku'dan gelir. "Taku" ev, "O-taku" yuva demek. Genel olarak; hikikomorilerin bir alt seviyesi. (Hikikomori konusuna daha sonra değinirim isterseniz) 

Otakular, hayatlarını bir şeye adayan kişiler. Çok çeşitli otakular var. Otakuların genel özelliği kendini adadığı şey ile kendine ait girilmez bir dünya oluşturmaları ve bu alanı diğer otakularla paylaşabilmesi. Oysa hikikomori'ler alanlarını asla başkalarıyla paylaşmaz. Neyse... Bu otakular biriktiricidir, meraklıdır ve hatta paylaşımcıdır.

Otaku genel olarak böyle. Ancak günümüzde Japonya'da dahil tüm Dünya'da otakuluk animeyle öyle eşleşmiş ki, artık "anime otaku" yerine sadece "otaku" deniliyor.
Konuya gelelim mi artık?
Gelelim. Türkiye'den neden otaku çıkmaz; başlık bu. Ancak Türkiye'de otakuluğun zorluklarını anlatacağım.

1. Zenginlik
Japonya'da DVD, Blueray, mangalar, manga dergileri, figürler gibi şeylere rahatça ulaşabiliyorsun ve hatta ucuz bile sayılırlar (Hiç Japonya'ya gitmedim, o yüzden "arkadaş sallama orada da pahalı" vs. eleştirilere açığım). Oysa Türkiye'de bulmak başlı başına bir çile, zulüm olduğu gibi fiyatlar da ölümcül derecede pahalı. O yüzden Türkiye'den otaku çıkması için zengin olması gerek. (Biz daha manga bulamıyoruz, Avrupa'da Amerika'da adamlar figür üretmeye başlamış) Buradan yetkililere sesleniyorum (He aq onların da işi gücü yok okuyorlar burayı, benimki serzeniş sadece): Şu figürleri getirin lan! Ucuz olsun... Çin'den sipariş versen, kargoya da kendi uçağını göndersen ucuza gelir... Ama yok nerede... Çin'den Avrupa ya da Amerika'ya, orada yenin dolara/euroya çevrilişi artı kargo ücreti artı kar payı, oradan Türkiye'ye artı yol parası artı kar payı vs. vs... Sonuç: 150 TL'lik chibi figür. Dalga mı geçiyorsunuz lan? Hayır yeterince dolarım olsa ve kargo ücreti olmayan bulsam aliexpressalibaba vs. sitelerden bile alacağım ya. Yetti. (Evet, zengin olsaydım gerçek bir otaku olurdum)(Sahi, neden Ali? Aynı kişiye mi ait acaba?) Of of... 

2. Bulmanın Zorluğu

Önceki maddede o kadar serzenişte bulundum ya bunun hakkında?

3. Birine "ben otakuyum" dediğinizde toplumda sanki milyonda bir görülen bir hastalığa yakalanmışsın izlenimi uyandırması ve ardından gelen dedikodu dalgası

4. Animeyi çocuk işi olarak gören toplum

Toplumu bilinçlendirelim arkadaşlar, otta'lar (Evet, otakutürk'de takılıyorum. Ama üye değilim). Mesela onlara DxD, Boku no Pico vs. seyrettirelim. Eminim çocuk işi olarak görmekten vazgeçerler. (Mesela benim tüm sülalem animenin ne olduğunu biliyor. Naruto'nun chuunin sınavlarını ve Another'ın kanlı sahnelerini izlettirdim. Bizim elimizde)
5. Her animeyi hentai sananlar

Evet, böyle bir grup da var. Ki yazarlarımızdan Kaan da bir zamanlar bu grubun içindeydi. Umuyorum artık öğrenmiştir animenin ne olduğunu. Şimdi arkadaşım... Hentai de bir anime türü, tamam, orada sıkıntı yok. E be arkadaş (buraya acayip "yaprak" yazasım geldi ki yaprak değil anlayacağınız üzere) tamam her animede ecchi unsurlar olabilir de her animeyi hentai sanmak ne? Kızsan hiç mi Sailor Moon (Ay Savaşçısı) izlemedin, erkeksen pokemon izlemedin mi?

6. Türkiye'de Japon kültürüne duyulan saygısızlık ve sevgisizlik

Evet, bu durumdan da en çok biz uzakfoğu fanları etkileniyoruz. Burada sadece "Japon" olarak alacağım ama "Kore" versiyonu içinde aynen geçerli. Bir kere, sen bu kültüre saygısızlık edemezsin. Neden? Türk ve Japon kültürü, tıpkı diller gibi, ortak atadan geliyor da ondan! Mesela; şiş kebabı, baklavayı senden daha çok seven Japonlar var. (Evet, Haru'nun abisi "noodle saçlı Yuzan"dan bahsediyorum. Tamam, bir anime karakteri ama sonuçta mangaka da yemiş ya da bir yerden duymuş.) Neyse... Bunun hakkında daha fazla konuşamayacağım, ben ağlayıp geliyorum.
Mesela; Japonya'da kız ve erkek çocuklar için iki tane olmak üzere çocuk bayramı olduğunu biliyor muydunuz? Buradan "Dünya'daki tek çocuk bayramı 23 Nisan'dır" diyen zihniyete cevabım: Japonya çoktan keşfedildi. Evet, bu arada; her tür putlaştırmalı, dogmatik zihniyete karşıyım. Geleneklere, inançlarına, liderlerine bağlı ol tamam; hatta onlar için öl. Ama yeni fikirlere de açık ol. Ayrıca insanları kutsallaştırma, her insanın hatası olabilir ki hatasız kul olmaz zaten. Peygamberler dahi hata yapmış, sıradan insanlar nasıl yapmasın? Dağıttım iyice... Neyse...
7. Türkiye'de Japon ve Koreli erkeklere "kız" gözüyle bakılması

E haliyle daha normal insanın erkek mi kız mı olduğunu anlayamayan insanlardan anime karakterleri ve hideyoshi/trap mevzusunu anlatmaya çalışıyoruz... Daha işimiz uzun dostlar. Hatta şimdi bir hedef koyuyorum: Türkiye'de anime bakanlığı... Yok lan, Japonya'da bile yok muhtemelen öyle bakanlık. Ama anime sınıfları açılana kadar... Ya da yok, Türkiye otakuların gücünü kabul edene kadar! Evet, bu hedef iyi. Öhöm öhöm... Nerede kaldık? Evet... Sizin de aklınıza gelenler varsa... Buldum... Yorumda belirtmekten çekilmeyin.
8. Hayatını bir şeye adamanın imkansızlığı

İlla annen "az dışarı çık, boş işlerle uğraşma" diyecek, illa etraf "boşuna para harcama" diyecek. İlla okul, iş vs. Yalnız kalmak istesen bile illa bir öküz/odun yanına gelecek. (Ve ben bunu erkek halimle söylüyorum)

Sizin de aklınıza gelenler olursa yorumda belirtmekten çekinmeyin.

1 Mayıs 2015 Cuma

Gel vatandaş gel taze taze animeler var

Bu 2015 - 2016 sezonu anime-manga açısından çok bereketli bir sezon.

Naruto Gaiden olsun, The Last olsun... Sonra Gintama yeni sezon, Hihgschool DxD BorN, bir sürü serinin yeni sezonu ve yeni yeni süper, sağlam animeler; Ansatsu Kyoushitsu olsun, DanMachi olsun...

Yani demem o ki; yaşadık Otaku kardeşler, yaşadık otaku-nii ve otaku-nee'ler... Yaşadık otakussan'lar(Varsa tabi)... Yaşadık lan... Ah ne olurdu bir de NouCome ile Another'ın da yeni sezonu çıksaydı... Ulan şunların Ranobe'sini çevirin de devamını okuyalım be! Ama tabii; bu sezon bizleri üzecek şeyler de oldu.

Bleach yeni sezon, her zamanki gibi çıkmadı (İnşallah ilerleyen zamanlarda çıkar, duyuruldu ama icraat yok. Japon'sunuz oğlum siz, bir günde 100 bölüm anime çekmeniz lazım!)

Naruto insanı filler'a boğdu, bizi ayar etti.

Ansatsu Kyoushitsu'nun çevirileri gelmek bilmedi (Manga olmuş 95 bölüm biz bilgisayar başında İngilizce altyazısı iki hafta önce çıkan bölümün çevirisini bekliyoruz; evet, 12., 13. ve 14. bölümlerden bahsediyorum)

Yahari'nin yeni sezonu sonra... (Yahu bak ne güzel Yahari'nin yeni sezonunu çıkarmışsınız; şu Another'la NouCome'ye de el atsanız. Hayır, kitabın İngilizce çevirisine bile razıyım; translate'ten çeviririm. O da yok ki hiç bir yerde. İlla insana Kanji öğrenip oraya getireceksiniz! Cık cık cık)

Allah rızası için, kami-sama no ai yapın şunu! Adamı hasta etmeyin lan! Bakuman'dan biliyorum oğlum sizin manga sektörünün pisliklerini... Anime sektörünün de açıklarını Ginpachi sensei söyledi... Bak, NouCome çıkardığınızda manyak seriler vardı ama o yüzden tutmadı. Doğru sezonda çıkarsaydınız, şöyle milletin yepyeni seriler aradığı dönemde -mesela 2014 döneminde- deli tutardı o.

Ulan, niye bunun ranobesi yok hiç bir yerde? Bir site "bende var" diyor, açıyorum kitap hakkında bilgi veriyor. Nereden okuyacağız lan? Hani light novel, hani manga, hani anime? Ha? DxD'yi üç sezona çıkarmayı, 7 kitap yazmayı biliyorsunuz ama... (Evet, 7 kitap. Nasıl bir ruh halindeyse yazar, hala sonunu getirmemiş manyak) Ulan yok mu şöyle ranobe okuyabileceğim bir yer? Ha? Noooyuy...

Hayır, benim ranobe yazmamla bu işin hiç bir ilgisi yok... Bak yine sinirlendim, şimdi sinirden gidip ice tea içeceğim. Ama evde kalmadı... Al işte, adamı hasta ediyorlar...

Bakalım... Yaa inşallah Japonya'ya giderim ya... Oraya gidersem yiyip içeceğim şeylerin listesini yapayım bari (Bakam aileme dedim "yazın Japonya'ya gidelim mi?" diye, cevap bekliyorum)

Tabii ki ramen. Japonya ya da Kore'ye gidip ramen yemeden dönmek ha? Dalga mı geçiyorsun? Miso ja nai, niga ja nai.
Takoyaki. Evet, belki bize pek uygun değil ama tadını merak ediyorum.
Kare raisu. Evet, bakalım Japon sebzeli pilavı nasıl oluyormuş?
Surimi de istiyorum.
Ha, bu arada; Çin'den yemek çubuğu geldi. Kardeşimin bir arkadaşının annesi Çinliymiş, Kuaizi getirdi.
İşte resimleri:

Nerede kaldım? Hah, surimi.
Yuba yemek istiyorum (Soya sütü kaymağı)
Hanami dango! Hani şu renkli olanlar...
Senbei de yemek istiyorum.
Ayrıca calpis ve calpico da içmek istiyorum, bakalım tatları nasıl? Öte yandan; Japonya'da olup Türkiye'de olmayan siyah kaplı makarneks'in de neli olduğunu merak ediyorum.

Bu arada niye bugün yazdım ki bu yazıyı? Yarın yayınlayacağım... Ama otaku damarım tuttu, ne yapayım? Elbette bunda anime izlemek için gelmesini yana yakıla beklediğim internetin de payı var, hala gelmedi BAKA. Ama süper serilere başladım. Bunun da payı var. Aslında Shuonen Jump'ın Japonca bir sayısını almak istiyorum, elimde Japonca bir şeyler olsun... Japonya'dan figür de almak istiyorum, orada ucuzdur.
Ha, bir de hashi ve Japonların kullandığı seramik, küçük kaşıklardan istiyorum. Hani miso çorbası içerken ve kare raisu'nun sulu kısmını yerken kullandıkları.
Hashi'ler keskin kenarlı olduğundan daha kolay tutuluyor Kuaizi ve Jeosgalak'a göre.